Maviş’ten yürek yarasını iyileştiren tavsiyeler

Maviş’ten yürek yarasını iyileştiren tavsiyeler

Depresyona girmeden aşk veya ayrılık acısından nasıl kurtuluruz? Bu sorunun ceavabını Türkiye’nin önde gelen Kişisel Gelişim Uzmanı Adil Maviş’te aradık. Yaşadığı ayrılığı takıntı yapan kişinin ileride hastalık boyutuna varacak bir sürece girebileceğini belirten Maviş, “Birçoğumuz yaşadığımız acıyla besleniyoruz.  Başka bir tabirle, mutsuzluğumuzla mutlu oluyoruz” dedi.


Maviş’ten yürek yarasını iyileştiren tavsiyeler

Bırakıp giden kişinin ardından yas tutmak yerine ona öfke duymanın daha mantıklı olduğunu ifade eden Maviş, “Tabi bu öfke şiddete dönüşmemeli. Öfke duymanın mutsuzluktan daha iyi olduğunu ifade etmeye çalışıyorum. İçine kapanmak yerine terkeden kişiye öfke duymak, daha sonra bu öfkeyi deşarj yöntemiyle konrollü bir şekilde yok etmek en pratik yoldur” diye konuştu.

Öfkelenmek mutsuzluktan daha iyidir

GAZETTE – Türkiye’nin en saygın kişisel gelişim uzmanlarından biri olan Adil Maviş, dünkü sayımızda mesleğiyle ilgili sorularımıza cevap vermişti. Bugün ise çekilmesi en zor dert sayılan aşk acısı hakkında önerilerini paylaşacağız. Aşk veya ayrılık acısının bir ilacı olmadığının altını çizen Maviş, “Çoğu insan acıdan besleniyor. Bunu tedavi etmek çok güç. Başka bir tabirle, mutsuzluğundan mutlu olmuş bir insanı mutlu etmeye çalışmak, mutsuzluk yaratır” dedi. Bırakıp giden kişinin ardından yas tutmak yerine ona öfke duymanın daha mantıklı olduğunu ifade eden Maviş, “Tabi bu öfke şiddete dönüşmemeli. Öfke duymanın mutsuzluktan daha iyi olduğunu ifade etmeye çalışıyorum.

Anladığım kadarıyla kişisel gelişim üzerine kitap okuyan herkes kendine bir şirket açabiliyor. Gerçek kişisel gelişim uzmanı ile korsanını nasıl ayırabileceğiz?

Ticari anlamda bu işi yapabilmek için bir meslek odasına bağlı olmak gerekmiyor. Vergi dairesine müracaat ederken, ‘Eğitim-Danışmanlık’ adı altında faaliyet izni alıyorsunuz. İsimleri bir anlamda kanaat önderi niteliğinde olan kişilerden eğitim alanlar, usta-çırak ilişkisiyle yetiştikten sonra sertifika alabiliyor. Tabi bu tür sertifikaların yasal bir dayanağı yok. Fakat yaptığımız iş referanslarla ilerliyor. Tavsiye üzerine insanlar gelmiyorsa, reklamlarla bu işi devam ettirmeniz mümkün değil.

Mesleki sorunlarınız var mı?

Alanımız çok geniş ve kısmen sağlığa giriyor. Fakat, uyguladığım tekniklerde tıbbi bir tabir olduğu için ‘Depresyon’ ifadesini kullanamam. Kişi depresyonda olsa bile, ben ‘Depresyonu tedavi ediyorum’ dediğim taktirde suç işlemiş olurum. Onun yerine mutsuz insanı daha mutlu edebilirim dediğim zaman bir sıkıntı yok. Bu çizgiler çok net değil. Önceden çok sayıda ‘Sigara Bıraktırma Merkezi’ vardı. Sağlık Bakanlığı buna müdahale etti ve bazı şartlar getirdi. Bunun üzerine her yerde açılan bu merkezler, birdenbire kapanmaya başladı. Ardından Sağlık Bakanlığı kendi merkezini kendi kurdu. Gelecekte, bizim sektörle ilgili bakanlığın, sigara bıraktırma merkezi örneğinde olduğu gibi bazı şartlar getirebilir. Sınırlar çok net değil. Yaptığımız iş eğitime de giriyor, sağlığa da giriyor, psikolojiyi de giriyor, kişisel gelişime de giriyor. Çok net ve belirgin değil, sanırım şu an net bir hale gelmesi de şu an mümkün değil gibi geliyor.

Aşk yarasına karşı bir merheminiz var mı? Kişi, kendisini terkedeni veya ihaneti aklından silip atabilir mi?

Takıntısı hastalık boyutundaysa öncelikle bunun bilincinde olması gerekiyor. Böyle bir ilaç yok. Yaralı yönünün iyileştirme kısmına gidecek. Kişi aslında bunu bırakmak da istemiyor. Onun acısından besleniyor. Acısından beslenen bir insanı tedavi edemezsiniz. Başka bir tabirle, mutsuzluğundan mutlu olmuş bir insanı mutlu etmeye çalışmak, mutsuzluk yaratır. Kişinin içinde bulunduğu durum bir çıkmazsa ve kurtulmak istiyorsa çalışmamaız daha kolay, ama kendini haklı göstermeye çalışıyor ve her yerde bunu aktarma çabası içerisindeyse iyileşmeleri mümkün değil.

Anladığım kadarıyla aşk acısı hastalık boyutuna varabiliyor. Bunu hastalık ve takıntı olarak ikiye ayırıyorsunuz. Eve kapanıp tatlı yiyecekler tüketmek yerine size gelseler daha faydalı olur değil mi?

Bir insan öldüğü zaman onu unutmamak gerekir. Acısının içimizde yaşaması şart ama 40’ını da çıkarmamız lazım. Aşk acısı ise belirli bir süre içerisinde dinmiyorsa, yerini hastalığa bırakıyor. Ruh halini bir kabuk gibi düşünün, temsilen söylüyorum, 40 gün içerisinde o kabuğu üzerinden atamadıysa hastalık oluyor. Bizler de, kişinin yaşadığı süreci kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Buraya gelip seans aldıktan sonra her şeyi unutup çıkabilecek diye bir şey yok.

Kişi depresyona girdiğini nasıl anlayacak?

Bunun kendine göre belirtileri mevcut. İnsan rutinin dışına çıkar. Örneğin daha fazla yemeye başlar, daha çok uyumaya ve kendini eve kapatmaya başlar. Bazı şeyleri abartır, sigarayı çoğaltır, uyuşturucu ve alkol kullanma eğilimi hisseder. Kimileri var ki, bu belitilere rağmen depresyona girdiğini hala farkedemiyor. Yaşadığı olumsuzluklara alışıyor, normalmiş gibi geliyor.

Peki bu aşk acısından, depresyondan veya takıntılarımdan kaç liraya kurtulabilirim?  

Bu tür danışanlarıma 6 kez görüşmeyi teklif ediyorum. Fakat bu bütçe meselesi. Kişiyle uyuma girebiliyormuyum, verdiğimi alabiliyormu, verdiğim şey işine yarıyor mu? Her şey yolunda gidiyorsa 6 seans yeterli. Tek seansımız 300 TL’ye denk geliyor. İnsan fiyatları duyunca acım içimde, param cebimde kalsın da diyebilir.

Adana’da, özellikle liselerde yaşanan kavga ve tartışmaların sonu adli olaylarla bitebiliyor. Öğrencilere yönelik kapsamlı bir çalışma yapılamaz mı?

Finans kaynağı sağlayacak derneğin, vakfın, gönüllü bir kuruluşun veya bir merkezin desteği gerekiyor. Buna bir bütçe çıkarılması lazım. Okul aile birlikleri maalesef para harcama konusunda bilinçli değiller. Onlar bina yaptırırlar ve tadilat uygularlar fakat bu tür faaliyetlere para ayırmazlar.

Öğrenciden bahsetmişken, hızlı okuma tekniğini de öğretiyorsunuz. Hızlı okuma hayatımızda neyi değiştirir, bizi nasıl etkiler?

Okula gittiğinizde okuma yazma öğrenirsiniz. İlkokul birinci, ikinci sınıfta muhtemelen okuma hızınız 120-130 kelime civarındadır. Ortaokuldan liseye geçtiğinizde belki 160 kelime, üniversiteyi bitirdiğinizde ise 200-250 kelimelere kadar çıkar. Ondan sonra aradan 50 yıl geçse bile dakikada okuma hızınız 250 kelimenin üzerine çıkmaz. Hızlı okuma teknikleri, var olan okuma tekniklerine alternatif olarak görsel algılamaya dayalı, okuduklarını görsel olarak algılayıp yorumlamaya dayalı bir tekniktir. Minimum üç dört kat, eğer üstünde çalışma yapılırsa 10 katın üstünde dakikada 2 bin, 2 bin 500 kelimeye kadar çıkabilir. Ancak en vasat haliyle, 15 saatlik bir eğitimle dakikada 250 kelime civarında okuyan bir okuyucu, bin kelimeye kadar çok çok rahat ulaşır.

Sanırım bir de beynin her iki lobunu çalıştırma durumu var değil mi hızlı okumada?

Kesinlikle haklısınız. Sağ lob, sol lob dediğimiz bir sistem var. Sol lob mantıktır, kelimeleri, sesleri seslendirebilmeniz için sol lobu çalıştırmanız lazım. Sağ lob görselliğe hitap eder. Görsel algılamaya dayalıdır. Biz klasik okumada sol lobun kelimeleri seslendirme merkezine takılı kalıyor, o nedenle konuşma hızından daha hızlı okuyamıyoruz. Şu anda konuşma hızım ortalama 160-180 kelime. 200 kelimeyi geçtikten sonra benim konuşmamı deşifre edemezsiniz. 300 kelimeden sonra anlaşılmaz hale gelir. Zaten o hızda konuşamam. Dolayısıyla konuşma hızımı klasik okuma hızı sınırlandırıyor. Görsel algılamada sese dayalı anlama olmadığı, gördüğünü algılamaya dayalı olduğu için orada o ses sınırını aştığımız için görsel algılamaya, yoruma geçiyor. Dakikada bin kelimeye geçebilmemizin sırrı da buradan kaynaklanıyor.

Öğrenme motivasyonu üstüne de çalışmalarınız var. Öğrenme motivasyonu nedir?

Hayatımızda olmazsa olmaz, öğrenmek zorundayız. Okul başlamadan önce öğrendiğimiz şeylerin pek çoğu keyfe dayalı, eğlenmeye dayalı, ne istiyorsanız onu öğreniyorsunuz. İsteyerek öğreniyorsunuz. Ama 6 yaşa basıp okula kayıt yaptırdıktan sonra okumak zorunda olduğunuz mecburiyetler var. Artık inisiyatif sizin elinizde değil. Müfredata girmek zorundasınız. O müfredata girmiş olmanın dezavantajları öğrenmeyle ilgili motivasyonu kırıyor. Artık size verileni öğrenmek zorunda olmanın mutsuzluğu ile mutsuz bir öğrenci oluyorsunuz. Zorunlu bir okuyucu, zorunlu bir öğrenci oluyorsunuz. Bu da motivasyonunuzu kırıyor. Öğrenme motivasyonu öğrenmek zorunda olduğunuz şeyleri gönüllü öğrenme versiyonuna yükselterek kendinizin en iyi haline ya da kendi öğrenme versiyonunuzun en iyi haline ulaşmayı amaçlamaktadır. Kısacası matematiği sevmeden çalışıyorsanız severek çalışmayı öğretir. Okumayı sevmiyorsanız mesela hızlı okumanın bir anlamı yok. Okumayı sevdirmeyi öğreten bir araçtır. Bunun için de bilinç düzeyinde değil, bilinçaltı düzeyinde çalışıyoruz. Öğrenme motivasyonu bilinçaltını provake ederek kişiye bir tür eşref saat dediğimiz, hani sıkıştırılmış anların kerameti vardır derler ya, dar zamanda öyle üretken olursunuz ki siz de şaşırırsınız. Bu kadar kısa süre içinde ben bu işi nasıl bitirdim diye. Öğrenme motivasyonu da bunu suni yolla kişide değişik araçlardan yararlanarak ortaya çıkarttığımız bir yararlanma tekniğidir diyelim.

İçine kapanık kişiler lider olabilir mi?

Dışa dönük ve içe dönük olmak üzere iki ana kişilik vardır. Dışa dönük olanlar kendilerini çok rahatlıkla ifade edebilirken, içe dönük kişiler düşünsel açıdan çok zengin ama ifade konusunda sıkıntı yaşarlar. Liderler genelde dışa dönük kişilerden çıkar. Cevherler ise içe dönük kişilerden çıkar. Bunlar, yazarak kendilerini ifade edebilirler. Bunların kitaplarını çok zevkle okursunuz. İyi yazarların çoğu içe dönüktür. İyi yazarlar kötü konuşmacılardır. Dışa dönük kişilerin de yazdıkları aksine okunacak gibi değildir.

 

DİĞER HABERLER

Adana’da feci kaza
Adana’da feci kaza
5 Aralık 2025 Cuma
Karabük’te öğrenci ölü bulundu
Karabük’te öğrenci ölü bulundu
3 Aralık 2025 Çarşamba
Edirne’de FETÖ operasyonu
Edirne’de FETÖ operasyonu
3 Aralık 2025 Çarşamba
Kozan’da iki araç çarpıştı
Kozan’da iki araç çarpıştı
29 Kasım 2025 Cumartesi
Adana’da Restoran Cinayeti
Adana’da Restoran Cinayeti
29 Kasım 2025 Cumartesi
TBMM başkanı adana’da
TBMM başkanı adana’da
28 Kasım 2025 Cuma