Referandum sonucundan endişem yok

Referandum sonucundan endişem yok

Kendini siyasetten emekli ettikten sonra Kurucular Kurulu Üyesi olduğu AK Parti’nin sadece bazı toplantılarında karşımıza çıkan 22. Dönem Adana Milletvekili Ziyaeddin Yağcı, referandum öncesi sandıktan ‘evet’ çıkması için aktif olarak çalışmaya hazırlanıyor.


Referandum sonucundan endişem yok

GAZETTE’NİN SORULARINI YANITLADI

Gazetemizin sorularını yanıtlayan Yağcı, “Geçmişte, kendi mahallelerinde aday olsa kazanamayacak insanlar Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi yönetti. Artık yönetim tamamen milletin iradesine geçiyor” diye konuştu. Yağcı ayrıca, Adana’nın genel yönetimle uyumlu çalışan yerel yönetim kadrosuna sahip olamadığını, bu nedenle farklı şehirlerin Adana’dan daha hızlı geliştiğini vurguladı.  

YAĞCI’DAN CHP’YE ÇOK SERT SUÇLAMA

Referandum sonucundan hiçbir endişesinin olmadığına dikkat çeken Yağcı, CHP’ye de sert eleştiriler yöneltti. Yağcı, “Kimisi bu değişikliğin gelişmemize daha bir ivme katacağından rahatsız.  Bir kısmı da, milletimizin 4'te birinin oyunu alan bir kitle partisi olan CHP’dir. CHP bu noktada PKK ile aynı noktada yürüyor. Zannediyorum onlar bu değişiklikte bir daha artık Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetiminde rol alamayacaklarını net olarak biliyorlar” dedi.

Yağcı, ‘Evet’ için aktif çalışacak

GAZETTE - Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Kurucular Kurulu Üyesi ve 22. dönem Adana Milletvekili Ziyaeddin Yağcı, aktif siyasetten kendini emekli etse de, referandum çalışmaları için yeniden sahaya dönmeye hazırlanıyor. Memleketin geleceği için sandıktan ‘evet’ çıkması gerektiğini ifade eden Yağcı, bunun için herkesin üzerine düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirmesi gerektiğini savundu. Gazetemizin sorularını yanıtlayan Ziyaeddin Yağcı, Adana’nın genel yönetimle uyumlu çalışan yerel yönetim kadrosuna sahip olamadığını, bu nedenle farklı şehirlerin Adana’dan daha hızlı geliştiğini vurguladı.   

Ziyaeddin Yağcı kimdir, tanıyabilir miyiz?

1945 yılında Sivas-Gürün'de doğup Adana'da büyüdüm. Orta öğrenimimi İmam Hatip Lisesi'nde, ön Lisans eğitimimi Mahalli İdareler Yönetiminde, Lisans eğitimi ise Kamu Yönetimi'nde tamamladım. Geçici bir dönem (1975-1977) Çalışma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği ve Bakan Özel Kalem Müdürlüğü görevlerinde bulunmam dışında tüm hayatım ticaretle ve Adana'da geçti. Milli Nizam Partisi ve Selamet Partisi il yönetiminde, il sekreterliği, il başkan vekilliklerinde bulundum. İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı gibi muhtelif sosyal dernek ve vakıflarda yöneticilik yaptım. 1994-1999 döneminde Anavatan Partisi'nden bağımsız Belediye Meclis Üyeliğine seçilerek iki devre Belediye Meclis Başkan Vekilliği yaptım. AK Parti’nin kurucuları arasında yer aldıktan sonra, 14 Kasım 2002 - 23 Temmuz 2007 tarihleri arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekili olarak görev aldım. Toptan halı ticareti yaparak iş hayatımı sürdürüyorum.

Şu an siyasi çalışmalarınız hangi yönde ilerliyor?

Siyasetten emekli olduğumu söyleyebilirim. Bu sıralar herhangi bir çalışmam yok. Sadece, davet edildiysem partinin yaptığı toplantılara katılıyorum.

Tecrübeli bir siyasetçi olarak Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu nasıl özetleyebilirsiniz?

TÜRKİYE PARLAYAN BİR YILDIZ

Sıkıntılı bir süreçten geçtiğimiz gerçeğini zaman zaman yetkili ağızlardan da duyuyoruz. Türkiye, son yılların parlayan bir yıldızıdır. Yarasa gözü güneşten rahatsız olurmuş tabi. Türkiye'nin yıldızının parlaması bizleri mutlu ederken, diğer devletleri ve milletleri de rahatsız ediyor. Bu nedenle önümüze takoz koyan, aslında bilinen ama kendilerini masum göstermeye çalışan ülkeler var. Bunlar direkt olarak değil de dolaylı yollardan terör örgütlerini ve ülkemizin içindeki bir takım grupları kullanarak huzurumuzu bozmaya çalışıyorlar. Bunda da bir ölçüde başarılı olmuyorlar değil. Fakat bunlar geçecek inşallah. Eften püften şeyleri bahane ederek kargaşa çıkardıkları ortada. Mesela Gezi Parkı'nda 6 tane ağaç kesilecek diye kıyamet kopartıldı. Halbuki yerine 60 tane, 600 tane ağaç dikmek mümkündü. Dikildi de zaten ama bunun için birkaç ay Türkiye'de terör estirildi. Burada yeşil diye ağaç diye ortaya dökülen insanların arkasında başka güçler olduğunu gördük. Bir parktaki 10-20 ağacın 10 bin kilometre uzaktaki ülkelere ne faydası olabilir, ne zararı olabilir? Demek ki mesele ağaç değil, mesele o ağacı takoz yapıp Türkiye'nin gelişimine koymaktır. Bunlar aklı eren, gözü gören insanlar tarafından biliniyor ve bu konuda tedbirler alınıyor. Önümüze çıkan takozlar bizi engelleyemeyecek. Dünyada gelişme ortalamasının üzerinde büyük bir hızla ilerlemeye devam edeceğiz. Ben sıkıntıları görerek, memleketimin istikbaline ümitle bakıyorum.






 İnsanlar evet oyu kullanmaya korkuyormuş gibi bir hava estiriliyor. Sizce referandum sonucu ne çıkar?

CHP, PKK İLE AYNI NOKTADA YÜRÜYOR

Korkan insanlar kısım kısım, tek tip değil. Kimisi bu değişikliğin gelişmemize daha bir ivme katacağından rahatsız. Bunlar PKK gibi örgütler. Bunlar kökü dışarıda, birileri tarafından kullanılan örgütler ama maalesef ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan insanlar bunlar. Bir kısmı ise bilmiyor. ‘Acaba diktatörlüğe mi gideriz’ gibi kaygıları var. Bir kısmı da, milletimizin 4'te birinin oyunu alan bir kitle partisi olan CHP’dir. CHP bu noktada PKK ile aynı noktada yürüyor. Zannediyorum onlar bu değişiklikte bir daha artık Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetiminde rol alamayacaklarını net olarak biliyorlar. Çünkü Cumhurbaşkanı olabilmek için yüzde 50'nin üstünde oy alması gerektiğini hepimiz biliyoruz. CHP ve o zihniyet yüzde 50'yi hiçbir zaman göremeyeceklerini, güneşi gördükleri gibi görüyorlar. Bu ne demektir? CHP zihniyetinin Türk siyasi hayatından bir nevi def edilmesi demektir. Bir daha bu ülkeyi yönetemeyeceklerini net görüyorlar. Dikkat ediyorsanız zihniyetini diyorum, şahıslar demiyorum. Onlar da bu ülkenin insanları. Eğer o zihniyeti terketseler, bu ülkede yaşayan insanların çoğunluğunun taleplerine cevap verir hale gelseler, niye olmasın, niye CHP'li biri seçilmesin? Elbette seçilebilir, onlar da bizim gibi eşit yurttaşlardır. Onlar da bu ülkeyi yönetebilirler ama kendilerini değiştirmeye yanaşmadıkları için donmuş fikirlerle, donmuş kafalarla 1930'larda yaşıyorlar. 1930'ların kafasına da bu millet itibar etmiyor. Kendilerini de değiştirmeye yanaşmadıkları için yönetimden uzak kalmaya mahkumlar zaten.

REFERANDUM SONUCUNDAN HERHANGİ BİR ENDİŞEM YOK

Yönetimden uzaklar ama arada bir koalisyon falan diyip bir kulpundan tutmaya çalışıyorlar veya işte devletin ana kurumlarında bir şekilde söz sahibi olmuşlardır, oradan ortak oluyorlar. Bundan sonra onu da olamayacaklarının farkındalar. Bu durumda Başkanlık sistemini istemiyorlar. Çünkü tabiri caizse ekmeklerinden olacaklar. Onlara gülüyorum mu, ağlıyorum mu desem bilemiyorum. Ama her şeye rağmen yine milletimizin 4'te birini temsil ediyor bu kadro. Keşke değişseler, değişimi görseler, değişime ayak uydursalar. Onların da fikirlerinden bu millet fayda sağlayabilse ama geleceğe dair bir tek söz söyledikleri yok. Hep geçmişte kalmışlar. Onlara sorarsan şapka inkılabı bu milleti uçururdu. Herkes şapka giyerse bu millet kalkınır. Hala oradalar ama gariptir ki kendileri bile şapka giymiyorlar. Şimdi bu kafayla ne yapacağız? Onun için benim bu referandumdan herhangi bir endişem yok. Çok rahat bir oranda evet oyu çıkacaktır. Ya bu gelişime herkes ayak uyduracak, ya da kendini 1930'lara hapsedenler de hapishanelerin içinde ömürlerini tüketecekler.

Siz aktif olarak çalışmalara katılacak mısınız?

Elbette... Çünkü ben bu referandum neticesinin ülkeye çok büyük faydalar getireceği kanısındayım. Cumhuriyet tarihimize bakın. Mustafa Kemal Atatürk partili bir cumhurbaşkanıydı. her ne kadar adı parlamenter sistem olsa da, o devrin şartları, icabı olarak ülkeyi tek başına yönetebiliyordu. Sonra İsmet İnönü geldi. O da partili bir cumhurbaşkanıydı. Cumhurbaşkanıyken CHP'nin genel başkanlığına seçilmiştir. Ayrıca CHP'nin tüzüğünde 'İsmet İnönü değişmez genel başkan' diye yazar. Celal Bayar partili cumhurbaşkanıydı. Bunlar yazılı, belgeli, partili cumhurbaşkanlarıdır. Daha sonra Turgut Özal, Süleyman Demirel her ne kadar seçildikten sonra partilileriyle bağlarını koparsalar da, malumunuz öyle değildi.  Gerçekçi olalım ki, kendi iktidar ettikleri partiden bağımsız mı oldular? Bugün Recep Tayyip Erdoğan anayasa gereği partiden ayrıldı diye AK Partili değil mi? ‘Benim partiyle ilgim kalmadı, ben tarafsızım dese kim inanır?’ Demek ki şimdi son yıllarda kendimizi aldatmaya başlamışız. Cumhuriyetin ilk yıllarında olaylar daha açıkmış. Bu ülkeyi kim yönetiyorsa, hangi parti iktidara gelmişse, onun başı da devleti yönetmiş. Adamlar da açık açık söylemişler; “Bu partiyi kuran benim, iktidar benim, cumhurbaşkanı da benim öyleyse mesele yok.” 1961 ve 1982 anayasası maalesef insanları ikiyüzlü olmaya zorlamış. Bu insanlar taş mı, ağaç mı? Öyle bir anda partileriyle ilişkilerini nasıl kessinler? Biz şimdi bunun adını koyuyoruz. Partili cumhurbaşkanı zorla gelecek de değil. Vatandaş seçecek.






MAHALLELERİNDE ADAY OLAMAYACAKLAR, ÜLKEYİ YÖNETTİ

Öyle 20-30'a iktidar olmak da yok, yüzde 50'nin üstünde oy alma şartını koyuyoruz. Bunda gocunacak ne var? Milletimiz istemiyorsa seçmez. Daha önce Ahmet Necdet Sezer gelmiş, bu milletten bir tane oy almış mı? O günün şartlarına öyle bir cumhurbaşkanı seçilme sistemi koymuşlar ki, her seçim bir problem olmuş. Ülkemizde bir kaosa sebep olmuş. kendi mahallelerinde aday olsa kazanamayacak insanlar Türkiye'yi yönettiler. Mevcut anayasamızda cumhurbaşkanının hiç bir sorumluluğu yok. Her türlü yetki ile donatılmış ama sorumluluk yok. Yeni gelen sistemle cumhurbaşkanı, 80 milyonluk ülkenin yarıdan çoğunun oyunu alarak gelecek. Elbette yetkisi olacak ama bu yetkinin karşısında sorumluluğu da olacak. Kime karşı sorumlu? Elbette millete karşı sorumlu. Cezai sorumluluk gerektiren bir şey olursa gidip onun hesabını verecek. Siyasi sorumluluksa eğer, gidip 5 sene sonra yeniden sandık kurulacak. Vatandaş beğendiyse bir daha seçer, beğenmediyse ‘hadi güle güle’ demesini de iyi bilir. Ve bu millet çok da iyi biliyor Bülent Ecevit Başbakandı, 3 partinin koalisyonuyla bu ülke yönetildi. Bunları iktidar yapan millet icraatlarını gördü ve 3'ünü birden sandığa gömdü. Demek ki bu millet oy verdiği adamdan oyunu geri almasını biliyor. Zaten demokrasinin gereği de budur. Millete güveneceksiniz. Bu yaygaralar millete güvenmemenin neticesi.

AK Parti iktidarı döneminde Adana’ya hizmet yapılmadığına dair yöneltilen eleştiriler hakkında ne söyleyeceksiniz?

ADANA’DAN HIZLI KOŞAN ŞEHİRLER OLDU

Adana'ya hiçbir şey yapılmadı demek doğru değil ama şu bir gerçek Adana'dan hızlı koşan şehirlerimiz oldu. Dolayısıyla kimisi mesafeyi kapattı, kimisi de bizi geçti. Elbette daha iyi şeyler olabilir ama mevcut olana da şükür. Tabi biz mevcutla yetinmiyor daha iyisini istiyoruz. İnşallah iyisine de ulaşacağız. Benim değerlendirmeme göre, maalesef Adana’da ki yerel yönetim, genel yönetimle uyumlu çalışan bir kadroya sahip olamadı. Bundan sonra yerel yönetimle genel yönetim uyum içinde çalışırsa, daha fazla hizmet yapılabilir diye düşünüyorum.

 

DİĞER HABERLER

Bu avcı ava kitapla gidiyor
Bu avcı ava kitapla gidiyor
21 Ocak 2026 Çarşamba