Nurhan Damcıoğlu ile Kanto üzerine
GAZETTE - 'Çadırımın üstüne şıp dedi damladı', 'Yangın Var',
'Oy Dingala', 'Fındıkkurdu'… Çocukluğumuzdan bu yana hafızalarımıza kazınmış bu
şarkıları, tek kişinin sesi ve yorumuyla hatırlıyoruz: Nurhan Damcıoğlu… Kanto
denince ilk onun adı akla geliyor. Gazette’nin ulaştığı Damcıoğlu, "Küçük
yaşta Ankara’ya yerleştiğimiz için Ankaralı olarak bilinirim ancak Adana’da
dünyaya geldim” dedi. Damcıoğlu, “Kanto
sanatını yeni nesillere tanıtmak, kantoyu unutturmamak, eğlendirmek ve
düşündürmek istiyorum” şeklinde konuştu.
Ailenizde sanatla alakadar olan başka birileri var mıydı? Sizi
destekleyen kimdi?
Sanat bizim ailemizde var.
Annem ud çalar, çarliston yapardı. Sonra erkek kardeşim Burhan ise batı
müziği eğitimi alıyordu. Emel Sayın ile bir dönem çalışmışlardı. Ankara Radyosu
çocuk korosuna katıldım. Hatta babamdan korkarak gidiyordum. Gidebilmek için
pencereden kaçtığımı hatırlarım. Öte yandan balerin olmayı da çok arzuluyordum
fakat babam sürekli olarak bu mesleğin az ömürlü olduğunu savunuyor, sıcak
bakmıyordu açıkçası… Ve beraberinde de tiyatro bölümüne de kaydoldum. O zamanlar 14 yaşındaydım. İlk oyunumdan
sonra babam gururla “O benim kızım” diyecekti… Kaydımın oluşması için yaşımı
büyütmüştük. Sanat için özveride bulunmak ve emek çekmek gerekiyor
Kanto'da usta bir isim, marka oldunuz. Bale ve tiyatro
eğitimi alırken neden kanto?
Ben aslında unutulan bir şeyi sandıktan çıkarıp, sundum.
Rahmetli Adile Naşit’in dayısı Niko ilk zennedir. Tüm gazetelerde çok takdir
ediliyordu. Kaldı ki kanto, Alaturkanın başlangıcıdır. Müslüman ilk kadın
kantocuyumdur. 1968 yılında klasik
tiyatro eserlerini inceler, teliflerini öder kendime uyacak şekilde bir
uyarlama hazırlayarak izleyiciye sundum ve tüm bunları yaparken 18
yaşındaydım. Sıkıntılı zamanlardı.
Ustamdan, hocamdan para isterdim. Boş zaman yaratıp dikiş dikerdim. Seslendirme
yapardım sonra da… Öyle geçiniyordum. Aylık ücretimi aldığım zaman 200 liraya
ev kirası, 100 lirayı anne-babaya verir, 100 lirası da bana kalırdı. Ve onu bir
ay idare ederdim. Yokluk içinde var oldum. Evimde perdem yoktu. Sanatçıydık
işte…
Kanto üzerine aldığınız ilk sahneyi hatırlar mısınız?
Sene 1968’di. Metin Akpınar, Zeki Alasya, Tanju Okan ile
birlikte Kulüp 12’deydik. Kafamda koca bir tüy vardı. Tepeden bir yerden
iniyordum sahneye, izleyicilere daha yakın yere… Nasıl unuturum ki? Dans eden
ilk kadınım. Kendimle gurur duyuyorum. Ve o akşam saygıdeğer Müzeyyen Senar ile
karşılaşmıştım. Ardından beni yanına çağırdı ve sandığından üzeri işlenmiş
siyah tül bir elbise vermek istediğini ve “Bunu ancak sana verebilirim. Sen
Zarife’ye benziyorsun; o keklik gibi sekerdi fakat sen daha iyisin” demişti.
Kanto yapmanızın size getirdiği artıları, eksileri nelerdi?
Artıları vardı tabii ki; ünlü bir insan oluyorsunuz.
Zamanında çok kazandım. Dünyayı dolaştım. Fakat şöyle bir durum olmuştu ki eşim
beni hem koruyup kolluyor hem de daha da ünlü olmama mani olmuştu.
Fransa’daydık o yıllar… Arkadaşım Dilek Koç’a gitmiştik. Dilek de hemen oranın
radyosuna benim geldiğimi haber vermişti. Ve 3 kanaldan da şov için davet
edilmiştik. Mısırlı bir yapımcının hazırlayıp sunduğu toplamda 4–5 saat süren
bir program vardı. Oraya da kantocu olarak giden ilk kişiydim. Sarışın ve yeşil
gözlüyüm tabii. Oldukça da şık… Şaşırmışlar ve Müslüman olup olmadığımı
sormuşlardı; artık Türkiye’yi nasıl düşünüyor, nasıl hayal ediyorlarsa… Evet
1980 senesiydi… Tam 7 kanto söylemiştim: “Yangın Var” diye çığlığı basıp,
ayaklarımı kaldırıp döne döne dans etmiştim. Onun dışında sahnelerde beni
kadroya alan kişi de rahmetli Zeki Müren olmuştur
Sizin gibi başka bir isim daha neden çıkmadı dersiniz?
Çok zor bir iş yaptım. Güç ve kuvvet isteyen bir işti. 29
farklı taklidim vardı. Zeki Müren gibi isimlerin de taklitlerine çalışıyordum.
Kabiliyet gerektiriyordu. Oynuyordum. Ben sadece Maksim, Çakıl vs. gibi büyük
gazinolarda çalışıp popülerleştirdim bu işi. Yoksa çok insan vardı Anadolu'nun
çeşitli yerlerinde kanto yapan. Ben assolistin altında çalışan eğlenceli
komedyen kadın olarak çıktım. Güzel kadını oynamadım. O yüzden ne solistin ne
de gelen ailelerin kocalarından kıskanmalarına gerek yoktu. Son 20 senedir
longplay çıkarmadığım için diğer kantocular da bir şey yapamadı. Çünkü benim
şarkılarımı söyleyip taklit ediyorlardı. Beni çok kullanmak istediler. Bu
olaydan rahatsız olduğumu gören Zeki Müren "Taklitler aslını yaşatır"
demişti. Bir dönem TRT'ye gerici bir yönetim geldiğinde küsüp yurtdışında
çalışmaya başladım. Fransız televizyonlarında senelerce Enrico Macias ile
programlara çıktım. Kanada, Almanya, Amerika'da çalıştım ama oralarda kalmak
istemedim. Ama bugünkü aklım olsaydı ne evlenirdim ne de Türkiye'ye geri dönerdim.
Yurtdışında ünlenip buraya konser vermeye gelirdim.
Kantonun şu anda ülkemizdeki geçerliliği size göre ne
durumda?
Kanto bitti. Yaşatmak istiyorum ama teklif gelmiyor ne yazık
ki… Oysaki önceleri Ramazan aylarında şenliklerde bu tarz eğlencelere çok
rağbet vardı. Şunu da eklemek istiyorum: “Türkiye’de sanat konusunda utanılacak
vaziyetteyiz. Dünya tiyatrolarında başrol oyuncuları el üstünde tutarlar.
Kıymetlidirler. Ülkemizde böyle bir şey yok.”
Yeşilçam’da çekilmiş filmleriniz de var. Neden bıraktınız
film yapmayı?
Başrol aldığım filmler de oldu, yan rollerde oynadıklarım
da. Ama Yeşilçam bana çok sıcak gelmedi. Türker İnanoğlu hep vamp kadını
oynamamı istedi. Ben sevemedim, istemedim.
Söylediğiniz kantolar arasında hiç sizin için yazılmış olan
var mı?
Benim için yazılan çok kanto var.
'Nurhan Geldi Sahneye' var mesela, Bursalı bir klarnetçi üstad vardı 20-30 sene
önce tanıdığım, benim için bestelediği kantolar vardı. Kendi bestelerim de var.
'Yağmur yağdı kaç kaç' var, 'Çadırımın üstüne şıp dedi damladı' gibi kantolar
da eskidir ama benim için ortaya çıkarılmıştır ve insanlar ilk benden
duymuştur. Niko'dan, Anjel Hanım'dan, tromboncu Tahsin'den, İzmir Radyoevi
arşivlerinden araştırıp buldum hepsini ve yeni düzenlemelerle bugüne taşıdım.
Şimdi Candan Erçetin söylüyor. Nereden duydu? Radyoda mı çalardı, başkası CD ya
da kaset mi yaptı? Hayır. 'Kalender'i, 'Oy Dingala'yı, 'Yangın Var'ı, 'Osman
Aga'yı benden duydular.