ÂDEM AKÖL kimdir? Nasıl Medya patronu olduğunu anlattı

ÂDEM AKÖL kimdir? Nasıl Medya patronu olduğunu anlattı

Kıbrıslı işadamı, Gazette Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı, İnşaat Mühendisi Adem Aköl, halkın televizyonu Metro RTV’de bir programa konuk oldu.

ÂDEM AKÖL kimdir? Nasıl Medya patronu olduğunu anlattı

ADEM AKÖL, DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS’I ANLATTI

Adem Aköl, Mertçe Söyleşi’de dünden bugüne Kıbrıs’ı anlattı. Aköl, Kıbrıs’ın 308 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kaldığına vurgu yaparak, “Biz Türkler, 1571’de Kıbrıs zapt edildikten sonra Orta Anadolu’dan özellikle Kayseri, Niğde, Ürgüp dolaylarından Kıbrıs’a bir nüfus aktarımı oldu. Belli bir süre sonra 18. Yüzyılda Kıbrıs’taki Türk nüfusu, Rumlara göre çok daha fazlaydı 1800’lü yıllarda. Sonradan Rumlar, ‘’Türkleri nasıl azınlık hale getiririz’’e kafalarını yordular ve özellikle İngiliz sömürgesi döneminde Kıbrıslılara İngiliz uyruğu verildi. Rumlar, Türklerin adadan göç etmesini kolaylaştırdı” dedi.


“KIBRIS GÖRÜŞMELERİNDE UMUDUMUZ KIRILDI”

Kıbrıslı İşadamı Aköl, “Uluslararası Kıbrıs Görüşmeleri, bir yurttaş olarak sizi tatmin ediyor mu?” sorusuna, “Beni tatmin etmiyor. Çünkü ben kendimi bildim bileli sürekli olarak Kıbrıs liderleri anlaşmaya çalışıyorlar. Her safhasında bir ümit doğuyor ve sonrasında bir travma oluşuyor insanlarda. O yüzden ben, alıştım artık buna. Kıbrıs’taki çözümün ne Kıbrıs Türk’ünün ne de Kıbrıs Rum’unun elinde olmadığını anladım. Kıbrıs’taki çözüm, sadece bölgedeki çıkarlar doğrultusunda gerçekleşebilir. Uluslararası çıkarlar, Kıbrıs’taki çözümü gerektiriyorsa çözüm 24 saatte gerçekleşir” yanıtını verdi.


İYİ BİR İNŞAAT MÜHENDİSİ OLMANIN KRİTERLERİ

40 yıllık bir tecrübeden, birikimden, performanstan sonra iyi bir inşaat mühendisi olmanın kriterlerinin neler olduğunu da anlatan Adem Aköl, “Birinci şart şu; yaptığınız işi seveceksiniz. Çünkü inşaat mühendisliği bayağı meşakkatli bir iştir. Hem bedensel olarak hem de zihinsel olarak çok büyük özveride bulunmanız gerekiyor. İkinci şart ise; çok detaylı bir proje hazırlayacaksınız. Detaylı derken, işin bittiği anı görerek bütün detayları o proje içerisine koyacaksınız. Sonra o projeyi hayata geçirmek için kolları sıvayacaksınız. Her safhasını takip edeceksiniz. Takip etmediğiniz her işte muhakkak yanlış bir şey yapılır ve sonrasında onu düzeltmeniz çok pahalıya mâl olur” diye konuştu.

İşte Adem Aköl’ün Mertçe Söyleşi’deki programın detayları;

Adem Aköl kimdir?

1952 yılında Lefkoşa’nın şu an Rum kesiminde kalan Tahtakale isimli bir semtte doğdum. Tahtakale semti 1963 olaylarının ilk kıvılcımının atıldığı semt olarak da anılır. Babamın işi nedeniyle 3 yaşındayken Limasol’a göç ettik. İlkokul ve lise yıllarım orada geçti. Lise ikinci sınıftayken Türklerle Rumlar arasındaki ihtilaftan dolayı gönüllü mücahit oldum. Mezun olduktan sonra da üniversiteye gelmeden önce 1 yıl daha mücahitliğe devam ettim. Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) eğitimime devam ettim. 1976’da inşaat mühendisi olarak ODTÜ’den mezun oldum. Daha sonra Kıbrıs’a dönüp kendime iş aradım. ODTÜ mezunu olma sıfatıyla hemen iş bulurum diye düşündüm. Ama baktım arayan soran yok. Sonrasında Ankara’ya geldim. Ankara’da bir büroda çalışmaya başladım. Benim en büyük arzum şantiyelerde görev yapmaktı ve bir hocamın yardımı ile Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde bir şantiyeye gittim mühendis olarak. Gittiğimde iki üç tane daha mühendis vardı ama şartlar o kadar ağırdı ki; diğer inşaat mühendisleri orada fazla barınamadı ve bütün şantiye bana kaldı. Daha işe başlayışımın ikinci ayında ilk şantiye şefliğimi orada yaptım. Yeni olduğum için o kadar çok strese giriyordum ki; çay bardağını zaman zaman avucumda sıkıp kırdığım olmuştur. 1,5 yıl kadar orada kaldım.


Bir Rum diyarında olduğun için anne-baba Rumca bilir miydi? Sen de Rumca bilir miydin?

Burada söylememin bir sakıncası yok çünkü bütün dünya insanlarının eşit yaşamaya hakkı olduğuna inanıyorum. Kıbrıs’ta önceden Türkler ile Rumlar arasında evlilikler çok yaygındı. Benim babaannem Rum’du. Kendi dini ile vefat etti ve Rum mezarlığına gömüldü. Bizi çok seviyordu, biz de onu. Babam bir Türk ve gerçek bir Müslüman idi. Kıbrıs’taki İslam inancı biraz farklı Türkiye’den. Gerçek bir Müslümandı diyorum çünkü biz de Müslümanlık insanın kalbinde yatar. Müslümanlığın gereklerini aleni yerine getirerek, ‘’tamam bu adam Müslüman’’ dedirtecek bir durum yok orada. Herkesin kendi içindedir İslamiyet duygusu. Babamın annesi Rum, babası ise Türk’tü. Hatta o yıllarda İngilizlerin sömürge döneminde, Rumlarla Türkler arasında bir sürtüşme başlamıştı Kıbrıs’ın bağımsızlığı yönünde. Bir Rum öldürülmüş ve o Rum’un öldürülmesinin müsebbibi dedem, kardeşi, dayısı ve dayıoğlunu sorumlu tuttular. Tutuklulukları sırasında İngiliz hükümetinin beraatlarını göndermiş olmasına rağmen, gizli tuttular ve idam edildiler. Limasol Kalesi’nde iple asarak idam ettiler onları. Türklerle Rumlar arasındaki ihtilaf zaten o dönemlerde başlamıştı. Yani Türklerle Rumlar arasındaki bu ilişkiler çok yoğundu. Babam çok iyi şekilde Rumca biliyordu. Hem Türkçe’yi hem Rumca’yı çok iyi okur yazardı. 1964 ile 1974 yılları arasında bölgeler arasındaki gidiş gelişlerde birçok Türk’ü yakalayıp ya öldürdüler ya da akıbetini bilemediğimiz başka yerlere götürdüler. Ona rağmen babama bir şey yapmadılar çünkü Rumlar onu da Rum zannediyordu. Hakeza annem de çok iyi Rumca bilir.


Adem Aköl’ün zihninde insan nereye oturur? İnsan ne anlam ifade eder? İnsanı Adem Bey nasıl anlatıyor?

Benim zihnimde tanımladığım insan, temiz kalpli, çalışkan ve üretken bir varlık. Karşısındakine kötülük düşünen bir yaratık benim gözümde insan değildir. Üretmeyen bir yaratık zaten insan değildir. İlk çağlardan bugüne insan ürettikçe var oldu. Üretmediğin sürece hayatını sürdüremezsin.


Önceden Kıbrıs’ta yaşıyordun şimdi ise Adana’da da yaşıyorsun. Adana’da çok önemli, uzun yıllar yaşamını devam ettiren Gazette Gazetesi’nin ‘Yönetim Kurulu Başkanı’sın aynı zamanda. Önce, Kıbrıs’tan Türkiye nasıl görünüyor, şimdi ise Türkiye’den Kıbrıs nasıl görünüyor?

Kıbrıs’tan Türkiye’nin görünümü farklı zamanlarda farklılık gösterdi. Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girdi. 1878’de İngilizlere kiralandı. Daha sonra İngilizler Osmanlı’yı ekarte edip Kıbrıs’ı İngiliz sömürgesi ilan ettiler. 1960 yılında Kıbrıs bağımsızlığını kazanarak Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. İngiliz sömürgesi sırasında Kıbrıs Türk halkı Türkiye’den fazla haberdar değildi. Bizi yönetenler tabii haberdardı. Türkiye’yle o ilişki hiçbir zaman bitmedi. Bizi yönetenler hep bunun çabası içindeydiler. 1955’lerde Dr. Fazıl Küçük liderliğinde kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)’nın Türkiye ile ilişkileri çok ileri düzeydeydi ama halkın çok da haberi yoktu bundan. Dolayısıyla biz halk olarak, Türkiye’nin varlığından fazla haberdar değildik o yıllarda. Çünkü bir tek radyo vardı o zamanlar, iletişim aracı olarak. Radyoda TRT haberleri dinlenirdi. 1960 yılında Cumhuriyet kurulduktan sonra, ‘’Garantör Devlet’’ vasfıyla Türk askeri alayı gitti Kıbrıs’a. Onlar vasıtasıyla Türkiye’nin ne kadar büyük bir ülke olduğu imajı yerleşmeye başladı belleklere. ‘’Türkiye büyük bir ülke ve biz de onun yavru vatanıyız’’ düşüncesi o zaman başladı. 1963 yılında savaş çıktı. Rumlar tek başlarına Kıbrıs’a sahip olma arzusuyla saldırırken 1974’e kadar Kıbrıs Türkleri, Türkiye’ye hep bir kurtarıcı olarak baktı. ‘’Türkiye gelse de bizi kurtarsa’’ beklentisi vardı hep. 1964’te Türk uçakları geldi ama geri döndü uçaklar. Cengiz Topel bu sırada şehit edildi. 1967’de yine geldi uçaklar ve yine geri döndüler. Rumlar 1974’te radyolarda Türkler’le dalga geçercesine Zeki Müren’in ‘’Bekledim de Gelmedin’’ şarkısını çalıyorlardı. Türklerle alay ediyorlardı açık açık. Ama 15 Temmuz 1974 sabahı Türkler orada idi.


Şimdi Türkiye’desin. Buradan orayı nasıl görüyorsun?

Bundan önce 1974’ten sonrasını da anlatayım isterseniz. 1974 yılından sonra Türkiye’den Kıbrıs’a nüfus aktarımı oldu. Ne yazık ki; hakikaten Kıbrıs’ı vatan bilecek insanlar azınlıkta kaldı. Kıbrıs’ı ‘’vur kaç’’ olarak algıladı birçok kişi. Vur kaç için gitti oraya. Öyle ki; Sabah uçakla veya feribotla Kıbrıs’a gelip, soygun planlayıp, akşama geri dönen çok insan var. Diyeceğim şu; Kıbrıs’a gelenlerin hatırı sayılır bir miktarı bu zihniyette olduğu için, bir anda Türklerin kafasındaki o ‘’kurtarıcı’’ mefhumu değişti. Ama çok şükür ki, son dönemlerde düzelme oldu. Oraya yerleşip, orayı vatan bilenler gerçek Kıbrıslı oldu. Biz, sırtımıza yük olacak insan istemiyoruz. Biz, bizimle birlikte aynı safta yer alacak insan istiyoruz.


Nasıl ki insanların yetişmesi, bilgisi–birikimi, entelektüel bakış açısı önemli ise, kentler de önemli. Ama o kentleri inşa edenler de önemli. Buradan hareketle neden inşaat mühendisliğini seçtiniz?

Aslında tamamen şans eseri oldu. Benim babam çocuk doktoru olmam için üzerimde çok baskı kurmuştu. Ben ise ‘’makine mühendisi olurum’’ diye düşünüyordum. Çünkü babamın kamyonu vardı. Hep izliyordum babamı. İzledim ve yardım ettim sonraları. El becerilerim de oldukça iyidir. ODTÜ sınav açtı. Sınavlara katıldım. Birinci tercihim makine mühendisliği, ikinci tercihim ise inşaat mühendisliğiydi. O sebeplerden inşaat mühendisi oldum ama mesleğimi sevdim. Severek yaptım ve severek yapıyorum. 40 yılımı tamamladım mesleğimde. 40 yıl plaketi de aldım Kıbrıs Mimar ve Mühendis Odaları’ndan. O bakımdan mutluyum. Mesleğimin her anını hakkını vererek yaptım.

Peki, Adem Bey 40 yıllık bir tecrübeden, birikimden, performanstan sonra iyi bir inşaat mühendisi olmanın kriterleri nelerdir? İnşaat mühendisi olacak gençlere neler tavsiye edersiniz?

Her meslekte böyledir ama bizim meslekte daha bir önem taşır. Birinci şart şu; Yaptığınız işi seveceksiniz. Çünkü inşaat mühendisliği bayağı meşakkatli bir iştir. Hem bedensel olarak hem de zihinsel olarak çok büyük özveride bulunmanız gerekiyor. İkinci şart; Çok detaylı bir proje hazırlayacaksınız. Detaylı derken, işin bittiği anı görerek bütün detayları o proje içerisine koyacaksınız. Sonra o projeyi hayata geçirmek için kolları sıvayacaksınız. Ama bunu yaparken de o projede muhakkak zamana göre değiştirmeniz gereken ufak tefek şeyler olacaktır. Bunları proje içerisinde yaparak gerçekleştireceksiniz. Gerçekleştirirken de çok iyi malzeme kullanacaksınız. Bu malzemeyi kullanacak olan elleri çok iyi seçeceksiniz. Ve en önemlisi; Her şey sürekli olarak sizin takibinizde olacak. Her safhasını takip edeceksiniz. Takip etmediğiniz her işte muhakkak yanlış bir şey yapılır ve sonrasında onu düzeltmeniz çok pahalıya mâl olur.


Uluslararası Kıbrıs Görüşmeleri, bir yurttaş olarak sizi tatmin ediyor mu?

Beni tatmin etmiyor. Çünkü ben kendimi bildim bileli sürekli olarak Kıbrıs liderleri anlaşmaya çalışıyorlar. Her safhasında bir ümit doğuyor ve sonrasında bir travma oluşuyor insanlarda. O yüzden ben, alıştım artık buna. Kıbrıs’taki çözümün ne Kıbrıs Türk’ünün ne de Kıbrıs Rum’unun elinde olmadığını anladım. Kıbrıs’taki çözüm, sadece bölgedeki çıkarlar doğrultusunda gerçekleşebilir. Uluslararası çıkarlar, Kıbrıs’taki çözümü gerektiriyorsa çözüm 24 saatte gerçekleşir.

Peki, Kıbrıs’taki özellikle 1974’ten sonraki gençlerimiz Türkiye’yi tanıyorlar mı? Mesela Rahmetli Bülent Ecevit’in ismi biliniyor mu orada?

Bilinmez olur mu? En çok bilinen isim Bülent Ecevit’tir. Rahmetli Ecevit, bir kurtarıcı olarak bilinir. Lefkoşa’da onun heykeli vardır. Sadece o da değil, Kıbrıs’ta çok yakından takip edilir Türkiye. Kıbrıs’la Türkiye’yi birbirinden ayıramazsınız. Çünkü biz hep söyleriz, ‘’Türkiye nezle olsa, Kıbrıs’taki Türkler zatürre olur.’’ Çünkü Türkiye’deki bir problem bize katlanarak gelir. Türkiye’deki bir gelişme de bize katlanarak gelir. O yüzden çok yakinen takip ediyoruz Türkiye’yi.


Dünden bugüne Kıbrıs nasıl?

Kıbrıs’ın 308 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kaldığını bir kere vurgulamak lazım. Biz Türkler, 1571’de Kıbrıs zapt edildikten sonra Orta Anadolu’dan özellikle Kayseri, Niğde, Ürgüp dolaylarından Kıbrıs’a bir nüfus aktarımı oldu. Kıbrıs, Venedikliler‘den alındı.  Türkler, Kıbrıs’a geldikten sonra hızla büyük bir nüfus oluşturmuş. Belli bir süre sonra 18. Yüzyılda Kıbrıs’taki Türk nüfusu, Rumlara göre çok daha fazlaydı 1800’lü yıllarda. Sonradan Rumlar, ‘’Türkleri nasıl azınlık hale getiririz’’e kafalarını yordular ve özellikle İngiliz sömürgesi döneminde Kıbrıslılara İngiliz tabiiyeti verildi. Rumlar, Türklerin adadan göç etmesini kolaylaştırdı. Dolayısıyla o yıllardan sonra Rumlar, Kıbrıslı Türklerin adadan gitmesine yol açtılar. Çok kolaydı o zamanlar. Çünkü İngiliz tabiiyetindesin ve İngiltere’ye gidip yerleşebiliyorsun. 1960’lara kadar o süreç içerisinde İngiltere’ye giden çok Kıbrıslı Türk oldu. Hatta 1950 ile 1960 yılları arasında Türkiye’ye de gelen çok Türk oldu. Avustralya’ya giden çok Türk oldu. Kanada’ya, ABD’ye giden çok Kıbrıslı Türk oldu. Bugün Kıbrıs’ın Türk nüfusu, Türkiye’den gelen göçmenlerle birlikte 300 bin civarında ama Kıbrıs dışında yaşayan en az 1 milyon Kıbrıslı Türk vardır. Türkiye’ye göçler de 1950’den sonra başladı. 1960’tan sonra da devam etti. Bugün sanırım 400 bin civarında Kıbrıslı Türk yaşıyor Türkiye’de.


Kıbrıslı bir Türk olarak, çözüm parametreleri konusunda siz ne yapardınız?

Ben hiç uğraşmazdım. Çünkü sonucunu alamayacağım bir şey için neden enerjimi harcayayım ki? Ben Cumhurbaşkanının yerinde olsaydım hiç Rumlarla görüşme masasına oturmazdım. Önce kendi içimi düzeltmeye çalışırdım. Kendi toplumumun refah seviyesini yükseltmeye çalışırdım. Kendi bölgemin görünüşünü daha çağdaş bir hale getirmeye çalışırdım. Bütün enerjimi buna harcardım. Öyle olduğu zaman Rumlarla aynı seviyeye geldiğimiz zaman belki aynı masaya oturup müzakere yapabilirsiniz. Onlar Avrupa Birliği üyesi. Avrupa Birliği’nin bütün nimetlerinden faydalanıyorlar. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, sadece Türkiye’den gelen yardımlarla ayakta durabilen bir ülke ve sadece Türkiye’nin tanıdığı bir ülke. O yüzden cumhurbaşkanları, Rum temsilcilerle görüşme masasına oturup boş yere enerjilerini harcayacaklarına, ‘’Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni nasıl geliştirebiliriz?’’ diye düşünmeliler.


Dünyada, özellikle Ortadoğu’da çalışmalarınız var. Hangi eserlere imza attınız?

40 yılda çok iş yaptım. İnşaattan başka bir iş de yapmadım. Diyarbakır’dan ayrıldıktan sonra Diyarbakır’daki işin müteaahidi Bağdat’ta iş almıştı. Neden ayrıldığımı anlattım. O da, ‘’Bağdat’ta bizim şantiyelerimiz var. O zaman seni oraya gönderelim’’ dedi. O yüzden Bağdat’a gittim. Bağdat’ın güneyinde bir sulama projesinde 2 sene kadar çalıştım. O zaman sağ – sol kavgaları yaşanıyordu. Ben de şantiyede 1 – 2 ay maaşını alamayan işçilere destek çıktım. Yapmamam gerekiyordu. Çünkü ben müteahhitin adamıydım. Bir nevi işveren statüsündeydim. O yüzden benim oradan ayrılmamı istediler. Kıbrıs’a geldim. Kıbrıs’a geldiğim dönemde Doğu Akdeniz Üniversitesi faaliyete geçiyordu. Ben o üniversitenin kuruluşunda ilk 4 hocadan biri olma şerefine nail oldum. Onlar da bize sağ olsunlar madalya verdiler. Şu an o dönemde okuttuğum profesör öğrenciler var. 2 yıl orada öğrencilere ders verdim. Çok gençtim o dönem. 26 yaşlarımda falandım ama görevimi çok iyi yaptığımı düşünüyorum. Sonra Bağdat’a geri gittim. Orada yine sulama projesine çalıştım.

‘’Mustafa Şah soruyor; Adem Bey Kıbrıs’ta veya Türkiye’de aktif siyaset yapmayı düşünüyor mu?’’

Ben hayatım boyunca hiç siyasetle uğraşmadım. Uğraşmaya da niyetli değilim. Özellikle Kıbrıs için söylüyorum bunu; Kıbrıs’ta yapılan her siyasetin aslında kısır döngü olduğuna inanıyorum. ‘’Boş yere enerjimizi onun için harcamayalım’’ diyorum. Ama gereklidir tabi. Muhakkak Kıbrıs’ı yönetecek birileri şart ama ben düşünmüyorum.

‘’Bir inşaat mühendisi olan Adem Aköl için, hayatı daha yaşanabilir kılabilmenin bilim ve bilimsel düşünceden başka yolu var mıdır?’’

Yoktur. Mühendislik çok önemli bir meslek. Mühendislik ilk çağlarda dahi vardı. Bir mağarayı bile dizayn etmek mühendislik ister. Öyle kolay değil. Mühendis, her şeye sayısal olarak bakar. Sıradan bir vatandaş yürüdüğü yerde belki algılayamayabilir ama ben o kadar çok şeyden rahatsız olurum ki, özellikle Adana sokaklarında gezerken. Sıradan bir vatandaşa normal gelebilir ama ben bunun normal olmadığını gördüğüm için ‘’Kuralına uygun, yapılsaydı daha güzel olurdu, daha yaşanılır olurdu’’ diye  bakar ve rahatsızlık duyarım.


‘’Uluslararasında nam salmış Kıbrıs’taki bilim yuvalarında en yetkin kişilerden biri olarak, Adem Aköl bilimsel olanla bilim dışı olanı nasıl ayırıyor?’’

Bu çok basit. Kanıtladığınız bir şeyse o bilimdir. Eğer kanıtınız yoksa, söyledikleriniz hep havada kalıyorsa o bilim dışıdır.


‘’İnsanlık tarihinin en eski yaşam yörelerinden biri olan Kıbrıs’ın imar yapıları, oraların otantik, doğal yerleşimi ile uyumlu mudur? Yani binlerce yıllık yapılara prefabrik ekleme gibi düşünceler orada da var mıdır?’’

Her yerde yapılıyordur muhakkak ama Kıbrıs biraz daha hassas bu konuda. Kıbrıs’ı vatan bilen insanlar böyle bir uygulama yapmaz. Çünkü zaten o yasalarla engellenmiştir. Adana’da da muhakkak böyle yasalar vardır ama pek uyulduğunu söyleyemem. Ama Kıbrıs’ta kurallara daha çok uyulur. Gönül arzu eder ki; Çok daha iyi olsundu. Son zamanlarda özellikle Girne’nin çehresini bozacak yüksek yapılara izin verildi. Vatandaş ayağa kalkınca o izinleri tekrar geri çektiler ama o izni vermiş oldular.

Adana’da narenciye bahçeleri katledilerek yerine apartmanlar dikiliyor. Yazık, günah değil midir? Adana’nın taşı, toprağı altın. Yılda 2 – 3 kere ürün alabilecek topraklar varken, siz o toprakları neden heba ediyorsunuz? Bunun 50 yıl sonrasını bir düşünün. Çocuklarımıza ekip, biçecek toprak kalmayacak. Koca Türkiye, zirai ürünleri başka ülkelerden ithal ediyor olacak. Yapılaşma, tarım yapılamayacak yerlerde olur. Binalarınızı, gökdelenlerinizi ağaçları katlederek inşa etmeyin. Adana’nın en büyük eksiği; Adana kenti için bir masterplan çalışması yoktur. Eğer varsa beni mazur görsünler. Çünkü ben bilmiyorum. Ama yok ki Adana bu kadar çarpık yapılaşıyor. Eğer bir masterplan olmuş olsaydı, ona göre yollar, hızmet alanları, konutlar yapılırdı.


‘’Sayın Adem Aköl için sevgi ne anlam ifade ediyor? İçinde bilim, akıl ve eleştirel olmayan duygular olur mu?’’

Sevgi, yalnız karşı cinslerin arasındaki duygu değildir. İnsan yaşamının her safhasında sevgi olmalıdır. Muhakkak ki o duygunun en güzeli karşı cinsler arasındadır ama anne sevgisi, evlat sevgisi, yaşadığın kent sevgisi, yaşadığın ülkenin sevgisi başka başka şeylerdir. Sevgi, karşılığında başka bir şey beklemeyeceğin bir duygudur. Sevgi gösterdiğin zaman onun karşılığında bir bedel alabileceğin bir duygu değildir. Karşılıksız olmalıdır ama karşılığı da olunca tadından yenmez.


‘’Adana’ya da bir eser yapmayı düşünüyor mu?’’ demiş Hamdi Bey.

Benim inşaat mühendisi oluşum, genlerime işlemiş durumda. Adana’ya ilk geldiğim dönemlerde ‘’Bir şeyler yapabilir miyim?’’in araştırması içerisine girdim. Hatta ‘’Adana’yı nasıl öğrenebilirim?’’ diye birkaç ihaleye de katıldım ama benim yaptığım hesabın maalesef yüzde 40 altına teklif verildiği için  ‘’Herhalde benim burada bilmediğim, heniz öğrenemediğim bir şeyler var ki, insanlar yüzde 40 altına teklif veriyor’’ diye düşündüm.


Peki, akıl penceresinden Adana betimlemeleri?

Ben Adana’nın haline çok üzülüyorum. Adana aslında o kadar zengin bir yer ki, güzel bir toprağı var. Ortasından su geçiyor. Dünyanın sayılı yerleri böyle bir toprağa sahip  olmasına rağmen ‘’Bugün neden bu hale geldi?’’, ‘’Bugün neden gettolarla anılan bir şehir haline geldi?’’ ben bunu anlayamadım. Bunda hem geçmiş belediye yöneticilerinin büyük katkısı olduğunu düşünüyorum hem de az önce belirttiğim gibi bir ana imar planının olmadığını düşünüyorum. Adana aslında dünyaya örnek gösterilecek bir kent olması gerekiyordu. Çünkü o potansiyel var. O potansiyeli kullanıp, onu üretime geçirmeniz lazım ama Adana bunu yapabilecek insanlarını yitirdi. Sanayicileri nasıl başka yere göndermeyi başardılar bilmiyorum ama onları tekrar Adana’ya çekme başarısı gösterilebilinirse  ve çok iyi bir ana planlama ile bu kentin çehresi yeniden gözden geçirilirse bu kent dünyanın en önde gelen kentlerinden biri olur.

Gazette’nin Yönetim Kurulu Başkanı’sın. Gazeteye gelen haberlere, köşe yazılarına göz atar mısın?

Tabi bakarım. Kendi bebeğimiz Gazette. Kurduk ve 5. yılını dolduruyoruz. Hangi safhalardan geçip, bugünlere getirdiğimizi bir tek biz biliriz. Adana’da gazetecilik yapmak öyle kolay bir şey değil. Benim mesleğim değil gazetecilik ama ortağım İnci Hanım’ın (İnci Gül) mesleği. Liseden başlayarak hep gazetecilik okudu. Bu işi çok iyi bilen birisi. Ben iyi bir okuyucuyum. Çok iyi takip ederim gazeteyi. Hatta zaman geçtikçe de fikir de üretmeye başladım. Hatta bazı zamanlarda küçük yazılarım da oluyor. Yapıcı eleştiri mahiyetinde yazılar da yazıyorum. Adana’ya kendimizden bir şeyler aktarabilirsek bu yapıcı eleştireler vasıtasıyla ne mutlu bize.


En son hangi kitabı okudunuz efendim?

Ben fazla roman okuyan bir insan değilim. Teknik bir insanım. Daha ziyade kendi mesleğimle ilgili yayınları, kitapları takip ediyorum. En son ‘’Diseksiyon’’ diye bir kitap okudum. Adana’da geçen bir olayı anlatıyor. Adana’da geçtiği için bu kitabı bir solukta okudum. Tavsiye ederim.


Sosyal medya hakkında da birkaç cümle alalım. Ne düşünüyorsunuz?

Ben sosyal medya kullanmıyorum. Çünkü benim hayatım hep şantiyelerde geçti. Çok yoğundum. Aslında bu mecralar yanlış kullanılıyor. Öyle olunca insana daha fazla vakit kaybettiriyor.


Aşk nedir?

Aşk, insan hayatında en değerli şey.


Vefa nedir?

Vefa olmadan hiçbir insanla bir araya gelemezsiniz. Vefa duygusu insanda o kadar önemli ki; sizi ya yüceltir ya da yerin dibine sokar.


Bir gün Adem Aköl bu dünyadan ayrılırsa mezar taşına ne yazdırmak ister?

Ölüm herkesedir ama ben bu dünyada yapacak o kadar şey olduğuna inanıyorum ki; Allah bana ne kadar süre verir bilemiyorum ama verdiği sürede bu dünya için, yaşadığım ülke için daha fazla üretmek istiyorum. O yüzden hiç öleceğimi düşünmediğim için mezar taşıma da bir şey yazılmasını tasarlamadım. İnsan yaşadığı süre içerisinde yaptıklarıyla anılır zaten. Öldükten sonra mezar taşıma şunu yazmışlar, bunu yazmışlar fazla da bir anlamı yok.


Son cümlelerinizi alabilir miyiz?

Çok güzel bir söyleşi olduğuna inanıyorum. Sayenizde biz, kendi deneyimlerimizi bizden sonra gelecek olanlara vermek istiyoruz. Dünyada en değerli şey deneyimdir, tecrübedir. Parayla alınabilecek şeyler değildir bunlar. Ben bu deneyime sahip olabilmek için 40 yılımı verdim. Dolayısıyla gençlere bu deneyimlerimizi her zaman aktarmak için biz hazırız. Bunu istesinler ve bizden söke söke alsınlar bu deneyimleri. 

 

DİĞER HABERLER

Adana’da feci kaza
Adana’da feci kaza
5 Aralık 2025 Cuma
Karabük’te öğrenci ölü bulundu
Karabük’te öğrenci ölü bulundu
3 Aralık 2025 Çarşamba
Edirne’de FETÖ operasyonu
Edirne’de FETÖ operasyonu
3 Aralık 2025 Çarşamba
Kozan’da iki araç çarpıştı
Kozan’da iki araç çarpıştı
29 Kasım 2025 Cumartesi
Adana’da Restoran Cinayeti
Adana’da Restoran Cinayeti
29 Kasım 2025 Cumartesi
TBMM başkanı adana’da
TBMM başkanı adana’da
28 Kasım 2025 Cuma