• USD 5.8113
  • GBP 7.6255
  • EUR 6.7288

“ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ, ANLAMAYANA……..!” - HAKAN GEDİKTAŞ

28 Eylül 2018 Cuma 11:06

Bugün yazıma izninizle birkaç soru sorarak başlamak istiyorum. Malum köşemizin ismi “EĞİTİM ŞART”. O halde sorularımız da eğitim-öğretim ile ilgili olsun. “Eğitimde neden başarılı değiliz.?” “Eğitim-Öğretim ortamları neden yetersiz.?” “Milyarlarca TL. harcadığımız eğitim-öğretim sistemimiz neden bir türlü istenilen düzeye erişemiyor.?”  “Nerede yanlışlık yapıyoruz….?” Vs.vs.vs…Bu sorular zincirini istesek daha da çoğaltabiliriz.

İzin verirseniz önce mevcut eğitim-öğretim  yapımızı bir özetleyelim. ”Öğrenciyi değil bilgiyi hedef alan ve öğretmen merkezli bir yapı. Bu yapıda öğrenci oturduğu yerden dersini dinler ve ders ile ilgili bizzat tatbik ederek bir öğrenme gerçekleştiremez. Ders ile ilgili herhangi bir laboratuvar ya da atölyede gözleme ve deneye dayalı bilimsel bir çalışma yerine önündeki kitaptan aldığı bilgiler ve öğretmenin anlattığı bilgiler ile yetinir. Ve dolayısı ile kendi başına düşünmeye ,yorumlamaya ,söyleneni ve okuduğunu anlama imkanını elde edemez. Sonuç olarak eğitim-öğretim hayatı boyunca hep öğretmene bağlı kalır.”

Peki o halde nasıl bir Eğitim-Öğretim sistemi.? Eğitimde önemli olan değerli okurlar,öğrencinin öğreneceği konuyu kavramasıdır ,anlayabilmesidir. Kavradığı ve anladığı bilgiyi tatbik edebilmesi ya da başka bir deyişle kullanabilmesidir. Bunları sağlayacak öğrenme yöntemlerini öğrenciye kazandırmadıkça tüm çalışmalar boşa gidecektir. Gerçek yaşamda işe yaramayan  bilgiler yerine onları reel yaşamdan kesitlerle  donatan ,düşünme gücünü ve meseleyi kavramalarını sağlayan ve en önemlisi  hedefleri olan ,kültürel ve manevi değerlere sahip çıkan nesiller yetiştiren bir sistemdir asıl ihtiyacımız olan.

               Yazımızın ilk başlarında bahsettiğimiz sadece bilgi yüklemekten ibaret ,ruhsuz ve amaçsız eğitim yapısının ,günümüzde dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisi olan Japonya’yı “2.Dünya Savaşı” sonrası büyük bir çöküşün eşiğine getirerek ,ülkenin gelişmesini nasıl da durağan hale getirdiğini tarih kitapları açık seçik yazmaktadır. İlgili anlaşma gereği Amerika’ya teslim olan Japonya ,kendi eğitim sistemini terk ederek öğrencilerini Amerika’nın dayattığı eğitim sistemi ile yetiştirmeye başladı. Bu eğitim sistemi ile yetişen koca bir nesil , 1960’lı yılların başlarında ülke sınırları içerisinde değişik sektörlerde iş başına gelmeye başladılar. Ancak görüldü ki iş başına gelen bu nesil ülkenin kalkınma hızını düşürdü , kısaca mevcut düzen bozuldu ve huzursuzluklar baş göstermeye başladı. Daha sonra uzmanların yaptığı inceleme ve araştırmalar sonucunda ,yetişen kuşakların Japonya’nın iktisadi ,sosyal ve kültürel şartlarına uymayan kuşaklar olduğu tespit edildi. Bunun üzerine Japon Devlet adamları ve iş verenleri ,üniversite mezunlarının işe alınabilmeleri için “Japon Kültürel Eğitiminden” geçmelerinin zorunlu olduğu görüşünde birleştiler. İşe aldıkları gençleri işe başlamadan önce bu amaçla düzenlenmiş kurslardan geçirdiler.

               Sonucunda ne mi oldu..? Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden birisine sahip , Dünya Bankası verilerine göre yıllık kişi başı 45.000.- dolar geliri olan ,kültürüne sahip çıkan ve dünyaya teknoloji ihraç eden bir ülke haline geldiler. Bir dakika bitmedi…Bir Japon yılda 25 adet kitap okurken ,bu rakam Türkiye’de 10 yılda 1 kitap….

               Ne demişler…?

“ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ,ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ…”

              

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI