• USD 5.9944
  • GBP 7.6094
  • EUR 6.8267

ÖLÜMCÜL BİR TESADÜFÜN ARDINDAN - CAN UĞURATEŞ

8 Ağustos 2018 Çarşamba 10:23

“Genç Sırp terörist, Franz Ferdinand’ı ilk girişiminde öldürmeyi başaramadı. Onun yerine Arşidükün arabasının şoförünü yaraladı. Valinin konutuna gelip, Avusturyalı idarecileri ihmallerinden dolayı cezalandırdıktan sonra, Franz Ferdinand, yanında karısı olduğu halde şoförünü hastanede ziyarete karar verdi. Asil çiftin yeni şoförü, hastaneye giderken yanlış bir yola saptı ve girdiği sokaktan geri geri çıkarken, bir kaldırım kahvesinde hayal kırıklığını içkiyle yatıştırmaya çalışan şaşkın bir vaziyetteki suikastçının tam önünde durdu. Kurbanlarının kendiliğinden ayağına gelmiş olduğunu gören katil, ikinci girişiminde başarısız değildi. Bir kazayla başlayan olay bir Yunan trajedisinin kaçınılmazlığıyla büyük bir yangına dönüştü.” (Diplomasi, H.Kissinger, İstanbul 2017, s:203)

Birçoğunuz yazının girişini okuyunca şaşırdı. Çünkü okullarda, tarih derslerinde, Birinci Dünya Savaşının yüzeysel başlama sebebi olarak gösterilen bu olayı, kısaca Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp suikastçı tarafından öldürmesi olarak dinledik ve okuduk. Ancak detaylar, her daim önemli olabilecek çıkarımları da içinde barındırır.

Yüzeysel olarak bu suikastın bahanesiyle çıktığı iddia edilen Birinci Büyük Savaş sonunda, Dünya tarihi büyük bir değişimle yeniden yazılmaya başlanırken, imparatorluklar ortadan kalktı, yönetim sistemleri değişirken, demokrasi kavramı pekişti.

Başkanlarından Monroe tarafından ortaya konan doktrinle kendi kıtasında yalnızlaşmayı kabul eden ABD, bu Büyük Savaşta, Avrupa’ya müdahale etmeyi zorunluluk olarak gördü ve daha sonraki gelişmelerde de küresel güç konumunda, dünyanın hemen her köşesine müdahaleden çekinmedi. 

Monroe Doktrininden yaklaşık bir yüzyıl sonra, başka bir ABD Başkanının, Başkan Wilson’un ortaya attığı ilkelerle, bugünkü pek de yaptırımsal gücü olmayan Birleşmiş Milletler Örgütünün öncülü olan Milletler Cemiyeti kavramı ve içeriği kabul görürken, ABD’nin, zaman içinde farklı projelerle belirlenmiş misyonlarda kendi hedefleri doğrultusunda dilediğince esneterek kullandığı self determinasyon ilkesi benimsendi. Üzücü olan bunun ilk uygulamalarının Osmanlı topraklarında yaşayan halklara çok büyük kazanımsal bir hak olarak sunulmak istenmesiydi. Ardından manda ve himaye kavramı geldi ki sömürgenin üstü örtülü hali olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Bu ilkelerle savaş tazminatı öngörülmezken, Almanya ve Türkiye dâhil Osmanlıdan sonra kurulan yeni devletler, yüklü tazminatlarla karşılaştılar. Savaş sonucu yeni siyasi gelişmeler, ekonomik dengesizlikler ve önlenemeyen milliyetçi akımlarla, İkinci Büyük Savaşın önü de açılmış oldu.

Planlandığı gibi eyleme dönüştürülemeyip, tamamen tesadüflere bağlı gelişmelerle hedefine ulaşan bir suikast, devamında geldiği iddia edilen Birinci Dünya Savaşıyla ardında hayatını kaybetmiş yaklaşık on yedi milyon insan ile dağılmış binlerce aile bırakırken, bu savaşın sonuçlarıyla gelişen İkinci Dünya Savaşında da 60-75 milyon insan öldü.

Küresel dengeler tamamen değişim gösterirken, günümüzde yeniden oluşturulmaya çalışılan dengelerle, hiçbir ilke gözetilmeksizin insanlar ölmeye devam ediyor. Üstelik insan haklarının korunumuna yönelik tüm girişimler, yine bu konudaki antlaşmalara, beyannamelere imza atmış olan güç odakları tarafından ya da onların finanse ettiği, örgütlediği vekâlet savaşçıları aracılığıyla ihlal ediliyor.

Bu suikast başarıya ulaşmasaydı da kuvvetle muhtemel dönemin küresel gelişmeleri ile Avrupa’da şekillenen ve yaklaşık iki yüz yıl boyunca Napolyon, Bismarck, Wilhelm, William, Nikola, Disraeli ve siyasi tarihe imza atmış diğer karakterlerce yürütülen diplomasiyle, mümkün olduğunca barış ama gerektiğinde kesinlikle kazanıma yönelik savaş anlayışıyla, realpolitik kapsamında değişim ve güç dengeleri için savaşlar çıkacaktı.

Ancak kim bilir ki belki de her şey, bir şekilde barışa yönelik tedbirlerle yoluna konulacaktı.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI