GAZETTE’NİN SORULARINI YANITLADI
Gazetemizin sorularını yanıtlayan Yağcı, “Geçmişte, kendi
mahallelerinde aday olsa kazanamayacak insanlar Cumhurbaşkanı sıfatıyla
Türkiye'yi yönetti. Artık yönetim tamamen milletin iradesine geçiyor” diye
konuştu. Yağcı ayrıca, Adana’nın genel yönetimle uyumlu çalışan yerel yönetim
kadrosuna sahip olamadığını, bu nedenle farklı şehirlerin Adana’dan daha hızlı
geliştiğini vurguladı.
YAĞCI’DAN CHP’YE ÇOK SERT SUÇLAMA
Referandum sonucundan hiçbir endişesinin olmadığına dikkat
çeken Yağcı, CHP’ye de sert eleştiriler yöneltti. Yağcı, “Kimisi bu
değişikliğin gelişmemize daha bir ivme katacağından rahatsız. Bir kısmı da, milletimizin 4'te birinin oyunu
alan bir kitle partisi olan CHP’dir. CHP bu noktada PKK ile aynı noktada yürüyor.
Zannediyorum onlar bu değişiklikte bir daha artık Türkiye Cumhuriyeti'nin
yönetiminde rol alamayacaklarını net olarak biliyorlar” dedi.
Yağcı, ‘Evet’ için aktif çalışacak
GAZETTE - Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Kurucular
Kurulu Üyesi ve 22. dönem Adana Milletvekili Ziyaeddin Yağcı, aktif siyasetten
kendini emekli etse de, referandum çalışmaları için yeniden sahaya dönmeye
hazırlanıyor. Memleketin geleceği için sandıktan ‘evet’ çıkması gerektiğini
ifade eden Yağcı, bunun için herkesin üzerine düşen sorumluluğu fazlasıyla
yerine getirmesi gerektiğini savundu. Gazetemizin sorularını yanıtlayan
Ziyaeddin Yağcı, Adana’nın genel yönetimle uyumlu çalışan yerel yönetim
kadrosuna sahip olamadığını, bu nedenle farklı şehirlerin Adana’dan daha hızlı
geliştiğini vurguladı.
Ziyaeddin
Yağcı kimdir, tanıyabilir miyiz?
1945 yılında Sivas-Gürün'de doğup Adana'da büyüdüm. Orta
öğrenimimi İmam Hatip Lisesi'nde, ön Lisans eğitimimi Mahalli İdareler
Yönetiminde, Lisans eğitimi ise Kamu Yönetimi'nde tamamladım. Geçici bir dönem
(1975-1977) Çalışma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği ve Bakan
Özel Kalem Müdürlüğü görevlerinde bulunmam dışında tüm hayatım ticaretle ve
Adana'da geçti. Milli Nizam Partisi ve Selamet Partisi il yönetiminde, il sekreterliği,
il başkan vekilliklerinde bulundum. İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı gibi
muhtelif sosyal dernek ve vakıflarda yöneticilik yaptım. 1994-1999 döneminde
Anavatan Partisi'nden bağımsız Belediye Meclis Üyeliğine seçilerek iki devre
Belediye Meclis Başkan Vekilliği yaptım. AK Parti’nin kurucuları arasında yer
aldıktan sonra, 14 Kasım 2002 - 23 Temmuz 2007 tarihleri arasında Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nde milletvekili olarak görev aldım. Toptan halı ticareti
yaparak iş hayatımı sürdürüyorum.
Şu
an siyasi çalışmalarınız hangi yönde ilerliyor?
Siyasetten emekli olduğumu söyleyebilirim. Bu sıralar
herhangi bir çalışmam yok. Sadece, davet edildiysem partinin yaptığı
toplantılara katılıyorum.
Tecrübeli
bir siyasetçi olarak Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu nasıl
özetleyebilirsiniz?
TÜRKİYE PARLAYAN BİR YILDIZ
Sıkıntılı bir süreçten geçtiğimiz gerçeğini zaman zaman
yetkili ağızlardan da duyuyoruz. Türkiye, son yılların parlayan bir yıldızıdır.
Yarasa gözü güneşten rahatsız olurmuş tabi. Türkiye'nin yıldızının parlaması
bizleri mutlu ederken, diğer devletleri ve milletleri de rahatsız ediyor. Bu
nedenle önümüze takoz koyan, aslında bilinen ama kendilerini masum göstermeye
çalışan ülkeler var. Bunlar direkt olarak değil de dolaylı yollardan terör
örgütlerini ve ülkemizin içindeki bir takım grupları kullanarak huzurumuzu
bozmaya çalışıyorlar. Bunda da bir ölçüde başarılı olmuyorlar değil. Fakat
bunlar geçecek inşallah. Eften püften şeyleri bahane ederek kargaşa
çıkardıkları ortada. Mesela Gezi Parkı'nda 6 tane ağaç kesilecek diye kıyamet
kopartıldı. Halbuki yerine 60 tane, 600 tane ağaç dikmek mümkündü. Dikildi de
zaten ama bunun için birkaç ay Türkiye'de terör estirildi. Burada yeşil diye
ağaç diye ortaya dökülen insanların arkasında başka güçler olduğunu gördük. Bir
parktaki 10-20 ağacın 10 bin kilometre uzaktaki ülkelere ne faydası olabilir,
ne zararı olabilir? Demek ki mesele ağaç değil, mesele o ağacı takoz yapıp
Türkiye'nin gelişimine koymaktır. Bunlar aklı eren, gözü gören insanlar
tarafından biliniyor ve bu konuda tedbirler alınıyor. Önümüze çıkan takozlar
bizi engelleyemeyecek. Dünyada gelişme ortalamasının üzerinde büyük bir hızla
ilerlemeye devam edeceğiz. Ben sıkıntıları görerek, memleketimin istikbaline
ümitle bakıyorum.

İnsanlar evet oyu kullanmaya korkuyormuş gibi
bir hava estiriliyor. Sizce referandum sonucu ne çıkar?
CHP, PKK İLE AYNI NOKTADA YÜRÜYOR
Korkan insanlar kısım kısım, tek tip değil. Kimisi bu
değişikliğin gelişmemize daha bir ivme katacağından rahatsız. Bunlar PKK gibi
örgütler. Bunlar kökü dışarıda, birileri tarafından kullanılan örgütler ama
maalesef ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan insanlar bunlar. Bir kısmı ise
bilmiyor. ‘Acaba diktatörlüğe mi gideriz’ gibi kaygıları var. Bir kısmı da,
milletimizin 4'te birinin oyunu alan bir kitle partisi olan CHP’dir. CHP bu
noktada PKK ile aynı noktada yürüyor. Zannediyorum onlar bu değişiklikte bir
daha artık Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetiminde rol alamayacaklarını net olarak
biliyorlar. Çünkü Cumhurbaşkanı olabilmek için yüzde 50'nin üstünde oy alması
gerektiğini hepimiz biliyoruz. CHP ve o zihniyet yüzde 50'yi hiçbir zaman
göremeyeceklerini, güneşi gördükleri gibi görüyorlar. Bu ne demektir? CHP
zihniyetinin Türk siyasi hayatından bir nevi def edilmesi demektir. Bir daha bu
ülkeyi yönetemeyeceklerini net görüyorlar. Dikkat ediyorsanız zihniyetini
diyorum, şahıslar demiyorum. Onlar da bu ülkenin insanları. Eğer o zihniyeti
terketseler, bu ülkede yaşayan insanların çoğunluğunun taleplerine cevap verir
hale gelseler, niye olmasın, niye CHP'li biri seçilmesin? Elbette seçilebilir,
onlar da bizim gibi eşit yurttaşlardır. Onlar da bu ülkeyi yönetebilirler ama
kendilerini değiştirmeye yanaşmadıkları için donmuş fikirlerle, donmuş
kafalarla 1930'larda yaşıyorlar. 1930'ların kafasına da bu millet itibar
etmiyor. Kendilerini de değiştirmeye yanaşmadıkları için yönetimden uzak
kalmaya mahkumlar zaten.
REFERANDUM SONUCUNDAN HERHANGİ BİR ENDİŞEM YOK
Yönetimden uzaklar ama arada bir koalisyon falan diyip
bir kulpundan tutmaya çalışıyorlar veya işte devletin ana kurumlarında bir
şekilde söz sahibi olmuşlardır, oradan ortak oluyorlar. Bundan sonra onu da
olamayacaklarının farkındalar. Bu durumda Başkanlık sistemini istemiyorlar.
Çünkü tabiri caizse ekmeklerinden olacaklar. Onlara gülüyorum mu, ağlıyorum mu
desem bilemiyorum. Ama her şeye rağmen yine milletimizin 4'te birini temsil
ediyor bu kadro. Keşke değişseler, değişimi görseler, değişime ayak uydursalar.
Onların da fikirlerinden bu millet fayda sağlayabilse ama geleceğe dair bir tek
söz söyledikleri yok. Hep geçmişte kalmışlar. Onlara sorarsan şapka inkılabı bu
milleti uçururdu. Herkes şapka giyerse bu millet kalkınır. Hala oradalar ama
gariptir ki kendileri bile şapka giymiyorlar. Şimdi bu kafayla ne yapacağız?
Onun için benim bu referandumdan herhangi bir endişem yok. Çok rahat bir oranda
evet oyu çıkacaktır. Ya bu gelişime herkes ayak uyduracak, ya da kendini
1930'lara hapsedenler de hapishanelerin içinde ömürlerini tüketecekler.
Siz
aktif olarak çalışmalara katılacak mısınız?
