Optisyenler
geleceğini göremiyor
GAZETTE -
Numarasız gözlüklerin katarakta, hatta körlüğe kadar götüreceği artık bilinen
bir gerçek. Gözlükçüler ve Optisyenler
Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Adana Şube Başkanı İsmail Bozkurt,
gözlük markalarının da, ‘nasıl olsa reklamım yapılıyor’ mantığıyla sahte
ürünlerle mücadele etmediğini söyledi. Sektörün en büyük sıkıntısının usulsüz
gözlük satışları olduğunu belirten Bozkurt,
imitasyon ve işportanın
denetlenmediğini söyledi.
Sektörünüzde ne gibi sıkıntılar
yaşanıyor?
En büyük
sıkıntımız imitasyonun yaygınlaşması. Örnek verecek olursak ünlü bir markanın
en ucuz fiyatlı gözlüğü 350-400, pahalısı 700-800 TL. İmitasyonunu o kadar
güzel yapmışlar ki benim diyen gözlükçü imitasyon mu orijinal mi anlamakta
zorlanıyor. Yanı sıra herkes kaliteli marka satmadığı için orijinalini de
görmüş değil. Dolayısıyla en büyük sıkıntımız işporta.
Gözlüğün orijinal olduğu nasıl
anlaşılır?
Bizde camın
kalınlığını ölçen milimetrik kumpaslar var, imitasyon olup olmadığını hemen
anlıyoruz. Bu kumpaslarla ölçmezseniz, imitasyon olduğunu anlamakta
zorlanırsınız.
İşporta gözlük sağlık açısından
sakıncalı değil mi?
Vatandaşlarımızın
bütçelerini düşünmelerinden dolayı sağlıklarını düşünme gibi bir durumları söz
konusu olmuyor. İşportada satılan güneş gözlüklerini sağlıklı mı, değil mi diye
sormadan alıyorlar. Bunların numaralıları da var. Üç ay, beş ay takar atarım
diyerek alıyorlar; ama atmıyorlar. Sonuç katarakta kadar gidiyor. Bu
gözlüklerde hiçbir koruyucu tabaka yok. Gözde inanılmaz bir deformasyon
oluşturuyor. İnsanı kör etme noktasına getiriyor. İmitasyon gözlüklerde
kullanılan malzeme plastik; organik bile değil, bildiğimiz plastik. Bizim
kullandığımız ya da sattığımız gözlükler organik camlardan yapılır. Ateşte
yanmaz, kırılır, çizilebilir. İmitasyon gözlükleri ateşe tuttuğunuzda bir
naylon gibi eriyip dökülür.
İmitasyonun
önüne geçilemiyor mu?
Bu konuyu
marka üreticileri ile görüştük. Ancak kanunlarımız yetersiz. İmitasyonun önüne
geçemiyoruz. İthalatçı firma şikayetçi olmadan operasyon yapılamıyor. Bizler,
“Şuralarda şu marka imitasyon ürünleri satılıyor” diye gerekli yere bilgi
veriyoruz. Firma avukatları savcılığa başvurmadan, emniyet aracılığı ile toplatamıyorlar.
Firmalar sahtesiyle reklamımızı yapıyorlar deyip, göz yumuyor da olabilir.
Neden göz yumduklarına gelince; Distribütörlük diye bir şey yok. Üretici firma
kendisi Türkiye’ye getiriyor, kendisi satıyor. Firmalar üretimden nihai
tüketiciye kadar ürünü kendisi ulaştırıyor. Perakende satıcıların ne kadar ürün
aldığını, kimin ne kadar gözlük sattığını biliyorlar. Kendi markalarının
imitasyonun satılmasına fazla önem vermiyorlar. Üretip satışını yaptığı
markanın cirosu kendisine yetiyor. Fazla satılmış, az satılmış umursamıyor;
reklamım yapılıyor diye düşünüyor.
Bunun çözümü nedir?
İş yasaya
kadar dayanıyor. Numaralı gözlük Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde, güneş
gözlüğü ise Ticaret Bakanlığı’nın. Türkiye’ye getirilen güneş gözlüklerinin
sağlık kontrolünden geçme zorunluluğu yok. İşin hassas noktalarından birisi bu.
Son günlerde imaj gözlüğü diye de bir şey türedi. Bu imaj gözlüklerinin
satılmadığı hiçbir nokta kalmadı. Ünlü markalar kendi adlarına imaj gözlükleri
yaptırıyorlar ve satıyorlar. Zincir olmuş tüm markaların mağazalarında güneş ve
imaj gözlüğü var. Bu gözlüklerin sağlık açısından uygunluklarının kontrolü var
mı? Yok. ‘Neden?’ diye soracak olursanız, çünkü Ticaret Bakanlığı’nın izni ile
getirtiyorlar da ondan. Bu tarz gözlükçüleri şikayet ettik. Bunlar Türkiye’ye
hangi prosedür ile giriyor, anlamış değilim. Bizse Türkiye’ye girişinde optik
camlarının her birine üç dolar fon ödüyoruz. İthalatçılarımız ürünü ithal
ederken adet bazında fon ödüyor. Artı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi
Bankası’na (TİTUBB) kayıt yaptırıyor. Bu kayıt neticesinde karekod oluşturuyor,
ürün o karekod ile satışa çıkartılıyor. Yani ister istemez satıcının maliyeti
artıyor. Vergi, fon, TİTUBB kayıt ücreti, personel ücreti, programı yazılımı,
derken maliyet yukarı çekiliyor.
Yurtdışında denetim mekanizması nasıl
işliyor? Bu konuda araştırma yaptınız mı?
Örneğin
Almanya’da denetimleri optisyenler yapıyor. Almanya’da optimetristlik kurumu
var. Optimetristlik Türkiye’de kurumsallaşırsa göz doktorlarının işleri yüzde
80 civarında düşüş gösterir; göz doktorlarıyla sorunlar çıkar. Göz
doktorlarıyla gözlükçüler arasında da sorunlar var. Özel hastanelerimiz, göz
doktorları lens satıyor.
Türkiye’de gözlükçüler neden tek bir
kooperatif ya da bir birlik altında toplanamıyor?
Türkiye’de
sektörümüzün tek bir birlik altında toplanmasını onaylıyorum. Zaten
konfederasyon o birlik anlamına geliyor. Ancak tek kooperatif yanlış olur
düşüncesindeyim. Aramızda yaşayacağımız tatlı rekabet yok olur, bugün olduğu
gibi her yerde aynı ürünlerle birbirimizin ekmeği ile oynar dururuz. Sermaye de
kendi perakende düzenini kurmaya, daha keyifle devam eder. Farklı kooperatifler
olmalı, farklı tedarikçilerle anlaşabilmeli, farklı markalar satabilmeli, kendi
tescilli markaları olabilmeli
(cam-çerçeve), her şehirde ilçede tüm kooperatiflerin ortağı olmalı. İşte o
zaman kimse kimsenin ekmeğine bakmaz, herkes kendi işine bakar.
İnternetten kontakt lens ve optik ürün
satışı hakkında neler söyleyeceksiniz?
İnternet’ten
lens satışı Avrupa’da bazı ülkelerde serbest ancak haddinden fazla büyüdüğü
için kontrol ve denetimi yapılamadığı ve oluşan komplikasyonlar karşısında
artık sınırlamak istiyorlar. Konfederasyon olarak internetten lens ve optik
ürün satışına, televizyonda yapılan reklamlara karşıyız, Optometri’nin bir
bilim olduğunu söylüyorlar ama şu anki konumda Türkiye şartlarına ve bizim
insanımıza uygun olmadığını, halk sağlığını tehlikeye atacak bir uygulama
olduğunu düşünüyoruz. Şu anki sistemi destekliyoruz. Yani bir hastanın göz
doktoruna giderek muayene olmasının ve reçete karşılığında ayrı bir sağlık
hizmet sunucusu olan Optisyenlik müessesine hastanın müracaatı ile bunu
karşılamasının hastanın sağlığı açısından daha düzgün bir uygulama olduğunu
düşünüyoruz. Çünkü bugün maddi sıkıntıya düşen bir insan, gözü bozuk olmayan
bir insanı, gözünün bozuk olduğuna inandırıp ona gözlük verebilir. Ama bir
doktor, ürünü kendi satmayacağı için hastanın gerçek rahatsızlığını teşhis
edip, gözlük kullanmasına gerek olmadığını söyler.