Senelerce Türk sanat müziğinin yozlaşmasına karşı usul,
makam bilgisiyle kalkan oldu, taklit etmedi kimseyi. İlk müzik çalışmalarına
bir tabelacı dükkanında, ardından Adana
Halkevi Müzik Derneği’nde başladığında küçük bir çocuktu. Müziğe olan ilgisi
ailesi tarafından, sanılanın aksine teşvik edilmişti. Büyükdikili Köyü’nden
Sağyaşar ile sanat hayatı hakkında konuştuk.
Türk Müziği’ni yaşatan Adanalı
GAZETTE – Adana’nın günümüzde mahalle statüsü kazanan
Büyükdikili Köyü’nde, 25 Aralık 1932 yılında dünyaya geldi. Müziğe profesyonel
olarak 1951 yılında Ankara Radyosu'nda başladı. Bugüne kadar 125 adet 45'lik
plak, 10 taş plak, 10 uzunçalar yaptı. 400'ü aşkın eser yorumladı ve TRT
repertuvarına 3 de beste kazandırdı. 1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından
Devlet Sanatçısı unvanı verildi. Günümüzde, gençlerin “Karam”, “Sabret gönül”
gibi simgesi haline geldiği şarkılarla tanıdığı Mustafa Sağyaşar, 62 yıldır aralıksız devam eden sanat
hayatını, halen Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin Türk Sanat Müziği Bölüm
Başkanlığı, Kız Kulesi TSM Korosu ve İstanbul Tapu Kadastrolular TSM Korosu
şefliğini yürüterek sürdürüyor. Gazette’nin sayfalarına konuk olan Sağyaşar,
merak ettiğimiz soruları Adanalı hemşehrileri için cevapladı.
Çok
eskilere döneceğiz ama bilmeyenler için sormamızda fayda var. Müzik
çalışmalarınız nasıl başladı?
Ortaokul ikinci sınıfta Galip Ongül´ün tabelacı dükkanında
Galip Ongül, Ali Bakır, Tevfik Özşahin ve Mahmut Soyarslan ile birlikte
katıldığım çalışmalarım vardı. 1946 yılında Adana Halkevi´nde çalışmalarımı
devam ettirdim.
Ankara
Radyosu´na ne zaman girdiniz?
Ankara Radyosuna girdiğim tarih 1950 sonları. Radyoya
lise ikiden terkle girdim. Askerlik sonrası özel bir liseden diploma aldım.
Ankara Radyosu´ndaki çeşitli imtihanlarla birinci sınıf sanatçı kadrosuna
çıktım. 1961 yılında ise profesyonel olarak Ankara Göl Gazinosu´nda sahne aldım.
Aynı yıl içinde ilk plak çalışmamı yaptım.
TRT
repertuvarında 3 besteniz var. Daha çok beste yapmayı düşünmediniz mi ?
Sevgili Hemşehrim; Birinci şarkım Acemkürdü makamında,
sözler Minegül Karadağ:”Aşkımı bir anlasan gözlerime baksan da.” Bestesi ve güftesi bana ait olan uşşak
makamındaki ”Gülen yüzün, hoş sözün beni sana bağladı.” adlı ikinci şarkımı ise
1964 yılında besteledim. Üçüncü şarkım ise Uğur Gür´ün ”Ben vefasız birinin
hasretini çekerim.” adlı güftesinden
hüzzam makamında bestelediğim şarkıdır. Türk Müziği şarkılarını tanıtmayı
beste yapmaya tercih ettim. Bu sahne çalışması, radyo ve plak çalışmalarımla
birçok şarkıyı ben tanıttım. “Gün gelir de beni unutursun demiştin”, “Kederden
mi neden bilmem”, “Kaçamazsın”, “Ben de aşk tükendi ateşim yanmaz”, “Ömrümce
hep adım adım”, “Sensiz kalan gönlümde”, “Kalbimin sahibi sensin”, “Pişman olur
da bir gün”, “Çatılmış kaşlarınla”, “Bir gün karşılaşırsak”, “Kader kime
şikâyet edeyim”, “Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul´un”, “Ne
yeşili, ne siyahı, gözümde hep gözlerin var”, “Karam”, “Sabret gönül”,
“Unutmadım seni ben” ve daha nice eski besteleri araştırdım, buldum, okudum ve
kitlelere sevdirdim. Görüyorsunuz ki yıllarımı verdiğim müzikte hiç boş
durmamaşım. Kendi şarkılarımdan başka daha sayamayacağım kadar şarkıyı Türk
Sanat Müziği sevenlere taktim etme hizmetlerim hala devam etmektedir.
İstanbul
Radyosu kariyerinizi üst seviyelere taşıdı. O yıllardan biraz bahseder misiniz?
1972´de, kendi isteğimle geldiğim İstanbul Radyosu´ndaki
çalışmalarımın hayatımda çok özel bir yeri vardır. 35 yıla yakın jüri
üyeliklerim oldu. TRT´nin Danışma Kurullarında görev aldım. 17 yıl Alaaddin Yavaşça başkanlığında
Repertuar Kurulu´nda çalıştım. İstanbul Radyosu´nda ilk imtihanlı şeflik
kazandım ve 25 yıl çeşitli topluluklar yönettim. 13 yıl ara ara İcra Denetim Kurulu´nda
bulundum. Koro şefliğimde ikili okumayı ben başlattım. Özel korolar
çalıştırdım.
Rahmetli
Aziz Şenses ile birlikte, iki Adanalı olarak çalışmalarda bulundunuz. Neler
gerçekleştirdiniz?
Ankara radyosunda Türk Müziğini ben, halk müziğini ise
Aziz Şenses tanıttı. Yıl olarak 1950-51 yıllarıydı. Toprağı bol olsun. Aziz
Şenses çok iyi bir sanatçı ve mükemmel bir insandı. Birkaç yıl öncesine kadar beş
kıtada resmi ve özel konserlere giderek tanıtım çalışmalarını sürdürdüm. Ankara Radyosu´ndayken resmi konserler
verdiğimiz ülkeler ki, bu konserlere 30 kişilik kadrolarla gittik. İran´a üç
kez, Irak aynı. Mısır, Lübnan, Ürdün, Pakistan, Bangladeş, Cezayir, Tunus ve
İtalya. Özel olarak da iki kez Amerika, üç kez Avustralya, yedi kez Almanya ve
bir kez Libya konserimiz oldu.
Evlilik
ve aile yaşamınızdan söz edebilir misiniz? Çocukarınız da müzikle ilgileniyor
mu?
1954 yılında evlendim. Bir kız, iki erkek evladım var.
Ayşe, Cemil ve Kerem. Dört tane de torunum var. Kızım Ayşe İstanbul
Üniversitesi İcra Heyeti´nde solist ve öğretim görevlisi. Üç koro
çalıştırıyor. Oğlum Cemil İngilizce
öğretmeni. Büyükşehir Belediye Korosu´nun kurucusu. Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görevli ama
müzik çalışmaları yapıyor. Türk Müziği koroları hocası. Küçük oğlum Kerem
turizm işiyle uğraşıyor.
Sizce
Arabesk kültürü Türk müziğini baltaladı mı?
Başarı için çok mücadele verdim. Çok inatçı davrandım bu
konuda. Disiplinli yaşadım. Radyo ekolünü sahneye, plağa taşıdım. Arabesk müzik
bir gün bitecek ama arabesk yorum sürecek demiştim seneler önce. Ne yazık ki,
doğru çıktı bu savım. Arabesk yorumla müziğimize ihanet edilmekte. İyi şef
notayı kafasına sokar. Kötü şef kafasını notaya sokar ve boğulur. Gazinolar
kapandı, o kültür bitti, kalite değişti çünkü. Bağırarak, abartarak okuma devri
başladı. Şimdi, bakıyorum herkes şarkıcı.
Prova
yapmadan sahne aldığınız doğru mu?
“Hazır repertuvarla çıkmadım hiç sahneye. O an içimden
gelenleri yorumladım. Seyircinin nabzını daha kuliste tutarım ben. Şarkıya
başladığımda sonrasında ne söyleyeceğimi düşünürüm, alkışı kısa keserim bu
nedenle. Belleğimde bir dağınıklık olmasın diye. O alkış finalde zaten benim.
Şunu ifade edeyim, seçtiğim hiçbir şarkıda aldanmadım, gün geldi plağın her iki
yüzündeki şarkıyı da hit yaptım. Ne okudumsa başta Zeki Müren, diğerleri de o
şarkıları plak yapmaya başladılar.”
Gazinolarda
uzun yıllar sahne almadınız. Bunun sebebi neydi?
Sahnede okuduğum bir şarkıyı Behiye Hanımdan istemiş
izleyici. Behiye Hanım o şarkıyı Mustafa Sağyaşar en güzel biçimde yorumladı,
diye geri çevirmiş talebi. Şunu söyleyebilirim,hiç kimse benim kadar çok
şarkıyı lanse etmedi o yıllarda. Nesrin Sipahi, Tülin Korman, Mualla Mukadder,
Behiye Aksoy, Saime Sinan ile çalıştım yıllar yılı. Hep birinci sınıf
gazinolarda. Gün geldi eski solistler daha fazla alkış alıyorum diye beni
kadroda pek istemediler, yeni assolist olanlarla da ben çalışmaktan kaçındım.”
Yeni
yetişen sanatçılara ve müzikseverlere neler söylemek istersiniz?
Sanat müziğimizi her zaman en iyi şekilde, aslına uygun
kalarak icra etmeye gayret ettim. Bizlere bu güzel eserleri bırakan
bestecilerimize, onların bu eserleri yaratırken yaşadığı duygulara saygılı bir
şekilde, doğru üslupta icra etmek her zaman ilk hedefim olmuştur. Bu hedefime
de şarkıları aslına uygun olarak ve tabii ki olması gereken yorumcu katkılarını
da yaparak, ama özünü bozmadan seslendirdim. Sadece şarkı söylemekle kalmayıp
yeni şarkılar araştırdım. Bu yüzdendir ki son 50 yıl içinde günümüzde hala
sevilen ve her nesle hitap eden birçok şarkıyı sanatseverlerle ilk defa
buluşturmanın haklı gururunu yaşıyorum, gazino programlarımda da radyo ekolünü
hep muhafaza ettim. Asla biraz daha fazla ün uğruna doğru yorum ve üsluptan
vazgeçmedim.
Son
olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Esenlikler diler, sevgiler sunarım. Biraz geç oldu ama
sanırım daha tafsilatlı bir tanıtım yaptım. Adana’ya sevgiler, selamlar
gönderiyorum.