EGEMENLERİN ÜSTÜNLÜĞÜ VE DEMOKRASİ - CAN UĞURATEŞ

1 Eylül 2018 Cumartesi 00:32

Varoluşlarından bu yana insanlar, öncelikli olarak güvenlik ve diğer temel ihtiyaçlarını daha kolay karşılayabilmek adına birlikte yaşamayı alışkanlık haline getirmişken, her dönem, en önemli problemler arasında ilk sıra, yönetimin nasıl olacağı ve yöneticilerin kim olacağının belirlenmesi konusuna ait oldu. İnsanların, temel ihtiyaçlarının karşılanmasını kolaylıkla sağlamak maksadıyla kurulan yapılar, toplumların devlet sistemlerini oluştururken, bir yandan da kimi zaman zekâ kimi zaman imkânlarının üstünlüğü kimi zaman da bedensel güç ile ortaya çıkmaya başlayan yöneticiler, günümüze kadar ulaşan süreçte hem demografilerin hem coğrafi dağılımın hem de jeopolitiğin şekillenmesinde önemli roller üstlenmiş oldu.

Kadim kaynaklara göre: İnsanlar, yaratılıştan itibaren aynı dili konuşur ve mümkün olduğunca uyum içinde yaşarken, Babil’de yaşanan gelişmeler üzerine, tanrıların, insanın tanrısal güçlere erişmeye başladığını görmesiyle, bir daha bir araya gelmemeleri ve birbirlerini anlamamaları maksadıyla, yönetici Tanrı kararıyla insanlara ortak dili unutturup, guruplar halinde farklı bölgelere göndermesiyle ayrışım başlar. Bu gün, ayrışımın hangi nedenle ve nasıl olduğu tartışılsa da Kadim kaynakların, efsanelerin, mitlerin temelinde yatan gerçeklerle yola çıkarsak, muhtemelen bu kararın uygulanmasıyla ya da şöyle diyelim: Ayrışımın etkin farkındalığıyla, jeopolitiğin temelleri de atılmış oldu.  Farklılaşan toplumların, birbirleriyle zorunlu etkileşimlerinden kaynaklanan iletişim isteği ile de diplomasi gelişti.

Bu durumda, siyaset, insanlığın zekâ seviyesi arttıkça gelişmeye devam ederken, ortaya çıkan ve ideolojinin tanımında anlamını bulan kavramlar, toplum içi yapılanmaların şekillenmesinde bilinçli ve planlı olarak güçlü olan tarafından kullanılarak, yönetimler, menfaatlere uygun kurulmaya başlandı. Gücün hak olduğu, yönetimsel süreçlerin devamlılığında, yapılan uygulamaların acımasızlığıyla ortaya çıktı.

İnsanlığın devamlılığında, farklı yönetim sistemleri denenerek, bu gün dünya üzerine yoğun olarak kullanılan demokrasinin, eksileri olsa da artılarının fazlalığında kullanılması kabul görürken, siyaset ve diplomasinin doğal olarak güçlüden yana şekillendiği, realpolitikle, acımasız bir gerçek olarak ortaya kondu. Dünya, diplomasinin çaresizliğinde, iki büyük savaş gördü.

Küresel sistemde mevcut ülke yapılanmalarından bazıları kullandıkları isimlerde oynamalarla, “Demokrasi” kavramının tanımı ardına sığınmaya çalışırken, genelde azınlıktaki egemen kesimin değişmeyen yönetiminde ve bu kesimin refahı uğruna savaş veren fakat yaptığının farkındalığından uzak diğer ve çoğunluktaki kesimin çabaları, egemenleri daha da güçlendiriyor. Egemenlerin farkında olduğu bir sır, üzerinde çalışılmış, manipüle edilmiş kavramlarla ve etkin organizasyonlarla kullanılarak, çoğunluğun bilinçlenmesi, bir yerde at gözlüklerini çıkarmaları önleniyor. Bu sır; etkin, modern, bilimsel temelli, felsefeyi düstur edinmiş bir eğitim sisteminin varlığıyla bilinçlenen, toplumu oluşturan temel unsur olan bireyin, gücünü, kararlı ve etkin kullanmasıyla, egemenliği kolaylıkla kontrol altına alabileceği gerçeği. Bu sırrı bilen egemen, doğal korunma istemiyle, öncelikle eğitimi, istemleri doğrultusunda düzenler.  

“Egemen kesimin iktidardan düşebilmesinin yalnızca dört yolu vardır. Ya bir dış güç tarafından alt edilecektir, ya ülkeyi yönetmekte, kitlelerin baş kaldırmasına yol açacak kadar yetersiz kalacaktır, ya güçlü ve hoşnutsuz bir orta kesimin doğmasına engel olamayacaktır ya da kendine olan güvenini ve yönetme isteğini yitirecektir. Bu nedenlerin hiç biri tek başına işlemez, dördü de şu ya da bu ölçüde bir arada etki eder. Kendini bunların hepsine karşı koruyabilen bir egemen sınıf, sürekli iktidarda kalabilir. Önünde sonunda, belirleyici etken, egemen sınıfın zihinsel eğilimidir.”(George Orwell, 1984)

Gücün hak olmaktan çıkarılıp, egemenliğin, kayıtsız şartsız, toplumu oluşturan temel unsura ait olduğu; hakkın, adaletle ve egemenliği kontrol eden temel unsurun atadığı vekillerce konulan kanunlarda, hukukun üstünlüğünün benimsenmesiyle, eşitlikle korunduğu sistemin, tavizsiz tesis edilerek, uygulanması esas olmalıdır.

Ancak, önünde sonunda belirleyici etken, egemenlerin kurmaya çalıştığı ya da kurmuş olduğu ideolojik gelişimin desteklendiği doktrinsel çabaların, bireyi etki altına almasıyla ortaya çıkan, karar verme yeteneğinin kontrol altına alınması olacaktır. Bu da eğitimin kontrolüyle sağlanır.

O halde, bir kesimin egemen güç olarak devamlılığının sakıncalarıyla, esas egemen olması gereken toplumun temel unsurunun, yani halkın, eğitiminin çağdaşlaştırılarak, demokrasiden sapmaksızın, gelişmiş karar verme yeteneğiyle, verdiği oyların etkinliğinde, bir şekilde gücü ele geçirmiş olanın, denetim dışı kalması rahatlıkla önlenebilir. Bunu başarmanın sırrı: Bilimsel temelli eğitimin etkinliğidir.

Ancak, esas egemen olanın hakkının, hukukunun, huzurunun korunması birinci öncelikken, bunun sırrı da demokraside, demokratik yapılanmada saklıdır. Demokrasi, sonuna kadar demokrasi ama halkın, eğitim seviyesinin yükseltilmesiyle, egemenliğini, hakkını taviz vermeksizin sahiplendiği, hukukun üstünlüğünün vazgeçilmez kabul edildiği demokrasi.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI