Kadına yönelik şiddet erkeklerin eğitimiyle son bulur

Kadına yönelik şiddet erkeklerin eğitimiyle son bulur

Adana’nın tanınmış siyasetçilerinden Avukat Rukiye Çinkılıç, kadın hakları ve sorunlarıyla ilgiliyürüttüğü çalışmalar kapsamında,  şiddet ve cinayetlerle son bulan vakaların önlenebilmesi için uzun vadeli eğitimin şart olduğunu dile getiriyor. Bunun için devletin desteğinin şart olduğunu vurgulayan Çinkılıç, kadınların değil, erkeklerin eğitilmesi gerektiğini söylüyor.


Kadına yönelik şiddet erkeklerin eğitimiyle son bulur

Kadına yönelik şiddeti hukukçu gözüyle değerlendiren Rukiye Çinkılıç, mahkemelerde verilecek cezanın tek başına caydırıcı olmayacağını savundu...

Erkeğe sadece ceza değil eğitim de verilmeli

GAZETTE - Hem siyasette hem de iş hayatında yoğun bir mücadele içerisinde olan, kadın hakları ve sorunlarıyla ilgili çalışmalar yürüten Avukat Rukiye Çinkılıç kadın cinayetlerinin önlenmesi için uzun vadeli eğitimin şart olduğunu ama öncelikle toplumsal bakış açısının değişmesi gerektiğini vurguluyor. Çinkılıç, bunun için de devletin desteğinin şart olduğunu söylüyor ve ekliyor: Aslında kadınları değil erkekleri eğitmek gerek. Siyasetinin yanı sıra başarılı bir hukukçu ve anne olan Rukiye Çinkılıç ile birçok konuda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Genellikle aktif bir siyasetçi olarak tanınıyorsunuz ama okuyucularımız için daha detaylı soralım. Rukiye Çinkılıç kimdir?

Orta gelirli bir ailenin kızıyım. 3 kardeşiz. Babam emekli astsubaydır ve annem ev hanımıdır. Hayatımız askeri birliklerde geçti. Babamın astsubay olması nedeniyle çocukluk ve gençlik yıllarım sırasıyla Gelibolu, Erzurum, Ankara ve İskenderun’da geçti. Bunun bizim hayatımıza çok önemli etkileri oldu. Türkiye’nin her yerindeki insanı kendimizden biliyoruz. Bu kimliğimize de yansıdı. Her insana aynı yakınlıkta hissediyoruz. Annem ev hanımı olunca rahat ve mutlu bir çocukluk geçirdim. Üniversitede eşimle tanıştım. Eşimle aynı bölümde okudum. Eşimle son sınıfta evlendik. Eş durumundan Adanalı oldum. Ama bu yöreye de yabancı değildim. Dedem çocukluğumda Yumurtalık’ta Kooperatif müdürüydü. 5 yaşından beri biz Adana’daydık. Daha sonrasında babamın tayini İskenderun’a çıktı. Evlendikten sonra da Adana’ya yerleştik. Eşimin ailesi çok sıcak bir aileydi. Bu yüzden Adanalı olmakta çok sıkıntı çekmedim. Zaten yörenin insanı da çok sıcakkanlı. Bilerek ve isteyerek ben Adana’ya yerleşmek istedim. Adana hem yaşam koşulları açısından çok rahat hem de iklim açısından çok güzel ve tam yaşanılacak bir şehir. Serbest avukatlıkla başladım. Daha sonra Adana Büyükşehir Belediyesi’ne 1989 yılında avukat olarak girdim. 2009 yılında 45 yaşında emekli oldum. Serbest avukat olarak eşimle de halen devam ediyorum. İnsanların sorunlarına çözüm bulmak bizleri rahatlatıyor. Şu anda bizim için hukuki çözüm bulmak çok daha önemli. Ülkemizde bugün sıkıntılı süreçler yaşanıyor. Her açıdan destek vermemiz gerekir. 2 çocuğum var. Huzursuz bir hayatımız olmadı. Eş yönünden şanslıydım. Birbirimizin ne ekonomisine ne yakışıklılığına ne de güzelliğine baktık. Sadece ruh hallerine bakarak evlenmiştik. Hayatımızı beraber kurduk. Anlayışlı bir eştir. Her alanda birbirimize yardım ederiz. O nedenle de sıkıntı yaşamadım.

Siyasi yaşamınız Cumhuriyet Halk Partisi saflarında geçti. CHP’den farklı bir partiye mensup olmayı düşündünüz mü?

Cumhuriyet Halk Partisi benim için her şeyden önce çağdaşlığın, gelişmenin, aydınlığın ve refahın simgesidir. Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk. Atatürk’ün ülkemizde kadınlara çağdaşlık yolunu açtığını biliyorum. Bu amacı en iyi Cumhuriyet Halk Partisi’nin dile getirdiğini ve ülkemize bu refahı getireceğine inanıyorum. Ranta dönük olmayan, insanın özüne bakan, engellisinden kadına cinsiyet ayrımı gözetmeyen,  dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen ve her türlü hakları veren çok geniş kitleleri kucaklayan bir parti. CHP herkesin kendini bulabileceği, çok rahat ifade edebileceği, katılabileceği ve herkesin yer alacağı bir parti olarak gördüğüm için yer aldım.

Çok sık eleştiriliyor. Sizce Kemal Kılıçdaroğlu nasıl bir genel başkan?

Kemal Kılıçdaroğlu deyince aklıma ilk gelen çalışkanlığı, dürüstlüğü ve temiz yüzü. Her zaman bizim için bir önder olmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduktan sonra ben partiye üye oldum. Biz genel başkanımızla çalışmaktan dolayı mutluyuz. Ne zaman kendisini arasak ulaşabiliyoruz. Ne zaman ziyaretine gitsek uygun olduğu takdirde bizi kabul edebiliyor. Telefonu 24 saat açıktır. Kadınlar için mücadele ediyor. Yüzde 25 olan kotayı yüzde 33’lardan yukarı çıkardı. Kadınlara örgütte yer verdi. Bizler için kongreler ve kurultaylar düzenleniyor. Kemal Kılıçdaroğlu geldikten sonra ilk defa seçimle kongreyi yaptık ve tüzük değişiklikleri oldu. Bizim için yol açan bir süreçti. Kemal Kılıçdaroğlu denildiği zaman özü sözü bir, düzgün, içi dışı bir, çalışkan ve ülkesine katkı koymaya çalışan bir insan aklıma geliyor.

Yaptığınız açıklamalarda kadın cinayetlerinin son yıllarda yüzde  bin 400 artış gösterdiğini vurgulamışsınız. Kadın cinayetlerinde ki artışını neye bağlıyorsunuz?

Bu çok üzüntü verici bir olay. Hakikaten bizim aşamadığımız, toplumsal olarak çözüm bulamadığımız bir olay. Birçok nedeni var. Kadına bakış açısı ile doğrudan bağlantılı diye düşünüyorum. Ekonomik nedenleri var. Kadının çaresizliği var. Bir kadın iyi yetişirse ailesine ve çocuğuna da aynı oranda aynı özenle yaklaşır. Kadınlarımız çocukluktan itibaren toplumun büyük bir kesiminde çok baskı altında yetiştiriliyorlar. Öncelikle cinsiyet ayrımcılığı başlıyor. Bu ayrımcılıkla büyümek kadının ve erkeğin karşı cinsin birbirine bakışını olumsuz etkiliyor. Ondan sonra okul hayatı başlıyor. Eğitim hayatında ne yazık ki roller veriliyor. Anne evde işini yapar. Baba da gelir getirir. Zorla evlendirmek halen ülkemizde çok yaygın. Son dönemde kent merkezlerinde biraz azalsa da kırsal kesimde halen çok yaygın. Son yıllardaki artışın ise ekonomik nedenlerin daha fazla olduğuna inanıyorum. Çünkü işsizlik çok fazla arttı. Yüzde 22’yi geçen bir işsizlik var. Geçim sıkıntıları aile içi kavgalara neden oluyor. Kadın erkek ayrılmaya çalışıyor. Boşanma davalarımızın oranı da aynı oranla arttı. Öldürmelerin birçok nedeni de bundan kaynaklı. Geçimsizlik başlayınca eşler ayrılıyorlar. Ayrılınca erkek yalnız başına hayatını sürdüremeyince suçu kadında buluyor. Kadında suç yok. Bu toplumsal düzende bir kabahat var ve gidişatta bir sıkıntı var. Ama o acısını eşinden çıkartıyor. Ne yazık ki öldürme aşamasına kadar geliyor. Her ikisi için de üzüntü verici bir olay.

Kadın cinayetlerinin önlenmesi için nasıl bir çözüm önerirsiniz?

Uzun vadeli eğitim. Toplumsal bakış açısının değişmesi. Bunun içinde devletin desteği şart. Aileden Sorumlu Bakanlık kuruldu. Belirli merkezler açıldı. Kadın Sığınma Evleri açıldı. Ama buna rağmen cinayetlerin hızı kesilmedi. Çünkü hala kadının öldürülmesini biz hak olarak görüyoruz. Bu bakış açısını değiştirmemiz lazım. Kadının namusu kendine aittir. Eskiden gelen toplumsallığımızla bakış açımızla namus kavramını ve töre kavramlarını hala üzerimizden atamıyoruz. Bu nedenle öncelikle bu kavramların değişmesi doğrultusunda eğitim gerekir. Eğitimin sadece ders kitaplarında verilmemesi gerekir. Bunun tiyatrolarla, dizilerle, panellerle, söyleşilerle verilmesi gerekir. Orta oyunları mahallelerde yapılabilir. Bunlarla anlatılması ve örnekleme yapılması gerekir. Ağır ceza verilmesi gerekir. Bazı yerler başladı. Sendikaların sözleşmelerinde var. Eşine tokat atana, şiddet uygulayana maaşından kesme var. Bunlar bence daha olumlu yaptırımlar diye düşünüyorum. Gerek ekonomik gerek sosyal yaptırımlarla ancak düzelebilir.

Kadın sorunlarına yönelik ne gibi çalışmalar yaptınız?

Birincisi örgüt içindeki kadınlarımızın eğitimi sürekli olarak yapılıyor. İkincisi mahalle çalışmaları yapıyoruz. Mahalledeki kadınlarımızla buluşuyoruz. Üçüncüsü de onlarla birlikte etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Şiddete uğrayan kadınlarımız ve ekonomik sıkıntılar olan kadınlarımız oluyor. Onların sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bir diğeri de sosyal çalışmalarımız oluyor. Evde kullanılmış ikinci el kıyafetleri toparlayıp temizleyip tekrar ihtiyacı olanlara gönderiyoruz. Hem sosyal hem eğitim hem psikolojik açıdan her türlü çalışmayı yapmaya çalışıyoruz.

Son olarak Adana’da kadınlar için önemli bir rol modelsiniz. Peki, bu tempoda iş, siyaset ve aile hayatınızı nasıl dengeliyorsunuz?

Gençliğimden bu yana çalıştığımız için bu dengeyi kurabiliyoruz. Çocukların küçük olduğu dönemde belki biraz zorlandık. O dönem Adana’da bakıcı problemi vardı. Kreş çok fazla yoktu. Şimdi çok daha fazla seçenek var. Çocuklar da büyünce eşimle beraber kaldık. Kadın üretimin içerisinde çalışma hayatının içerisinde olduğu zaman çok daha verimli ve çok daha sağlıklı bir ruh yapısına sahip oluyor. Ona inanıyorum. Gerçekten her insanın kadın veya erkek, çocukların dahi küçüklükten başlayarak bir yerlerde üretimde bulunması ve çalışması gerekiyor. Öğrenciyken bir roman okumuştum. Romanda der ki: Evlilik zemberekle saat özeni ister. Her gün kurmak gerekir. Biz bunu doğal olarak yaptık. Her gün mutlaka yoğun günlerimizde bile balkonumuzda akşam kahve ya da çay içerek sohbet eder günün özetini yaparız. Evlilik biraz güven üzerine gidiyor. Sağlıklı bir ilişkimiz var. İş hayatında ve siyasette sürekli olduğumuz için bakımlı olmaya özen gösteriyorum. Çünkü kişinin önce kendine sonra da topluma olan saygısıdır diye düşünüyorum. Kendime uyguladığım özel bir bakım kürüm yok ama düzenli uyku uyurum. Beslenmemize dikkat ederiz. Düzenli yeriz. Doğal ürünler kullanmaya dikkat ederim. Evde yemek pişirmeye özen gösteririm.

 

DİĞER HABERLER