İnovatör öğretmen - MEHMET ALİ ÇİÇEKÇİ

29 Eylül 2018 Cumartesi 12:30

Eskiden öğrenciler  "Eti senin, kemiği benim." diye emanet edilirdi öğretmenlere. Şimdi ise "Çocuğumun tırnağına dokunursan var ya..." tehdidiyle geçiliyor öğretmenin karşısına. Peki ne değişti? Çok şey.

Öğretmenlik sadece bir bileşenden oluşan bir meslek değildir. Öğretmenlik sadece bilmek ile yapılabilecek bir meslek de değildir. Öğretmenlik ruh ister, öğretmenlik gönül ister. Aslında öğretmenlik bir meslek de değildir. Öğretmenliğe meslek demek bile öğretmenliğin kutsallığını azaltır. Öğretmenlik sanatkarlık, zanaatkarlıktır, bestekarlıktır, fedakarlıktır, vefakarlıktır, lütufkarlıktır, sebatkarlıktır. Öğretmenlik efsunkardır ve biz ona hürmetkar olmalıyız. Ama öğretmen itaatkar olmamalıdır, kimsenin karşısında eğilmemelidir. Öğretmen ezdirilmemelidir. Eğitim bina ise öğretmen de bunun temelidir ve temel her zaman sağlam olmalıdır.

Bir toplumun en önemli kesimi ne siyasilerdir ne bürokratlardır ne doktorlardır ne de avukatlardır. Ne din adamları ne mühendislerdir ne bilim insanları ne de tüccarlardır. Ne topçulardır, ne de popçulardır. Bir toplumun en önemli kesimi öğretmenlerdir. Çünkü öğretmenler toplumun geriye kalan tüm kesimlerini eğitenlerdir. Öğretmenin kalitesi toplumun kalitesini belirler. O nedenledir ki öğretmenlerimiz gerçekten yüksek donanıma sahip olmalıdır. Bir öğretmen bir cerrahtan bile donanımlı olmalıdır. Bir cerrahtan operasyonunu iyi yapmasını bekleriz ki cerrah bazen hastası ile hiç görüşmeden, tanışmadan işini yapabilmektedir ama öğretmen öyle midir? Kesinlikle hayır. Öğretmenden ne bekleriz? Alanını iyi bilecek, öğrenci ile iyi anlaşacak, müdüre biat edecek, müfredata uyacak, velinin gönlünü hoş tutacak, mesai arkadaşları ile sorun yaşamayacak. Bir de evi var değil mi? Ailesi ile uyumlu olacak, aile problemlerini okula taşımayacak. Peki öğretmeni ne zannediyoruz; Robot mu? Yoksa ulu bir kişilik mi? Öğretmen de insan, hepimiz gibi bir insan. Elbette bu mesleği seçmiş ise en iyisini yapmasını bekliyoruz ki bu konuda haklı olabiliriz. Peki biz ne verdik de ne istiyoruz? Biz öğretmene maalesef o donanımı vermedik, veremedik.   

"En azından öğretmen olursun." diye hedef belirlettik. "Aman yarım gün çalışırsın, sonra gün senin." diye teselli ettik. "Öğretmen ol, salla başını al maaşını." diye yol gösterdik. Öğretmenliğin zorluğunu göz ardı edip, kutsallığını yok ettik. Sonra da "Benim çocuğumun öğretmeni niye böyle?" diye isyan ettik. Biz yaptık, biz ettik.

12 yıl zorunlu okuttuk, sonra karşısına üniversite sınavını koyduk, fakülteyi bitirtmek için uğraştırdık, "Sen diplomayı aldın ama..." deyip bir de KPSS ile toslattık, sonra "Neresi olursa razıyım." diyecek kadar yıllarca beklettik. Biz daha öğretmeni öğretmen olmadan tükettik.  Atandığı zaman da "Oh çok şükür, her şey bitti, işte bu kadar" dedirtip şükrettirdik ama aslında öğretmenliğin o gün başladığını fark ettiremedik. Yetkinliği verdik ama etkinliği unuttuk. Biz o güne kadar öğretmenin öğrenme tutkusunu boşa harcadık, öğretme ruhunu da törpüledik. İlk okula başladığı gün "Öğretmenim, canım benim canım benim" şarkısı ile karşılayacaktık ama öğretmenin kendi canı kalmamıştı ki bize can versin.

Sonra bir hevesle okula başlayan öğretmenden angarya işler bekledik; yıllık programını hazırla, koridor nöbeti tut. Hevesi hala kalıp da bir şeyler yapmak isteyeni, çalışmak isteyeni göze batmasın, bizden de aynısı istenmesin diye "İcat çıkarma, vazife olmayan işe karışma, düzeni bozma, eski köye yeni adet getirme, böyle gelmiş böyle gitsin" diye engelledik. Olmadı "Ya bu deveyi güdersin ya da bu diyardan gidersin." diye tehdit ettik.

Evde iki çocuğuyla baş edemeyip, öğretmenin 30 çocukla baş etmesini bekleyen; yıllarca yanlış eğitip, bir hafta da bunu öğretmenin düzeltmesini bekleyen, eğitim konusunda eğitilmemiş veliye ezdirdik öğretmeni. Bazen mazeretlerini hoş görmeyip, sorunlarını hor gördük öğretmenimin.

Bunların üstüne 'Performans notu' diye bir şey çıkartarak değerlendirmek istedik. Ama önemsemedik ki eğitmediğimizden eğittiğimizi notlamasını istedik. Biz fark etmedik ki anne-babayı daha eğitmedik. 

Biz önce öğretmenlere kaybettikleri saygınlığı, prestiji geri kazandırmalıyız. İlk öğretisi "Oku" olan İslam dünyasının öğrenmeye ve dolayısıyla öğretmeye verdiği önemin kabulü ile başlamalıyız. Sözleri ve davranışları ile ilk öğretmenimiz olan Peygamber Efendimizi örnek alarak yola koyulmalıyız. "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum." diyen Hz. Ali'nin tutumunu prensip edinmeliyiz. Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim'in hocalarını önemsedikleri gibi önemsemeliyiz. "Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir." diyen Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün farkındalığında olmalıyız. "Öğretmenini ihmal eden bir toplum intihar ediyor." diyen Einstene kulak vermeliyiz. "Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum." diyen Diyojen gibi onurlandırmalıyız öğretmenliği ve öğretmenlerimizi. Ve şunu hep hatırlamalıyız; Öğretmenlik hem ebedi hem de ezeli olan belki de tek meslektir. Bu farkındalığı da yaşamalıyız.

Öğretmen memur değildir, personel değildir. Bilen ve bildirendir. Öğrenen ve öğretendir. Anlayan ve anlatandır. Fark eden ve fark ettirendir. Hisseden ve hissettirendir. Öğretmen yetiştiricidir, geliştiricidir, eğiticidir, öğreticidir, öncüdür, değişimcidir, kılavuzcudur, savaşçıdır, dönüştürücüdür, liderdir, örnektir, kurtarıcıdır. İşte bu nedenle öğretmenlik bu kadar kutsaldır.

Mehmet Ali Çiçekçi

Eğitimci – Yazar – İnovatör

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI