BU EKİBİN GÖREVİ HALKA SAĞLIKLI SU İÇİRMEK

BU EKİBİN GÖREVİ HALKA SAĞLIKLI SU İÇİRMEK

Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünyamızın yüzde 70′ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 0.3′ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir. Bu nedenle, artan nüfusla beraber insanların gelecekte suya ulaşmakta zorlanacağı, ne yazık ki değişmez bir gerçek.


BU EKİBİN GÖREVİ HALKA SAĞLIKLI SU İÇİRMEK

İçme suyuna İnce ayar

Suyun dikkatli kullanılıp korunmasıyla ilgili bir uyarıyı da, Adana halkının siyaset arenasından tanıyıp sevdiği İşadamı Ercan İnce yapıyor. Toroslar Su Arıtma Sistemleri A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı olan İnce, insanları bekleyen susuzluk tehlikesinin yanı sıra damacana ve ambalajlı sulardaki riski dikkat çekti. İnce, “Çatalan suyu, kaynağında son derece temiz ve sağlıklı bir mineral deposudur. Fakat musluktan akana kadar geçirdiği yolculukta kirleniyor” diye konuştu.

Bu ekibin görevi sağlıklı su üretmek

GAZETTE - Su, dünyanın birçok bölgesinde hemen hemen her evde kolaylıkla ulaşılabilen bir içecektir. Diğer içeceklere göre daha ucuz ve daha kolay bulunabilir olması bizim onun olağanüstü faydalarını göz ardı etmemize neden olur. Su insan vücudunun fonksiyonlarını düzenli olarak yerine getirebilmesi için çok önemlidir. Su, vücudumuzda nefes alıp vermek, vücudumuzun sıcaklık dengesini korumak, nefes alıp verdiğimiz havayı nemlendirmek, toksinlerin ve zararlı maddelerin vücudumuzdan atılmasını sağlamak gibi çoğumuzun tahmin ettiğinden daha fazla rol oynar. Adana’da, hiç yağmur yağmasa 50 yıl yetecek kadar suyumuz var fakat içilebilecek anlamda ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır. Uzmanların açıklamalarına kulak verdiğimizde, damacanaların da sağlık açısından riskli olduğunu varsayacak olursak, geriye sadece Su Arıtma Sistemi seçeneği kalıyor. Adanalı’nın siyaset arenasından tanıdığı simalardan olan İşadamı Ercan İnce, uzun yıllardan bu yana Kanal 1. Durak’ta bulunan şirketinde, profesyonel anlamda su arıtma sistemleri üzerine çalışıyor. Kalabalık bir ekiple birçok fabrika, ev ve işletmelerin suyunu arıtan İnce, mesleği hakkında sorularımızı cevapladı.

Adana’nın içme suyu yeterince sağlıklı mı?

Çatalan suyu, kaynağında son derece temiz ve sağlıklı bir mineral deposudur. Fakat musluktan akana kadar uzun bir yolculuktan geçiyor. Sokaklarda ki alt yapı borularından, apartmanların depolarına, apartman tesisatlardan da, musluğumuza ulaşıyor. Geçtiği borulardaki pas ve kiri de bünyesine alıp, bunu beraberinde getiriyor. Su iyi bir taşıyıcıdır. Bugün hangi apartmanın deposuna bakarsanız bakın, tabanında mutlaka kalın bir katman göreceksiniz. Bundan da, suyun içerisinden partiküller geldiği anlaşılıyor. Çatalan suyunu kötülediğimiz gibi yanlış bir algı oluşmasın diye üzerine basa basa söylüyorum.  Bu Çatalan suyunun çıkışından kaynaklı bir durum değildir. Çıktıktan sonra depoları doldurana kadar meydana gelen bir oluşumdur. Depoların temizlenmemesi, tesisatların eski olması sağlıksız suyun en büyük sebebidir. Günümüzde, fiziksel,biyolojik, kimyasal olmak üzere 3 türde arıtma yapılabiliyor. Uyguladığımız sistemle, suyun içinesindeki partikülleri temizliyor, kötü kokuyu alıyor ve suya karışan ağır metalleri ayrıştırıyoruz. İnsanlar araçları için benzin alırken güvenilir ve kaliteli olanları tercih ediyorlar. Bunun yanı sıra yiyeceklerin son tüketim tarihlerini dikkatle kontrol ediyoruz. Hava kirliliğiden alabildiğince kaçıyor, oksijenin bol olduğu yerleri tercih ediyoruz. Fakat aynı önemi içtiğimiz suya vermiyoruz. Oysa su, vücudun taşıdığı değil, vücudu taşıyan en önemli araçtır. İçeriğinde kimyasal olan suyu, vücut gerekli organlara hemen göndermiyor. Onu temizliyor, ayrıştırıyor ve öyle gönderiyor. Bu süreçte zaman kaybı olduğu için insanlar üzerinde halsizlik, bitkinlik, cilt bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Arıtılmış su kullanan insanlar ise daha dinç ve enerjik görünüyor. Ayrıca temiz suyun bir çok hastalığı tedavi etme özelliği bulunuyor. Örnek verecek olursak, kan kanserinden tutun, idrar yolları, kalın bağırsak hastalıkları, kolon kanseri, cilt bozukluklarına birebirdir. İçeriğinde ki oksijen sayesinde baş ve sırt ağırları olmak üzere bir çok ağrıyı dindirici özelliği vardır. Ne yazık ki suyu çok önemsemiyoruz. 1998 yılından bu yana sektörün içerisindeyiz ve ana amacımız insanların duasını almak.

Suyu ayrıştırırken faydalı mineraller de arıtılıyor mu?

Su arıtma sistemleriyle ilgili doğru bilinen bazı yanlışlar var. Mesela, sistemin suda ki faydalı elementleri de ayrıştırdığı söyleniyor. Oysa filtreler kalın bağırsak zarından esinlenerek üretilmiştir. Kalın bağırsak nasıl bir suyu ayrıştırıp kanımıza faydalı elementleriyle beraber gönderiyorsa, filtreler de aynı görevi görüyor. Kaldı ki su besleyici bir madde değildir. Taşıyıcı özelliği vardır. Su, hidrojeni ve oksijeni bol bir sıvıdır. Yanıcı ve yakıcı özelliği sayesinde yediklerimizi sindirdiği gibi birçok hastalığı da tedavi etmektedir.

Kaynatıp soğutularak elde edilen içme suyu ne kadar etkili?

Eskiden klorlama olmadığından dolayı dedelerimiz, ninelerimiz suyun içerisinde ürüyen bakterileri öldürmek için kaynatma yöntemi uygulardı. Fakat bu da suyun içinde ki faydalı mineralleri de öldürüyordu. Hala aynı yöntemi uygulayanlar var. Bu sadece beyni kandırmaktır. ‘Ters Osmoz’ sistemiyle arıtılan su, en sağlıklı olandır.

Ters Osmoz Sistemi’nden biraz bahseder misiniz?

Ters Osmoz , Reverse Osmosis teknolojisi, günümüz membran filtrasyon teknolojilerinin ulaştığı en uç noktadır. Yüksek basınç uygulanan bir sistemdir. 1950’lerin sonunda Amerikan hükümetinin desteği ile deniz suyunun tuzdan arındırılması yöntemi olarak geliştirilen Ters Ozmos, 1970’lerden bu yana dünyada ve Türkiye’de endüstriyel ve evsel su filtrasyon amacına yönelik kullanılmaktadır. Ters Osmoz sisteminin çalışma prensibi, cihaz içinde bulunan filtreler aracılığı ile gerçekleşmektedir. Su, basınç ile filtreler üzerindeki gözeneklerden geçmektedir. Bu işlem sırasında suyun içindeki maddelerin çoğu bu gözeneklerden geçemez ve konsantre su olarak dışarı atılır. Bu işlem sayesinde daha iyi su kalitesi elde edilir. Ters Osmoz ile evler, ofisler, kalabalık işyerleri, kahve, lokanta gibi su ihtiyacı olan küçük ve orta ölçekli işletmelerin düşük kapasitelerde kullanabileceği güvenilir su kalitesi sağlanır. Tezgahaltı ters osmoz sistemleri saatte 10 litreden 500 litreye kadar su arıtma kapasitesine sahiptirler. İçerdiği TFC membran sayesinde 0,0001 micron hassasiyetinde arıtma özelliğiyle, çözünmüş katı maddeleri, kireci, mineralleri, sodyum, bakteri ve küf gibi maddeleri yüzde 98 oranında arındırarak güvenilir içme suyuna dönüştürür. Ters osmoz sistemleri devrim niteliğinde bir teknolojidir. İlk başlarda gemilerde deniz suyundan içme suyu elde etmek için kullanılırken günümüzde artık teknolojinin ilerlemesiyle evlerde de rahatlıkla kullanılır bir hale gelmiştir. İleri bir filtreleme teknolojisi olan Ters Osmoz sistemlerinin temelini binlerce yıldır bilinen doğal bir süreç olan Osmoz oluşturur. Osmoz suyun az yoğun ortamdan çok yoğun ortama emilme sürecidir. Ters osmoz ise bu sürecin basınçla tersine döndürülerek çok yoğun ortamdan temiz su ayrıştırmak için kullanılmasıdır. Ters Osmoz süreci, filtre edilmemiş suyun basınç uygulanarak yarı geçirgen zardan geçirilerek filtrelenmesi işlemi olarak da tanımlanabilir. Tamamen doğal bir yöntemdir. Ters Osmoz teknolojisinde membran filtre kullanılır. Membran bilim dünyasında hücre zarı, su arıtma teknolojisinde ise seçici geçirgen ya da ayırıcı madde anlamına gelir. Yapılan bu işlem sırasında su molekülleri ve bazı inorganik moleküller membran filtre üzerinde bulunan gözeneklerden geçebilirken, suyun içindeki zararlı ve kirletici maddelerin çoğu bu gözeneklerden geçemez ve su konsantre su olarak dışarı atılır. Yapılan bu işlem diğer filtreleme yöntemlerine göre istenen kapasitede çok daha iyi su kalitesi elde etmeye olanak verir.

Damacana ve ambalajlanmış sular ne kadar sağlıklı?

Damacana sularının kullanımında temelde 3 risk mevcuttur. Bunlar damacana pompalarından kaynaklanan bakteri kirliliği, damacana ham maddesinden kaynaklanan kimyasal kirlilik ve üretim sırasında oluşabilecek kirliliklerdir. Damacanalardaki suyu dışarıdan aldığı hava yardımıyla basan pompalar, nemli ve havaya açık bir ortam oluşturdukları için her zaman bakteriyolojik kirliliğe açıktır. Pompalarda oluşabilecek bakteri biyofilmleri (kaygan tabaka), hepatit virüsleri, verem, ishal, tifo, dizanteri gibi enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakterileri barındırmaktadır. İkinci bir risk faktörü ise damacanaların ham maddesinden kaynaklanan kimyasal kirliliktir. Damacana ham maddesi olarak kullanılan kimyasallardan ''fosgen'' adında oldukça zehirli ve savaşlarda kullanılan kimyasal bir gaz ortaya çıkmaktadır. Bu zehirli kimyasal, yüzeyi yıpranmış ve uzun süre içinde su bekletilen damacanalardan suya karışabilir. Her damacananın 50 kullanımdan sonra imha edilmesi gerekiyor. Ne yazık ki imha edilmediği gibi yıllarca kullanıma sunulabiliyor. Üçüncü risk faktörü ise üreticilerin sağlıksız koşullarda su üretmesinden kaynaklanıyor. Piyasada satılan damacana sularının bazıları işlenmiş sulardan, bazıları ise doğal memba sularından oluşmaktadır. Memba sularının damacanalara doldurulma sırasında oluşabilecek hijyenik olmayan koşullar bakteriyolojik kirliliğe sebep olacaktır. Ayrıca, suların hangi şartlarda işlendiği ve ne gibi koşullarda depolanıp son kullanıcıya iletildiği de tartışmalı bir durumdur. Damacana ile ilgili söylediklerimiz ambalajlanmış sular için de geçerli. Adana’da, ana caddeler üzerinde yazın 38-40 derece sıcaklarda yığılmış su satıyorlar.  O suyun serin bir ortamda tutulması lazım.  Güneş görmeyecek, aksi halde bakteri üretir.

Su pahalı bir madde olma yolunda mı ilerliyor?

Dünya’daki 332.5 milyon mil küp suyun yüzde 96’sını tuzlu su oluşturmakta. Yani kullanabileceğimiz tatlı su, dünya haritasında görünen maviliklerin yüzde 2,5’lik kısmını oluşturuyor. Bu miktarın da yüzde 70’inin buzullarda saklı olduğunu göz önünde bulundurursak, sahip olduğumuz toplam suyun yüzde 1’inden daha az bir miktardaki bu su yaşamımızı sürdürmemiz için gerekli. Türkiye büyüyen kentleri, artan nüfusu ve gelişen ekonomisi ile “su fakiri olma” yolunda ilerliyor. TUİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre Türkiye’nin nüfusu 2030 yılında 100 milyon olacak. Şartlar böyle ilerlediği taktirde kişi başına düşen su miktarının 1.120 m³/yıl olması beklenmekte. Günümüzde kişi başına düşen su miktarı 1.519 m³ iken su açısından fakir bir ülke oluşumuz 2030’da ne kadar zorlanacağımızı da açıklıyor. Bu nedenle içme sularını çok dikkatli kullanmamız lazım. Onu iyi korumamız gerekir. Eskiden bir sürü pınarlar vardı, şimdi hepsi kurumaya başladı.

Su arıtma sistemi kurdurmak yüksek maliyetli mi bir iş mi?

5 kişilik bir ailenin adam başı 2’şer litre su kullandığını düşünelim. Bu da ailenin günde bir damacana su tükettiği anlamına geliyor. Ortalama bir damacananı  fiyatı 7 lira. Ayda 140 lira, yılda bin 680 lira bir maliyet ortaya çıkar. Bir yılda vereceği para ile tüketici biz başvurarak evine bir arıtma sistemi kurabilir. Biz bu işi profesyonel yapıyoruz. Satış sonrası destek çok önemli. 3 ayda bir sistemin kontrollerini gerçekleştiriyoruz.  Teknik servislerimizle insan sağlığına hizmet ediyoruz ve bunların karşlığında bir ücret almıyoruz. Sadece malzemelerin değişiminde ücret alyoruz. Ama piyasada fatura kesmeyen, SSKlı işçi çalıştırmayan ve bir çok firma görünümlü işyeri var. Adam bir defa satıyor ondan sonra kaybolup gidiyor. Hizmet devamı yok. O kişinin fiyatıyla bizim verdiğimiz fiyat elbette bir olamaz. Bizim amacımız para kazanmak değil amaç topluma faydalı olmak. Ben siyaseti de bu anlamda yaptım, işimi de bu anlamda yapıyorum. Sistem hakkında bilgi almak isteyenler 0 (322) 456 10 50 no’lu telefondan bizlere ulaşabilirler. 

 

DİĞER HABERLER