Ünlü tasarımcı Emre Erdemoğlu,
Almanya gezisini siz değerli Gazette okuyucuları için anlattı.
Almanya deyince akla ilk gelen şehirlerden
biri olan Berlin, buralarda daha çok “Avrupa’nın Türkiye Ayağı”
olarak bilinse de, aslında bir gezginin arayabileceği birçok özelliğe sahip.
Tarih, sanat, keşfedilmek için bekleyen sokak ve müzeler. Bonus olarak başarılı
metro sisteminden kaynaklı ulaşım kolaylığını ve gece hayatının inanılmaz
eğlenceli oluşunu da unutmamak gerek tabi. Bu sezon sahil kentleri yerine
tercih ettiğim Berlin Seyahat’imde özellikle ‘Müzeler Adası’ beni oldukça
heyecanlandırdı.
Beş farklı müzenin bulunduğu,
etrafı kanallarla çevrili olan Müzeler Adası Berlin’de görülmesi gereken
yerlerden biri. 1999 yılında Dünya Miras Listesi’ne giren bu ada, mimarisi ve
konumuyla etkileyici bir güzelliğe sahip. Etrafında küçük kafelerin bulunduğu
bu özel mekanda birbirinden güzel müzeler yer alıyor. Altes Museum (Eski Müze),
Neues Museum (Yeni Müze), Alte Nationalgalerie (Eski Ulusal Galeri), Bode
Museum (Heykel) ve Pergamon Museum (Bergama Müzesi) bunlardan
birkaçı.
Gelelim bu adada en çok ilgimi çeken müzeye; Pergamon Museum.
Evet tahmin ettiğiniz gibi, burası bildiğimiz “Bergama Müzesi”. İçerisi 3
bölümden oluşuyor: Klasik Antik Çağlar Koleksiyonu, Eski Yakın Doğu Müzesi ve
İslam Sanatı Müzesi. Bu bölümler kapsamında türlü türlü kalıntıların
bulunmasının yanı sıra, inanılmaz etkileyici bir “Zeus Sunağı” var. İçinde
Türkçe seçeneğin de bulunduğu audio guide’lardan birini alarak, uzun bir sürenizi
burada geçirebilirsiniz. Gerçekten müthiş, ihtişamlı bir yapı. Müzede
kaldığınız süre boyunca “bunlar bizim geri verin” tribinden, “abi adamlar
koruyor, bizde olsa darmaduman olurdu” tribine kadar birçok farklı düşünce
arasında kaybolup gideceksiniz.
Bir önceki
Berlin seyahatimi özellikle ‘Berlin Müze Gecesi’ne getirmiştim. 3 gün her gece
sabaha kadar Müze gezip en sevdiğim sanatçıların eserlerini görme fırsatı
bulmuştum. Bunun için yılda iki kez düzenlenen ‘Berlin Müze Gecesi’ni yakından
takip edip önceden internet üzerinden Müze kartlarını almanız gerekiyor. Tabii
gece sabaha kadar Müze gezdiğiniz için gün içerisinde de iyi bir uyku çekmeniz
gerekiyor.
Sanatı,
tarihi ve festivalleriyle ön planda olan Berlin, sadece müzelerinden ibaret
değil. Aynı zamanda özenle korunmuş kültürü, renkli gece hayatı ve hareketli
yaşamıyla ilgi odağı olan bir Avrupa kenti. Pek çok alanda, sayısız güzelliği
barındıran Berlin’e gitmeden önce gezeceğiniz yerleri belirlemenizde fayda var.
Benim
özellikle sizlerle paylaşmak istediklerim şöyle;
Potsdamer Meydanı; Şehir merkezinin göbeğinde bulunan
Potsdamer Platz, Berlin’in en hareketli meydanlarından biri. Berlin Duvarı
yıkıldıktan sonra önem kazanan meydan, alışveriş merkezleri, yeni binalar,
dükkanlar ve renkli caddeleriyle zengin ve canlı bir görünüme ulaşmış.
Brandenburg Kapısı: Berlin’in
simgelerinden biri olan Brandenburg kapısı, üzerindeki dört atlı arabası
heykeliyle oldukça ilgi çekiyor. Pariser Platz’ın merkezinde bulunan bu kapının
yapımı 18. yüzyılın sonlarına dayanıyor.
Alexander Platz: Brandenburg
Kapısı ile Reichstag’ın doğusunda yer alan bu meydan, turistlerin ve gençlerin
buluşma noktalarından biri.
Unter den Linden (Ihlamurların Altında): Brandenburger kapısı ile Alexanderplatz
arasında yer alan bu geniş ve uzun cadde, şehrin karakterini ortaya koyuyor. Bu
güzel caddede uzun bir yürüyüş yaparak Berlin’i daha yakından tanıyabilirsiniz.
Gendarmenmarkt: Üç önemli yapının buluştuğu
Gendarmenmarkt, görülmeye değer güzelliktedir. Fransız Katedrali, Alman
Katedrali ve Konzerthaus (konser salonu) burada yer almaktadır.
Berliner Dom: Berliner Dom, Berlin gezilecek
yerler listemizin en önemli yapılarından. Kaiser Wilhelm II
tarafından 1905’te yaptırılan bu bina, Berlin’in en önemli katedrali ve
protestan kilisesidir. II. Dünya savaşı döneminde oldukça zarar gören yapı,
restore edildikten sonra 1933 yılında tekrardan ziyarete açılmıştır. Katedralin
114 metre yükseklikte bulunan kubbesi Berlin’in nefes kesici manzarasını izleme
imkanı sunmaktadır. Belirli zamanlarda konserlerin gerçekleştiği Berliner
Dom’da klasik müzik konserine gitmenizi öneririm.
Bellevue Sarayı:
Spree
Nehri’nin yanında konumlanan ve 20 hektarlık bir park ile çevrili olan bu
konut, Almanya Cumhurbaşkanı’na ev sahipliği yapmaktadır.
Berlin Duvarı:
Doğu Alman
meclisinin kararıyla 13 Ağustos 1961 yılında Berlin’de yapımına
başlanan duvar, Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmalarını
önlemek amacıyla yapılmıştır. Ünlü grafiti sanatçılarının resimleriyle süslü
olan 46 metre uzunluğundaki bu duvar, görenleri oldukça etkiler.
Kreuzberg: Kreuzberg,
ağırlıklı olarak Türkler’in yaşadığı bir bölge. Küçük İstanbul olarak anılan
semtte Türk restoranları ve Türk pazarlarını görürseniz şaşırmayın. Sinema
salonları, alışveriş yerleri ve gece kulüpleriyle dolu olan semt size Taksim’i
anımsatabilir. Burada nehir kenarında bira keyfi yapabilir veya etraftaki
kafelerde güzel bir kahve molası verebilirsiniz.
Charlottenburg Sarayı: Charlottenburg semtinde bulunan Schloss
Charlottenburg, Berlin’in en eski sarayı olarak bilinir. 17. yy sonlarında
dönemin soylularından Sophie Charlotte tarafından yaptırılan sarayın asıl adı
Lietzenburg’dur. Ancak Sophie Charlotte’ın ölümünün ardından sarayın adı değiştirilerek
Charlotte Kalesi anlamına gelen Charlottenburg adı verilmiştir. En az saray
kadar güzel olan bahçesinde keyifli dakikalar geçirebilirsiniz.
Nerede Konaklanır?
Dünyaca ünlü
sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmış Tarihi Opera Kostüm binasının aslına
sadık kalınarak restore edilmesiyle kurulan Titanic Deluxe Berlin’in
sofistike mimarisi ve büyüleyici atmosferini ilk gördüğümde çok
heyecanlanmıştım. Bu güzel otelin sahiplerinin Türk olduğunu öğrenince ayrıca
gururlandım. Berlin’e uzun yıllardır seyahat ederim bu kadar şık,
misafirperver, size evinizdeymiş hissi veren bir otelde konaklamamıştım.
İnanılmaz bir mutfağı var.
Dünya ve Türk
mutfağının seçkin lezzetlerini, şık ve göz alıcı atmosfere sahip restoran ve
barlarında buluşturan Titanic Deluxe Berlin’de dilerseniz ızgara lezzetler
sunan Beef Grill Club by Hasır’ın iştah açıcı tatlarını, dilerseniz Schinkel
Bar ya da Café Parisienne’ın nefis spesiyallerini deneyebilirsiniz.
Emre Erdemoğlu, dünyaya göz kırpıyor!
Hazırladığı birbirinden şık koleksiyonlarla dikkat
çeken Emre Erdemoğlu, dünya jet-set’inin stiline de damga vurmaya hazırlanıyor.
Ünlü modacı, 2017 kış koleksiyonunu Türkiye’den sonra ilk kez New York Fashion
Week'de görücüye çıkartacak!
Son yıllarda erkek giyim denilince akla ilk gelen
isimlerden biri olmayı başaran Emre Erdemoğlu, uluslararası platformlarda da
adından övgüyle bahsettiriyor.
Gökhan Türkmen, Yalın, Emre Altuğ, Murat Boz, Mabel
Matiz, Emre Aydın, Murat Dalkılıç, Keremcem, Kenan Doğulu, Mehmet Erdem, Rober
Hatemo, İlyas Yalçıntaş, Fettah Can, Hakan Peker, Fatih Ürek ve Kaan
Urgancıoğlu gibi sanat dünyasının bir çok önemli isminin stiline kendi tarzıyla
mucizevi dokunuşlar yapan Emre Erdemoğlu; Zeynep Mansur, Simge Sağın, Ayşegül
Aldinç, Zuhal Olcay, Yonca Lodi, Gonca Vuslateri gibi ünlü kadınların da
maskülen stillerine imza atıyor.
Türkiye’deki en başarılı erkek moda tasarımcılarından
biri olarak gösterilen Emre Erdemoğlu, sürprizlerle dolu 2017 kış
koleksiyonuyla önce Türkiye’de, ardından da New York Fashion Week’de rüzgar
gibi esmeye hazırlanıyor.
ÜNLÜLERİN
TERCİHİ "EMRE ERDEMOĞLU"
Hazırladığı
koleksiyonlarla Dünya'ya açılan Emre Erdemoğlu'nun peşini ünlü isimler
bırakmıyor. Son yıllarda erkek giyiminde aranan isim olan Ünlü modacıyla
biraraya geldik ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
- Türkiye’de en başarılı
erkek moda tasarımcılarından biri sizsiniz. Gerek yurtiçi gerekse
yurtdışında birçok işe imza attınız. Bu başarıya ulaşmanız tabii ki kolay
olmamıştır. Emre Erdemoğlu'nun başarı sırrı nedir? Bu yolculuk nasıl
başladı?
Üniversite de
öğrenci olduğum yıllarda markamın oluşumuyla ilgili çalışmalara başladım.
Üniversite 3. Sınıfta İtalya’da yaptığım defile sonrasında “Most Creative
Collection” ödülüne layık görüldüm ve erkek koleksiyonu hazırlamaya
başladım. Üniversite biter bitmez özel sektörde markalara danışmanlık
yaptım. Bu süreçte kendi markamı kurup üretim yapmaya ve koleksiyonumu
uluslararası platformlarda tanıtmaya başladım. Markalaşma sürecinde yurt
dışından aldığım danışmanlıklar, attığımız doğru adımlar markamın kısa sürede
büyümesine neden oldu. En son 2016 A/W "Pünhan” koleksiyonumuzu Berlin
Fashion Week’de sunduk. Bizler için son derece keyifli ve gurur verici bir
süreç oldu.
- Biliyorum ki sizi
örnek alıp bu yolda yürüyen birçok yeni genç tasarımcı var onlara nasıl
bir yol izlemesini önerirsin. Genç tasarımcılara yardımı dokunacağını
düşündüğünüz püf noktaları var mı?
Şu an eğitim
verdiğim tüm kurumlarda öğrencilerime aynı öğüdü veriyorum; "Sevmeden yapılacak
bir iş değil bu, gerçekten sabır, büyük fedakarlıklar gerektiren bir iş.
Büyütüp beslemeniz gerekecek, düşüp kalktığınız zamanlar olacak, tek başınıza
olduğunuz zamanlar da olacak" diyorum. Bu işin hiç kolay olmadığını
anlatıyorum onlara. Gerçek birer savaşçı olmaları gerektiğine inandırıyorum
onları..
- Türkiye’deki erkek
moda, marka ve stil dünyasını nasıl buluyorsun? Neler eksik, neler fazla?
Ben insanların
giydikleri kıyafetlerin ruhlarıyla ilişki içinde olması gerektiğini
düşünüyorum. Kişinin kimliğinden bir iz taşımalı mutlaka. Bu bazen bir renk,
bazen bir doku, bazen bir aksesuar da olabilir. Sizin kişiliğinizi ele verecek
doneler olmalı üzerinizde. Bir başkası gibi görünmek yerine kendi tarzınızı en
modern hale getirmeniz taraftarıyım.
Kostüm
seçiminde ten renginiz, anatominiz, ışığınız çok önemli. Yakışan yakışmayan her
şeyi giymememiz gerektiğinizi düşünüyorum. Maalesef Türk markaları “Copy-Paste”den
bir türlü kurtulamadılar. Farkındaysanız sokaktaki herkes birbirine çok
benziyor. Çünkü alışveriş yaptığınız bütün markalar birbirinden kopyalayarak
koleksiyon hazırlıyor. Durum böyle olunca sokak da sizi heyecanlandıracak,
ilham verebilecek birine rastlamıyorsunuz. Ticari kaygılar çerçevesinde
hazırlanan koleksiyonların ruhu olmuyor.
- Sizce hem bir erkek
hem bir kadın gardırobunda olmazsa olmaz parçalar nelerdir?
Beyaz gömlek,
yıkamalı jean pantolon ve deri ceket bence bir gardırobun olmazsa olmazıdır.
Günü kurtarır, zamansızdır...
- Bu kış erkeklerin
rengi nedir? Özellikle belirtmek istediğin başka bir detay var mı? 2016
-17 Kış Erkeği ne giyecek? Senin koleksiyonunda neler göreceğiz?
Teknolojinin
hızla ilerlediği bir çağda geçmişi yeniden yorumlayarak giysi kodlarını ve
giyinme yöntemlerini oluşturdum. Zamanı hiçe sayan, anlık yaşayan, sadece ve
sadece konforunu ön planda tutan erkeğin gardırobunu konu aldım bu hikâyede.
Köylü, natürel,
doğal tonların hakim olduğu grubun en önemli tonlarından bir tanesi, toz haline
getirilmiş Hardal Sarısı, taze Yeşillerle çiftleştirildi. Sıcak hasat tonu,
pişmiş portakallar ve Gölgede Yeşiller bu grubun renk skalasını oluşturmakta…
Aksesuarlarla
zenginleştirilmiş, hafif malzemeyle dikilmiş, erkeksi formların, keskin
hatların ön planda olduğu bir grup. Daha kostüm gibi duran yeni yüz ekose
takımlar, büyüleyici koyu tonlarla güncellendi. Alacakaranlık tonlarının ilham
olduğu renk paletinde Zemin Grisi, olgun erik Kırmızısı, Alev Mavisi, Morkuvaz
ve zengin Laciler göreceğiz. Demlenmiş Gri yünlü takım elbiseler, kumlu-yüzeyli
yünlü kabanlarla kombinleniyor. Yıkanmış hissi veren yeni yüz baskılı jean
gömlekler, ekoseli likralı pantalonlar, kalın yünlü kumaşlardan dış giyim
bomber ceketler soğuk kış için yenilenen yüzü ve renkleriyle erkekler için
alternatifler sunuyor.
Zamansız ve
masalsı etkiyi koleksiyonun tamamında hissedeceksiniz…
Buradaki asıl amacım stiliyle söz
sahibi olan,güncel gardıroba sahip şıklığı ve konforunu aynı oranda tutan
erkeklerin gardroplarını tazelemekti…
- Koleksiyonlarınızı
nasıl hazırlıyorsunuz? İlham aldığınız şeyler nedir?
Öncelik her
zaman hedef kitledir benim için; oluşturduğum hikayedeki karakterlerle hedef
kitlem arasında bir bağ oluştururum. Bu dengeyi kurmayı başardıktan sonra,
“Concept Board”umu hazırlarım. Hazırladığım sezonun temasını belirlemeden önce,
anahtar kelimelerimi oluştururum. Bunların anlamlarını, tarihsel
boyutundan günümüzdeki yerine kadar araştırmalar yaparım. Anahtar kelimemin
sanata, spora, yaşama etkisini araştırırım. Hikâyemin içerisine girecek ana ve
ara renkleri belirlerim. Konseptimle ilgili yeterince araştırma yaptıktan sonra
ortaya çıkan kimlik yüzümde tebessüm oluşturup beni heyecanlandırıyorsa bu
doğru yolda olduğumu gösteriyor zaten… İşte bu yüzden bütün koleksiyonlarımın
dili oluyor… Söyleyecek bir şeyleri, anlatacakları oluyor… Hikaye tadında
oluyor…
- Kendi stilini nasıl
tanımlarsın?
Elegance,
yenilikçi, dinamik...
- Modayı iyi
yorumladığını düşündüğün stil sahibi kimler var?
Her sezon
koleksiyonlarıma adapte ettiğim karakterler oluyor. Steve McQueen, Pee Wee
Herman, Freddie Mercury, Clark Gable, Charlie Chaplin bunlardan birkaçı… Ne
güzeldirler…
- Sizce moda tarihindeki
en şık adam kimdi?
Tüm
Dünya'nın ve bu ülkenin tarihindeki gelmiş geçmiş en şık adamı Mustafa Kemal
Atatürk'tür...
- İstanbul’un moda nabzı
senede iki defa düzenlenen moda haftası etkinliğiyle atmaya devam ediyor.
Düşüncelerin neler? Gerçekten Moda haftaları ile istediğinize ulaşabiliyor
musunuz?
Mercedes-Benz
Fashion Week İstanbul’u ilk yapıldığı günden itibaren takip ediyorum. Bu sezon
İstanbul Fashion Week’de 8. defilem oldu. Çok yol katettik. Çok keyifli şu
anda. Herşeyin oturduğunu düşünüyorum. Bu sezon 2. kez Berlin’de
yaptım defilemi, buna rağmen benim için hiç bir farkı yoktu. Sadece MBFWİ
olarak bakmamak gerekiyor. Bu tatta da çok keyifli işler yapılabilir.
Moda’da başkent olmayı hedefliyorsak, Devlet desteklerinin Tük Tasarımcılara
ivme kazandıracak projelerinin artması gerekiyor. Devletin, birliklerin
desteğiyle yol alabiliyoruz. Bunlar olmadığı sürece tasarımcı bir yerden
sonra tıkanıyor.
- Neden Türk markaları
Dünya Markası olamıyor?
Bugün en büyük sorunlardan bir tanesi de Türk tasarımcıların Türk
Markalarla iş birliği yapamaması. Modada Başkent olabilmemiz için bizim
ilk önce kendi iç sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor.
- Özellikle seni ya
Floransa'da (Pitti Uomo) veya Berlin moda haftasında gördük. Bu da Emre
Erdemoğlu kalıbına sığmayan bir tasarımcı imajını yeterince hakediyor. Yeni
bir yurtdışı sürprizi var mı?
Sürprizler hep
var… Güzel bir markayla iş birliği içerisindeyim. Önümüzdeki sezon
koleksiyonumu Milano Moda Haftasında sunacağım. Şu an tamamen Yaz koleksiyonuma
konsantre olmuş durumdayım. Mart' da Los Angeles Moda Haftası'nda 2018 A/W
Koleksiyonumu sunacağım.
Birçok ünlü ismi giydiriyorsun.Tarzın herkes tarafından seviliyor,
beğeniliyor. Kimler Emre Erdemoğlu tasarımı giyiyor? Bunlar arasında seni en
çok heyecanlandıran kim oldu?
Bir ayrım
yapmam gerçekten çok zor. Hepsiyle farklı projeler için bir araya geldik.
Dokuları, tarzları birbirinden çok ayrı hepsinin. Gökhan Türkmen, Yalın, Emre
Altuğ, Murat Boz, Mabel Matiz, Emre Aydın, Murat Dalkılıç, Keremcem, Kenan
Doğulu, Mehmet Erdem, Kaan Urgancıoğlu, Zeynep Mansur, Simge Sağın, Ayşegül
Aldinç, Zuhal Olcay bunlardan birkaçı...
- Modada cinsiyetsizlik
akımı üzerine ne düşünüyorsunuz? Bu akım için bir girişiminiz bulunuyor
mu?
80'lerde hakim
olan cinsiyet rollerine karşı çıkma ve bir anlamda bu cinsiyet rollerini
"bükme" anlayışını bu aralar çok düşünüyorum, çünkü o zamanlar
yenilikçi ve cesur olan bu fikirler, 2000'li yılların Y Kuşağı için artık
aşılmış bir konu. Y Kuşağı artık her iki cinsin de istediği gibi
davranabileceğini, tek bir uygun "kadın" ve "erkek"
görüntüsünün olmadığını düşünüyor. Artık insanlar sokaklarda cinsiyet ayrımı
gözetmeksizin uzun bir kazak, dar bir tayt veya bol desenli bir gömlek
giyebiliyorlar.
Cinsel kimliğin
kıyafetler aracılığıyla belirlenmesine karşı çıkışı, 21. yüzyılda artık su
götürmez bir şekilde haklı bulunuyor. Benim de koleksiyonlarımda bu kavramı
yakalamanız mümkün.
- Tasarımlarınızda
cinsiyetsizlik algısını ne kadar kullanıyorsunuz? İleride böyle bir
projeniz olacak mı?
Fazlasıyla
kullanıyorum. Berlin Fashion Week'de gerçekleştirdiğim son koleksiyonumda bunun
dokusunu fazlasıyla görebilirsiniz."Pünhan" daki dokunun aynısını
erkek koleksoyanlarımda da kullanıyorum. Birbiriyle paralel ilerliyor. Yaka
formlarım,kalıp ve kumaş detaylarım birbirine çok yakın.Yakın zamanda yine bu
tatta devam edecek koleksiyonlarım.
- Kendinizi ülkemizde
sanatınızı icra ederken özgür hissediyor musunuz?
Zor bir Ülkede
yaşıyoruz. İnsanlar gün geçtikçe daha agresif, daha saldırgan hale geliyor.
Sosyal medya platformlarında günlük kin ve nefret kusma eylemlerine şahit oluyorum.
Durum böyle olunca kendi işim, sanatım, gündelik hayatım, siyasi görüşümle
ilgili bir paylaşım yaparken iki kere düşünüyorum. Sanatçıyım ben...
Düşünmemeliyim... Zor ve stresli bir dönemden geçiyoruz hepimiz. Umarım düzelir
bir şeyler...
SEZONUN EN
ÖNEMLİ TRENDİ ''PRİNT DESENLER''
- Erkek modasında belli
bir noktaya geldikten sonra kadınlar için de tasarımlar yapmaya nasıl
karar verdin?
Aslında ilk
yolculuğum kadın koleksiyonuyla başlamıştı. İlk defilem İtalya’da yine kadın
üzerineydi. Çok sonrasında yolum erkek giyimiyle kesişti. Erkek üzerine uzun
yıllar keyifli işler başarınca, kadın koleksiyonlarım geri planda kaldı. Bu
sezon artık kadınlar için de, erkekler için de ayrı ayrı koleksiyonlar
hazırlıyorum. İkisinin de tadı çok farklı oldu. Çıkan işler beni de mutlu
ediyor. Erkek giyimde gözle görülür bir başarı hikayemiz var. Şu an tüm çabam
kadın koleksiyonumda da aynı ivmeyi yakalamak.
- Kadın koleksiyonunu
hazırlarken nelerden ilham aldın? Koleksiyon hazırlık sürecin nasıl
gelişti?
Öncelik her zaman
hedef kitledir benim için; oluşturduğum hikayedeki karakterlerle hedef kitlem
arasında bir bağ oluştururum. Bu dengeyi kurmayı başardıktan sonra, “Concept
Board”umu hazırlarım. Hazırladığım sezonun temasını belirlemeden önce, anahtar
kelimelerimi oluştururum. Bunların anlamlarını, tarihsel boyutundan
günümüzdeki yerine kadar araştırmalar yaparım. Anahtar kelimemin sanata, spora,
yaşama etkisini araştırırım. Hikayemin içerisine girecek ana ve ara renkleri
belirlerim. Konseptimle ilgili yeterince araştırma yaptıktan sonra ortaya
çıkan kimlik yüzümde tebessüm oluşturup beni heyecanlandırıyorsa bu doğru yolda
olduğumu gösteriyor zaten… İşte bu yüzden bütün koleksiyonlarımın dili oluyor…
Söyleyecek bir şeyleri, anlatacakları oluyor… Hikaye tadında oluyor…
Berlin Fashion
Week’de sunduğum son koleksiyonuma Pünhan adını verdim."Sır" anlamına
geliyor. Hepimizin yok mudur bir sırrı? Vardır elbet... Benimde var,
sizinde var! Sır gibi sakladığımız aşklarımız, acılarımız,
mutluluklarımız, anılarımız...
- Berlin’de yaptığınız
defile de hangi parçalar öne çıktı?
Aslında benim
kış koleksiyonlarım her zaman daha lüx ve parlak tonlardadır. Yaz
koleksiyonlarım aksine renkli ve eğlenceli olur. İşin içine baskı ve desen de
girince koleksiyon normalin biraz üstünde dinamizm içeriyor. Çıkan sonuç
bizleri de heyecanlandırdı. Berlin’den tepkiler oldukça keyifli
geldi. Berlin’deki defile sonunda diğer tasarımcıların işlerini
inceledim. Bu kadar renkli, cesur styling çalışması yapan
olmamıştı. İnsanlar bu yüzden sevdi koleksiyonu. Önümüzdeki sezonlarda da
aynı dinamizmi görebilirsiniz.
- Sezonda öne çıkan
trendler neler, favorilerin var mı?
Sezonun en
önemli trendi ''Print desenler''. Bunları cesur renklerle harmanladığınızda
ortaya çok dinamik işler çıkıyor. Üzerinde print desen olan her şeyi çok
seviyorum. Bu sene file üzerine yaptığım baskı desenlerimle aşk
yaşıyorum. Bunları parça boya takımlarla kombin ediyorum. Teknolojik
kumaşları deriyle birleştirmeyi-kombinlemeyi seviyorum. Özellikle kış
koleksiyonumda kullandığım parlak deri parçalarımı sezonun en trend parçası
olarak görüyorum.
- Bu trendleri günlük
hayata nasıl yansıtabiliriz?
Moda diye
herkesin her şeyi giymesini doğru bulmuyorum. Her şeyden önce giydiğiniz
kostümün vücut pozisyonunuza uygun olması gerektiğini düşünüyorum. Ten uyumu
diye bir şey var.Taşıdığınız rengin teninizle örtüşmesi gerekiyor. Ürün
seçerken, trend olmasının yanısıra o ürünün size yakışıp yakışmamasına dikkat
etmelisiniz.
- Yeni sezon
hazırlıkları nasıl gidiyor, yeni sürprizlerin olacak mı?
Sürprizler
hep var… Güzel bir markayla iş birliği içerisindeyim. Önümüzdeki sezon kadın
koleksiyonumu Milano Moda Haftasında sunacağım. Şuan tamamen Yaz
koleksiyonuma konsantre olmuş durumdayım.
Çok keyifli
ilerleyen bir süreçteyim. Sindire sindire ilerliyorum. Hazmediyorum
yaşadığım tüm şeyleri. Uzun vadeli, güzel keyifli projelerim var. Onları
gerçekleştirmek için çabalıyorum. Markamın global bir marka olmasını
sağlayacak güzel projeler geliştiriyoruz. Tüm çabamız farklı lokasyonlardaki satış
noktalarında yer alıp markanın dünya markaları arasında yerini almasını
sağlamak.