Atatürk'ün en çok sevdiği Adana Valisi; Mehmet Nuri Conker

Atatürk'ün en çok sevdiği Adana Valisi; Mehmet Nuri Conker

Atatürk'ün çocukluk ve silah arkadaşı Albay Mehmet Nuri Conker, Eylül 1920, Mart 1921 tarihlerinde 41. Tümen komutanlığı ve aynı zaman da Adana Valiliği görevini yürüttü.

Atatürk'ün en çok sevdiği Adana Valisi; Mehmet Nuri Conker

Atatürk, Nuri Conker'i çok severdi. Onunla şakalaşmaları, konuşmaları en samimi bir hava, içinde geçer ve birbirlerine senli benli hitap ederlerdi.

 

Türk askeri ve siyasetçisi Albay Mehmet Nuri Conker, Conkbayırı’nda Atatürk’ün göğsüne şarapnel parçası isabet ettiğinde Nuri Bey, O’nun yanındaydı. 1935 yılında Atatürk tarafından Conkbayırı’ndaki başarısına ithafen kendisine “Conker” soyadı verilmiştir.

 

Gazette olarak, günümüzde Adana'nın merkezinde seçkin bir mahalleye ismi verilen Cemal Paşa'yı, yaşadığı dönemde nasıl bir hayatının olduğunu, bu dönem içerisinde hangi önemli işlere imza attığını siz okurlarımız için araştırdık.

 

 

NURİ CONKER'İN HAYATI

Mehmet Nuri Conker 1882 yılında Selanik'te doğdu. 1902'de Harbiye'yi, 1905'de Harp Akademisi'ni bitirdi. 1920 Haziran'ında Ankara'ya gelerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce TBMM tarafından basın ve istihbarat müdürlüğü görevi, bir süre sonra da Ankara Bölge komutanlığı verildi. Kısa bir süre de Ankara valiliği yaptı. 1921 Mart ayı için de bazı satın alma işleri için Almanya'ya gönderildi; Eylül 1920, Mart 1921 tarihlerinde 41. Tümen komutanlığı ve aynı zaman da Adana Valiliği görevini yürüttü.

1921 yılında kendi isteğiyle emekli olmuştur. TBMM II., ve III. Kütahya, IV. Dönem (Ara Seçim) ve V. Dönem Gaziantep Milletvekilliği, II. Dönem 5. Şube Başkanı, IV. Dönem Parlamentolar Türk Grubu Kurucu Üyeliği, V. Dönem TBMM Başkanvekilliği yapmıştır.

 

ATATÜRK İLE ARKADAŞLIĞI

Atatürk'ün çocukluk ve silah arkadaşıdır. Atatürk, Nuri Conker'i çok severdi. Onunla şakalaşmaları, konuşmaları en samimi bir hava, içinde geçer ve birbirlerine senli benli hitap ederlerdi. Selânik'te mahalle arkadaşı, sonra Askeri Rüştiyede, Manastır İdadisinde, İstanbul Harbiye Mektebinde, Harp Akademisinde okul arkadaşlığı etmişlerdir. Hemen daima aynı yerlerde görev yapmışlardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

Selânik'te Üçüncü Ordu, Hareket Ordusu, Arnavutluk harekâtı, Afrika'da Trablusgarp ve Bingazi muharebeleri, Çanakkale Anafartalar ve Conkbayırı muharebeleri, Doğuda Muş cephesi, İstiklâl harbinde ve inkılâplar devridir.

Nuri Conker ölünceye kadar çoğunlukla beraber bulunmuşlardır. Atatürk onun arkadaşlığını daima aramış ve birbirlerine karşı vefalı dost olmuşlardır. Conker, Latife Hanım dışında Atatürk'le ulu orta senli benli konuşup, ona adıyla ("Kemal" diyerek) hitap edebilen tek kişi olup, Atatürk'ün, annesinden sonra ölümüne en çok üzüldüğü kişidir.

 

SUBAY VE KOMUTAN İLE KONUŞMALAR

Atatürk’ün 1914 yılında Kurmay Yarbay rütbesiyle Sofya Askeri Ataşesi iken yazmış olduğu bu eser, askerliğe ilişkin eserlerinin en önemlilerinden birisi olup, Kurmay Binbaşı Mehmet Nuri Bey (Nuri Conker)’in “Zabit ve Kumandan” (Subay ve Komutan) adlı kitabına karşılık olarak yazılmıştır.

Nuri Conker ve Mustafa Kemal Atatürk, Selanik’te aynı mahallede büyümüşler, Selanik Askeri Rüştiyesi’nde, Manastır Askeri İdadisi’nde, İstanbul Harbiye Mektebi’nde ve Harp Akademisi’nde birlikte okumuşlardır. Nuri Conker ve Mustafa Kemal Atatürk Selanik’te 3’üncü Ordu’da, Harekat Ordusunda, Arnavutluk Harekatı’nda, Kuzey Afrika’da, Trablusgarp, Bingazi ve Tobruk Muharebelerinde, Çanakkale’de Anafartalar ve Conkbayırı’nda, Doğu’da Muş Cephesi’nde ve Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaşmışlardır. Conkbayırı’nda Atatürk’ün göğsüne şarapnel parçası isabet ettiğinde Nuri Bey, O’nun yanındadır. 1935 yılında Atatürk tarafından Conkbayırı’ndaki başarısına ithafen kendisine “CONKER” soyadı verilmiştir.

Nuri Conker, 1913 yılında Balkan Savaşı esnasında emrindeki subaylara verdiği bir dizi konferansı “Zabit ve Kumandan” adıyla bir kitap haline getirmiştir. “Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal” aynı yıl yazılmış olmasına rağmen Mustafa Kemal, kitabını ancak 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesini müteakip, İstanbul‘a döndüğü 1918 yılının sonunda yayımlamıştır. Mustafa Kemal’in Kurtuluş mücadelesi için Anadolu’ya geçtiği dönemde İstanbul’daki Damat Ferit hükümeti kitabı toplatarak imha ettirmiştir.

 “Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal” ilk baskısından 38 yıl sonra 1956 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İş Bankası Kültür Yayınları’nın ilk kitabı olarak yayımlanmıştır. Kitabın ilk basımı 32 sayfadır ve 6 bölümden oluşmaktadır. “Zabit ve Kumandan” kitabının ağdalı diline karşın “Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal” kitabının dili daha yalındır.

Mehmet Nuri Bey’in “Zabit ve Kumandan” adlı kitabı şu sözlerle başlar;

 “Bu kitap, subayın, acemi erlerin temel eğitim ve öğretiminden, atış kurallarından, eğitim ve öğretim plan ve programlarının planlanmasından, bölüğün yetiştirilmesinden, taburun açılmasından, alay ve tümen manevralarından, harita okuma ve çalışmalarından, savunma ve taarruz gibi taktik konulardan söz etmeyecektir. Bu kitap, bir subayın, bu saymış olduğum ve buna benzer görevleri savaşta uygulamak ve yapmakla yükümlü olan her derece ve türdeki komuta etmeye yetkili kişilerin, zafere ulaşabilecek ve üstün gelecek biçimde görev yapabilmeleri için, kesinlikle edinilmesi kaçınılmaz nitelik ve bilimsel görüşten, askeri karakter ve askeri ananelerden, askerin üstünlüklerinden, yiğitliklerinden söz edecektir.”

Bu giriş cümleleri kitabın özeti gibidir.

“.....biz kendimizi daima savaş halinde bilmeliyiz. Böyle bilirsek, savaş çıkınca, hazırlık dönemiyle savaş dönemi arasında çok fark görmeyiz, şaşırmayız, kaybetmeyiz” sözleriyle vatan savunması için barış zamanından hazırlık yapılması gereğini ortaya koymuştur. Balkan Savaşı’nda ordunun eğitimsiz ve hazırlıksız, komuta heyetinin yetersiz olduğunu, bu yüzden yenilgiye uğranıldığını hiç çekinmeden söylerken; Trablusgarp Savaşı’nda İtalyanlara büyük kayıplar verdirilmesini de askerimizin özveri ve kahramanlıklarına bağlamıştır.

 “Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal” temelde Nuri Conker’in kitabında yer alan konuların Atatürk’ün gözüyle değerlendirilmesidir. Atatürk’ün genç yaşta, içinde bulunduğu ordudaki aksaklıkları, hataları nasıl sezdiğini, bunlara karşı tepkisiz kalmayarak üst makamlara yapılan hataların çözüm yollarını ve ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasi durumdan duyduğu acıları nasıl dile getirdiğini kitabın birinci bölümünde bulabilirsiniz.

Atatürk, bir subayın taşıması gereken özveri, ölümü göze alma, emri altındakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, inisiyatif özellikleri hakkında, Nuri Conker’in kitabındaki görüşlerinin bir kısmına katılmış ve ters düştüğü durumlarda ise kendi düşüncelerini çeşitli örneklerle destekleyerek açıklamıştır.

Atatürk’e göre;

“Askerlik, günlük işlerin yürütülmesi değil, insanların yönlendirilmesi ve yönetilmesi sanatıdır. İnsanlar ancak emelleri ve düşünceleri doğrultusunda sevk ve idare olunabilirler.”

Atatürk verdiği örneklerde;

Musa; Mısırlıların baskıları altında, tutsaklıktan kurtulma eğilimindeki Yahudilerin,

İsa; Acı ve işkenceler döneminde sonsuz yoksulluklardan kurtulma ümidi taşıyan fakir halkın, Napolyon; Avrupa’yı fethetme ülküsünü taşıyan Fransızların, umut ve düşüncelerini eyleme geçirebilmiş liderler olarak yorumlanmıştır.

“Özetle bu liderler dünyayı istediği gibi kullanan, güç ve düşüncelerini kişiliklerinde toplayabilen ve yayan kimselerdir.”

Atatürk; “Kuşkusuz bizim ulusumuzun karakteri de bütün karakterler gibi yükselmeye ve istenen şekle girmeye elverişlidir. Fakat kendi kendisiyle olmak koşuluyla....” dedikten sonra dışarıdan ulusumuzun karakterine yapılmak istenen etkilerin kalıcı olmayacağını ve bu tür etkilerin amacına ulaşamayacağını vurgulamıştır.

 

TAARRUZ RUHU

Atatürk, Nuri Conker’in “Zabit ve Kumandan” kitabındaki “Harp, taarruzdur. Ordu, Taarruz Ordusu olmalıdır.” ilkesine gönülden katıldığını belirtmiş ve düşüncelerini, “Elimizdeki silah, kendimizi düşmandan korumak için değil, belki düşmanı bizden korunmaya zorlamak içindir.” şeklinde özetlemiştir.

Atatürk, taarruz edebilmek için temel unsurun sadece silah ve donanım olmadığını, asıl unsurun insan olduğunu, “Taarruz ordusunu vücuda getirecek milletin Japonların (Kukeki Zayşin) tabir ettikleri taarruz ruhuna sahip olması gerektiğini” vurgulamıştır.

 

İNİSİYATİF

Atatürk, subaylarda ve erlerdeki inisiyatif özelliğini daha önceki dönemlerle kıyaslamıştır. Özellikle Trablusgarp Savaşı’nda edindiği deneyimler ile kendiliğinden hareket ve iş görme özelliğinin, bir sınırı olması gerektiğini göstermiştir.

Mustafa Kemal, arkadaşını kırmadan duyarlı ve özenli anlatımlarla karşıt görüşlerini, başından geçen olayları anlatarak dolaylı yoldan vermektedir. Atatürk’e göre; askerlerde inisiyatif özelliğinin aşırılığı ilkel toplumlarda ve ilkel askerlikte söz konusudur ve böyle bir orduda üst ve ast yoktur, itaat ve disiplin kurulamaz.

 “Trablusgarp’ta Arap gönüllü erlerine sabaha karşı taarruz emri verdik, onlar gün ağardığında taarruz etmek üzere beklediler. Onlar taarruz edecekleri yeri ve kanatları gördüler ama düşman da onları gördüğü için çoğu orada kaldı. Askerlik duygusunun temeli Komutana kesin inanmak ve güvenmektir”.

 

GÜÇ VE CESARET

Nuri CONKER’in; “Subayın kendi bilgi ve becerisinden komutası altındakileri yararlandırabilmesi için, komutası altındakilerin güç ve cesaretlerinin toplamından daha fazla güç ve cesarete sahip olması gerekir” sözüne karşılık olarak Atatürk; “Senin bu sözünü her subay büyük bir dikkat ve ciddiyetle okumalıdır. Onun anlamını beynine kazımalıdır. Ve bilinmelidir ki, bir milletin evlatlarının önüne geçip onları ateşe sevk etmek hak ve yetkisini, ancak o dediğin güç ve cesareti ruhunda bulmuş subaylar haizdir.” cevabını sunmakla kendi nazarında subaya ne büyük bir anlam, görev ve sorumluluk kattığını anlatmıştır.

 

SEVK VE İDARE

Mustafa Kemal Atatürk bir harekatın, nadiren planlandığı şekliyle yürüyebileceğini, muhtemelen bir çok faktörün değişebileceğini, işte bu durumlarda askerlerin kendi inisiyatiflerini kullanarak ve kimseden emir beklemeden karar vererek uygulamalarını salık vermektedir.

Nuri Conker; “Savaşta bütün işleri, kuru bir direnme ve yiğitliğin göreceği düşüncesi anlaşılmasın” demeyi yersiz görürken, Mustafa Kemal, bunu özellikle belirtmeyi çok gerekli görmektedir ve şu anısına yer verir;

“Doğanaslan sırtlarında düşman piyadesinin yoğunlaşan ateşi altında bir alay komutanı elinde palasıyla avcı hattının önünde var gücüyle savaşmıştır. Ancak ne yazıktır ki bu yiğitlik ve korkusuzluk, zafer sağlayamadığı gibi alayının dağılmasına da engel olamamıştır.”

Atatürk şu tespiti yapmıştır; “Bu durum ve harekete karşılık, alayın topçu ateşi karşısında amaç ve faraziyeye uygun olarak açılması, yayılması ve daha sonra da kendisine ayrılan cephede taarruz ve hücum etmesi, komşu birliklerle bağlantısını sürdürmesi, Alay Komutanı’nın da elinde pala yerine dürbün bulundurması Alayının menfaatine olacaktı.”

Atatürk, eserin son bölümünde, Kuzey Afrika’da birlikte çarpıştığı korkusuz ve yiğit silah arkadaşlarını anmış ve onları “Yüksek Askerlik Niteliklerine” sahip insanlar olarak tanımlamıştır. Bu davranışı O’nun, diğer bütün üstünlüklerinin yanı sıra insancıl yönüne de tanıklık eder. “Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal” kitabının son satırları Atatürk tarafından, Derne Ordugahında, Kasr-ı Harun, Seyid Abdullah sırtlarında 1 yıl süreyle savaştığı arkadaşlarına adanmıştır ve Atatürk’ün ifadesiyle “o değerli asker arkadaşlarına“ ait raporlardan ve notlardan alınmıştır.

 “100 kişi kadar mücahit ve muhafıziyye erleriyle düşmanın Eritre taburuna taarruz ettim. Beş yüz metreye kadar yaklaştım. Siperlerden üzerimize ateş açıldı. Sağ kolumdan kurşunla yaralandım. Çok kan kaybediyorsam da askerin moralini bozmamak için savaş hattından çekilmeyeceğim. Ölürsem yanımda Remzi Efendi vardır. O, benim birliğimi yönetir.”

 

KARİYERİ

1902'de Harbiye'yi, 1905'de Harp Akademisi'ni bitirdi. 1920 Haziran'ında Ankara'ya gelerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce TBMM tarafından basın ve istihbarat müdürlüğü görevi, bir süre sonra da Ankara Bölge komutanlığı verildi. Kısa bir süre de Ankara valiliği yaptı. 1921 Mart ayı içinde bazı satın alma işleri için Almanya'ya gönderildi; Eylül 1920, Mart 1921 tarihlerinde 41. Tümen komutanlığı ve aynı zaman da Adana Valiliği görevini yürüttü. 1921 yılında kendi isteğiyle emekli olmuştur. 1925-1927 yılları arasında Kütahya Milletvekilliği, 1932-35 yılları arasında da Gaziantep milletvekili olarak TBMM başkan vekilliği yaptı.

 

ESERLERİ

Zabit ve Komutan adlı bir eseri vardır. Atatürk'ün Zâbit ve Kumandan ile Hasbihal isimli kitabı bu eseri okuduktan sonra onunla "hasbihal" şeklinde cevabıdır.

 

DİĞER HABERLER

Adana
Adana'da deprem
21 Temmuz 2024 Pazar
Adanaspor, Adidas ile anlaştı
Adanaspor, Adidas ile anlaştı
20 Temmuz 2024 Cumartesi