Önce İnsan..! - YEŞİM MATPAN

9 Ekim 2018 Salı 09:33

“... Nereye baksanız erkeklerin kadınlar hakkında düşündüğünü görürsünüz, ve hepsi de farklı düşünürler. ...” ( Woolf, 2017 : 34 )

Bilim ve teknolojinin getirdiği büyük yenikler ve daimi ilerlemelere rağmen, onlarca yıldır kadınlarla ilgili düşüncelerde gözle görülür önemli bir iyileşme olup olmadığı konusunda sayfalar dolusu yazı yazmak mümkün diye düşünüyorum. Doğrusu; kadını öncelikle insan olarak değerlendir(e)meyen düşünüş biçimi, o doğrultuda sergilenen, kimi zaman en olumsuz uç noktaya varabilen tavır ve davranışlar ile içinde yaşanılan toplum, ne denli sağlıklı, adalet, hak ve hukuk ilkelerinde sağduyulu, refah ve esenlik içinde varlığını sürdürebilir..?

Burada altını çizerek belirtmem gereken; bir görevi icra ederken ya da işinizin gereğini yaparken, muhatabınızın cinsiyetine göre, bakış açınızın, düşüncelerinizin, tavır ve davranışlarınızın ne ölçüde farklılık gösterdiğinin bilincinde olup olmadığınızdır. Zira; istisnalar kaideyi bozmamakla birlikte, kendinizi cinsiyet ayrımcılığı yaparken bulmanız ya da görmeniz mümkündür ki an meselesi.

Örneğin; ‘kadınların ruhunun olmadığı’ görüşü ve inancı ile hareket eden bir kişi için kariyer, iş güç sahibi olsun olmasın, evin hanımı, çocuk doğuran anne kimliği dışında, ‘kadın’, daha fazlasını ifade edebilir mi? Kuşkusuz; bu tür düşünce tarzında kadınların payının etkisi de göz ardı edilmemeli. Kadının, kayda değer bir sebebe dayansın dayanmasın, hemcinsine karşı tek taraflı olumsuz bakış açısı ve ya nefretinin gündemden düşmeyen bir tartışma konusu olduğu aşikardır.

İlaveten; kadını ‘kişiliksiz’ olarak nitelendiren bir anlayışın, kişiliksizliğin cinsiyete dayalı olmadığı görüşünü savunmasına rağmen; yine de bunu sıklıkla kadına bağlamaları ayrıca şaşırtıcıdır. Benzer biçimde; bu noktada da kadının kadına olan negatif duygularının etkisi küçümsenmemeli. Çeşitli niyet ve hesaplarla, misal maddi menfaatler uğruna, kendi olmayı rafa kaldırmış nicelerinin hemcinslerini çok boyutlu ve sıkıntılı durum ve hallere düşürdükleri gözler önünde olan inkar edilemez bir gerçek.

Dahası; tecrübelerden yola çıkıldığında, insan olmaktan ziyade, ‘cinsel meta’ haline getirilen kadına yönelik kabul edilemez psikolojik/fiziksel şiddette dahi diğer bir kadının rolünün ve ya payının olması, gençler ve gelecek nesiller için ve tüm insanlık adına tehlike arz etmektedir. Bu bağlamda; erkeğe söylenen doğru/yanlış; iyi/kötü her sözün kadın üzerinde o doğrultuda tepkisel bir yansıması olduğunu hatırda tutarak, yüksek etki gücü itibariyle kan bağlı anne, kız kardeş ya da yenge konumunda bir kadının örneğin kışkırtıcı ve şüphe uyandıran söz ve cümleleri ile sorgulama yapmaksızın eşine, birliktelik yaşadığı ya da arkadaş olduğu kadına adeta çile çektiren erkeklerin sayısı, bilindiği üzere, az değildir. Bu yüzden; evlilik ve birlikteliklerde yalan, istismar, şiddetli geçimsizlik, aldatma/aldatılma ve ‘terk’ olaylarında artış gözlemlenmektedir.

Bir diğer örnek; tavır ve davranışları muhatabının cinsiyetine bağlı olarak değişen bir serbest meslek sahibi, özel bir şirket çalışanı ya da kamu görevlisi olabilir.  Yeri gelmişken; ele alınan konuda bilgili ve becerikli; işini ustalıkla yapma konusunda kararlı; doğru olmak ve dürüst çalışmak suretiyle karşılıklı çıkarları korumakla ilgili; sözüne güvenilir üretken bir çalışanın cinsiyet ayrımı yapacağına ihtimal vermiyorum.

Buna karşılık; muhatabın erkek ya da kadın olmasına göre tabiri caizse ‘şekil değiştiren’ ve ya maske(ler) vasıtasıyla kendince yol yöntem belirleyen bir insanın yapmakta olduğu işten makul, haklı ve sağlıklı sonuçlar beklenebilir mi?

Karşılıklı iyi niyet ve kazanımların olmadığı bir noktada, mesela personel/çalışan alımında ya da taşınır/taşınmaz alım satımına dair bir alışverişte, sırf ‘kadın’ olduğu için bir kadının insan muamelesi görmemesi; haksız uygulamalar; yanlış algı ve değerlendirmeler neticesinde önemli ölçüde tepkisel güvensizlik ve hayal kırıklıkları ile maddi ve manevi anlamda mağduriyet yaşandığı acı gerçekler arasında.

Özetle; kişiden kişiye değişmekle beraber,  coğrafya, eğitim, sosyokültürel ve ekonomik koşullara göre sergilenmekte olan cinsiyet ayrımı, erkeklerin kadınlara dair düşünceleri ve yaklaşım biçimleri farklılık göstermekte.

Aslında; kimin kim ile ilgili düşüncelerini ve yaklaşımını bir yana bırakmak ve kim kim ile nerede ve neler yaşıyor ve hangi zihniyetle nereye kadar gitmeyi ve insanlığı hangi yönde değiştirmeyi planlıyor ona bakmak lazım. Bir insanın bir diğerini aşağı görmesi, menfaatine ve keyfine göre hareket ediyor olması ve istismar etmesi doğru bir yaklaşım ve davranış biçimi olarak kabul edilmezken, ben-merkezli erkeğin kadını hor görmesi yetmezmiş gibi kadının kadına olan sevgisiz, bencil ve art niyetli yaklaşımı, kuşkusuz, insanlar arası ilişki ve iletişimi zayıflatmak suretiyle, insanı tanıdık çehre ve çevrelerden günbegün uzaklaştırmaktadır.

Düşüncende serbestsin

Kendinden bilesin; söz keskin

Değişmeli erkeğe kadına değin

Bakış açısıyla yaklaşımın ilkin

Kadın ve erkek ayrı kutup, asırlık

Yine de öncelik insan; önce insanlık..!

YeşimMatpan

Kaynakça

* Woolf, Virginia ( 2017 [2012] ) Kendine Ait Bir Oda -A Room of One’s Own- çev. İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI