Kadına
yönelik şiddeti hukukçu gözüyle değerlendiren Rukiye Çinkılıç, mahkemelerde
verilecek cezanın tek başına caydırıcı olmayacağını savundu...
Erkeğe sadece
ceza değil eğitim de verilmeli
GAZETTE - Hem
siyasette hem de iş hayatında yoğun bir mücadele içerisinde olan, kadın hakları
ve sorunlarıyla ilgili çalışmalar yürüten Avukat Rukiye Çinkılıç kadın
cinayetlerinin önlenmesi için uzun vadeli eğitimin şart olduğunu ama öncelikle
toplumsal bakış açısının değişmesi gerektiğini vurguluyor. Çinkılıç, bunun için
de devletin desteğinin şart olduğunu söylüyor ve ekliyor: Aslında kadınları
değil erkekleri eğitmek gerek. Siyasetinin yanı sıra başarılı bir hukukçu ve
anne olan Rukiye Çinkılıç ile birçok konuda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Genellikle aktif bir siyasetçi olarak
tanınıyorsunuz ama okuyucularımız için daha detaylı soralım. Rukiye Çinkılıç
kimdir?
Orta gelirli
bir ailenin kızıyım. 3 kardeşiz. Babam emekli astsubaydır ve annem ev
hanımıdır. Hayatımız askeri birliklerde geçti. Babamın astsubay olması
nedeniyle çocukluk ve gençlik yıllarım sırasıyla Gelibolu, Erzurum, Ankara ve
İskenderun’da geçti. Bunun bizim hayatımıza çok önemli etkileri oldu.
Türkiye’nin her yerindeki insanı kendimizden biliyoruz. Bu kimliğimize de
yansıdı. Her insana aynı yakınlıkta hissediyoruz. Annem ev hanımı olunca rahat
ve mutlu bir çocukluk geçirdim. Üniversitede eşimle tanıştım. Eşimle aynı
bölümde okudum. Eşimle son sınıfta evlendik. Eş durumundan Adanalı oldum. Ama
bu yöreye de yabancı değildim. Dedem çocukluğumda Yumurtalık’ta Kooperatif
müdürüydü. 5 yaşından beri biz Adana’daydık. Daha sonrasında babamın tayini
İskenderun’a çıktı. Evlendikten sonra da Adana’ya yerleştik. Eşimin ailesi çok
sıcak bir aileydi. Bu yüzden Adanalı olmakta çok sıkıntı çekmedim. Zaten yörenin
insanı da çok sıcakkanlı. Bilerek ve isteyerek ben Adana’ya yerleşmek istedim.
Adana hem yaşam koşulları açısından çok rahat hem de iklim açısından çok güzel
ve tam yaşanılacak bir şehir. Serbest avukatlıkla başladım. Daha sonra Adana
Büyükşehir Belediyesi’ne 1989 yılında avukat olarak girdim. 2009 yılında 45
yaşında emekli oldum. Serbest avukat olarak eşimle de halen devam ediyorum.
İnsanların sorunlarına çözüm bulmak bizleri rahatlatıyor. Şu anda bizim için
hukuki çözüm bulmak çok daha önemli. Ülkemizde bugün sıkıntılı süreçler
yaşanıyor. Her açıdan destek vermemiz gerekir. 2 çocuğum var. Huzursuz bir
hayatımız olmadı. Eş yönünden şanslıydım. Birbirimizin ne ekonomisine ne
yakışıklılığına ne de güzelliğine baktık. Sadece ruh hallerine bakarak evlenmiştik.
Hayatımızı beraber kurduk. Anlayışlı bir eştir. Her alanda birbirimize yardım
ederiz. O nedenle de sıkıntı yaşamadım.
Siyasi yaşamınız Cumhuriyet Halk
Partisi saflarında geçti. CHP’den farklı bir partiye mensup olmayı düşündünüz
mü?
Cumhuriyet
Halk Partisi benim için her şeyden önce çağdaşlığın, gelişmenin, aydınlığın ve
refahın simgesidir. Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk. Atatürk’ün ülkemizde
kadınlara çağdaşlık yolunu açtığını biliyorum. Bu amacı en iyi Cumhuriyet Halk
Partisi’nin dile getirdiğini ve ülkemize bu refahı getireceğine inanıyorum.
Ranta dönük olmayan, insanın özüne bakan, engellisinden kadına cinsiyet ayrımı
gözetmeyen, dil, din, ırk ayrımı
gözetmeyen ve her türlü hakları veren çok geniş kitleleri kucaklayan bir parti.
CHP herkesin kendini bulabileceği, çok rahat ifade edebileceği, katılabileceği
ve herkesin yer alacağı bir parti olarak gördüğüm için yer aldım.
Çok sık eleştiriliyor. Sizce Kemal
Kılıçdaroğlu nasıl bir genel başkan?
Kemal
Kılıçdaroğlu deyince aklıma ilk gelen çalışkanlığı, dürüstlüğü ve temiz yüzü.
Her zaman bizim için bir önder olmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan
olduktan sonra ben partiye üye oldum. Biz genel başkanımızla çalışmaktan dolayı
mutluyuz. Ne zaman kendisini arasak ulaşabiliyoruz. Ne zaman ziyaretine gitsek
uygun olduğu takdirde bizi kabul edebiliyor. Telefonu 24 saat açıktır. Kadınlar
için mücadele ediyor. Yüzde 25 olan kotayı yüzde 33’lardan yukarı çıkardı. Kadınlara
örgütte yer verdi. Bizler için kongreler ve kurultaylar düzenleniyor. Kemal
Kılıçdaroğlu geldikten sonra ilk defa seçimle kongreyi yaptık ve tüzük
değişiklikleri oldu. Bizim için yol açan bir süreçti. Kemal Kılıçdaroğlu
denildiği zaman özü sözü bir, düzgün, içi dışı bir, çalışkan ve ülkesine katkı
koymaya çalışan bir insan aklıma geliyor.
Yaptığınız açıklamalarda kadın cinayetlerinin
son yıllarda yüzde bin 400 artış
gösterdiğini vurgulamışsınız. Kadın cinayetlerinde ki artışını neye
bağlıyorsunuz?
Bu çok üzüntü
verici bir olay. Hakikaten bizim aşamadığımız, toplumsal olarak çözüm
bulamadığımız bir olay. Birçok nedeni var. Kadına bakış açısı ile doğrudan
bağlantılı diye düşünüyorum. Ekonomik nedenleri var. Kadının çaresizliği var.
Bir kadın iyi yetişirse ailesine ve çocuğuna da aynı oranda aynı özenle
yaklaşır. Kadınlarımız çocukluktan itibaren toplumun büyük bir kesiminde çok
baskı altında yetiştiriliyorlar. Öncelikle cinsiyet ayrımcılığı başlıyor. Bu
ayrımcılıkla büyümek kadının ve erkeğin karşı cinsin birbirine bakışını olumsuz
etkiliyor. Ondan sonra okul hayatı başlıyor. Eğitim hayatında ne yazık ki
roller veriliyor. Anne evde işini yapar. Baba da gelir getirir. Zorla
evlendirmek halen ülkemizde çok yaygın. Son dönemde kent merkezlerinde biraz
azalsa da kırsal kesimde halen çok yaygın. Son yıllardaki artışın ise ekonomik
nedenlerin daha fazla olduğuna inanıyorum. Çünkü işsizlik çok fazla arttı.
Yüzde 22’yi geçen bir işsizlik var. Geçim sıkıntıları aile içi kavgalara neden
oluyor. Kadın erkek ayrılmaya çalışıyor. Boşanma davalarımızın oranı da aynı
oranla arttı. Öldürmelerin birçok nedeni de bundan kaynaklı. Geçimsizlik
başlayınca eşler ayrılıyorlar. Ayrılınca erkek yalnız başına hayatını
sürdüremeyince suçu kadında buluyor. Kadında suç yok. Bu toplumsal düzende bir
kabahat var ve gidişatta bir sıkıntı var. Ama o acısını eşinden çıkartıyor. Ne yazık
ki öldürme aşamasına kadar geliyor. Her ikisi için de üzüntü verici bir olay.
Kadın cinayetlerinin önlenmesi için
nasıl bir çözüm önerirsiniz?
Uzun vadeli
eğitim. Toplumsal bakış açısının değişmesi. Bunun içinde devletin desteği şart.
Aileden Sorumlu Bakanlık kuruldu. Belirli merkezler açıldı. Kadın Sığınma
Evleri açıldı. Ama buna rağmen cinayetlerin hızı kesilmedi. Çünkü hala kadının
öldürülmesini biz hak olarak görüyoruz. Bu bakış açısını değiştirmemiz lazım.
Kadının namusu kendine aittir. Eskiden gelen toplumsallığımızla bakış açımızla
namus kavramını ve töre kavramlarını hala üzerimizden atamıyoruz. Bu nedenle
öncelikle bu kavramların değişmesi doğrultusunda eğitim gerekir. Eğitimin
sadece ders kitaplarında verilmemesi gerekir. Bunun tiyatrolarla, dizilerle,
panellerle, söyleşilerle verilmesi gerekir. Orta oyunları mahallelerde
yapılabilir. Bunlarla anlatılması ve örnekleme yapılması gerekir. Ağır ceza
verilmesi gerekir. Bazı yerler başladı. Sendikaların sözleşmelerinde var. Eşine
tokat atana, şiddet uygulayana maaşından kesme var. Bunlar bence daha olumlu
yaptırımlar diye düşünüyorum. Gerek ekonomik gerek sosyal yaptırımlarla ancak
düzelebilir.
Kadın sorunlarına yönelik ne gibi
çalışmalar yaptınız?
Birincisi
örgüt içindeki kadınlarımızın eğitimi sürekli olarak yapılıyor. İkincisi
mahalle çalışmaları yapıyoruz. Mahalledeki kadınlarımızla buluşuyoruz. Üçüncüsü
de onlarla birlikte etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Şiddete uğrayan
kadınlarımız ve ekonomik sıkıntılar olan kadınlarımız oluyor. Onların sorunlarına
çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bir diğeri de sosyal çalışmalarımız oluyor. Evde
kullanılmış ikinci el kıyafetleri toparlayıp temizleyip tekrar ihtiyacı
olanlara gönderiyoruz. Hem sosyal hem eğitim hem psikolojik açıdan her türlü
çalışmayı yapmaya çalışıyoruz.
Son olarak Adana’da kadınlar için
önemli bir rol modelsiniz. Peki, bu tempoda iş, siyaset ve aile hayatınızı
nasıl dengeliyorsunuz?
Gençliğimden
bu yana çalıştığımız için bu dengeyi kurabiliyoruz. Çocukların küçük olduğu
dönemde belki biraz zorlandık. O dönem Adana’da bakıcı problemi vardı. Kreş çok
fazla yoktu. Şimdi çok daha fazla seçenek var. Çocuklar da büyünce eşimle
beraber kaldık. Kadın üretimin içerisinde çalışma hayatının içerisinde olduğu
zaman çok daha verimli ve çok daha sağlıklı bir ruh yapısına sahip oluyor. Ona
inanıyorum. Gerçekten her insanın kadın veya erkek, çocukların dahi küçüklükten
başlayarak bir yerlerde üretimde bulunması ve çalışması gerekiyor. Öğrenciyken
bir roman okumuştum. Romanda der ki: Evlilik zemberekle saat özeni ister. Her
gün kurmak gerekir. Biz bunu doğal olarak yaptık. Her gün mutlaka yoğun
günlerimizde bile balkonumuzda akşam kahve ya da çay içerek sohbet eder günün
özetini yaparız. Evlilik biraz güven üzerine gidiyor. Sağlıklı bir ilişkimiz
var. İş hayatında ve siyasette sürekli olduğumuz için bakımlı olmaya özen
gösteriyorum. Çünkü kişinin önce kendine sonra da topluma olan saygısıdır diye
düşünüyorum. Kendime uyguladığım özel bir bakım kürüm yok ama düzenli uyku
uyurum. Beslenmemize dikkat ederiz. Düzenli yeriz. Doğal ürünler kullanmaya
dikkat ederim. Evde yemek pişirmeye özen gösteririm.