Elbette... Çünkü ben bu referandum neticesinin ülkeye çok
büyük faydalar getireceği kanısındayım. Cumhuriyet tarihimize bakın. Mustafa
Kemal Atatürk partili bir cumhurbaşkanıydı. her ne kadar adı parlamenter sistem
olsa da, o devrin şartları, icabı olarak ülkeyi tek başına yönetebiliyordu.
Sonra İsmet İnönü geldi. O da partili bir cumhurbaşkanıydı. Cumhurbaşkanıyken
CHP'nin genel başkanlığına seçilmiştir. Ayrıca CHP'nin tüzüğünde 'İsmet İnönü
değişmez genel başkan' diye yazar. Celal Bayar partili cumhurbaşkanıydı. Bunlar
yazılı, belgeli, partili cumhurbaşkanlarıdır. Daha sonra Turgut Özal, Süleyman
Demirel her ne kadar seçildikten sonra partilileriyle bağlarını koparsalar da,
malumunuz öyle değildi. Gerçekçi olalım
ki, kendi iktidar ettikleri partiden bağımsız mı oldular? Bugün Recep Tayyip
Erdoğan anayasa gereği partiden ayrıldı diye AK Partili değil mi? ‘Benim
partiyle ilgim kalmadı, ben tarafsızım dese kim inanır?’ Demek ki şimdi son
yıllarda kendimizi aldatmaya başlamışız. Cumhuriyetin ilk yıllarında olaylar
daha açıkmış. Bu ülkeyi kim yönetiyorsa, hangi parti iktidara gelmişse, onun
başı da devleti yönetmiş. Adamlar da açık açık söylemişler; “Bu partiyi kuran
benim, iktidar benim, cumhurbaşkanı da benim öyleyse mesele yok.” 1961 ve 1982
anayasası maalesef insanları ikiyüzlü olmaya zorlamış. Bu insanlar taş mı, ağaç
mı? Öyle bir anda partileriyle ilişkilerini nasıl kessinler? Biz şimdi bunun
adını koyuyoruz. Partili cumhurbaşkanı zorla gelecek de değil. Vatandaş
seçecek.
MAHALLELERİNDE ADAY OLAMAYACAKLAR, ÜLKEYİ YÖNETTİ
Öyle 20-30'a iktidar olmak da yok, yüzde 50'nin üstünde
oy alma şartını koyuyoruz. Bunda gocunacak ne var? Milletimiz istemiyorsa
seçmez. Daha önce Ahmet Necdet Sezer gelmiş, bu milletten bir tane oy almış mı?
O günün şartlarına öyle bir cumhurbaşkanı seçilme sistemi koymuşlar ki, her
seçim bir problem olmuş. Ülkemizde bir kaosa sebep olmuş. kendi mahallelerinde
aday olsa kazanamayacak insanlar Türkiye'yi yönettiler. Mevcut anayasamızda
cumhurbaşkanının hiç bir sorumluluğu yok. Her türlü yetki ile donatılmış ama
sorumluluk yok. Yeni gelen sistemle cumhurbaşkanı, 80 milyonluk ülkenin yarıdan
çoğunun oyunu alarak gelecek. Elbette yetkisi olacak ama bu yetkinin karşısında
sorumluluğu da olacak. Kime karşı sorumlu? Elbette millete karşı sorumlu. Cezai
sorumluluk gerektiren bir şey olursa gidip onun hesabını verecek. Siyasi
sorumluluksa eğer, gidip 5 sene sonra yeniden sandık kurulacak. Vatandaş
beğendiyse bir daha seçer, beğenmediyse ‘hadi güle güle’ demesini de iyi bilir.
Ve bu millet çok da iyi biliyor Bülent Ecevit Başbakandı, 3 partinin
koalisyonuyla bu ülke yönetildi. Bunları iktidar yapan millet icraatlarını
gördü ve 3'ünü birden sandığa gömdü. Demek ki bu millet oy verdiği adamdan
oyunu geri almasını biliyor. Zaten demokrasinin gereği de budur. Millete
güveneceksiniz. Bu yaygaralar millete güvenmemenin neticesi.
AK
Parti iktidarı döneminde Adana’ya hizmet yapılmadığına dair yöneltilen
eleştiriler hakkında ne söyleyeceksiniz?
ADANA’DAN HIZLI KOŞAN ŞEHİRLER OLDU
Adana'ya hiçbir şey yapılmadı demek doğru değil ama şu
bir gerçek Adana'dan hızlı koşan şehirlerimiz oldu. Dolayısıyla kimisi mesafeyi
kapattı, kimisi de bizi geçti. Elbette daha iyi şeyler olabilir ama mevcut
olana da şükür. Tabi biz mevcutla yetinmiyor daha iyisini istiyoruz. İnşallah
iyisine de ulaşacağız. Benim değerlendirmeme göre, maalesef Adana’da ki yerel
yönetim, genel yönetimle uyumlu çalışan bir kadroya sahip olamadı. Bundan sonra
yerel yönetimle genel yönetim uyum içinde çalışırsa, daha fazla hizmet
yapılabilir diye düşünüyorum.