Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Adana
Milletvekili Mevlüt Karakaya, “Bugün üniter yapı üzerinde Türklük ve Türklüğü
esas alan Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi getiriliyor. Dolayısıyla, Başkanlık
sistemiyle arasında çok fark var” dedi. Adana Kamu Müteahhitleri Derneği
ziyareti sırasında, gazetemize referandum sürecini yorumlayan Karakaya, “MHP
kendi doğrularına göre hareket ediyor. Kimsenin bastonu olmuyor” diye konuştu.
MHP’NİN DERDİ TÜRK MİLLETİ
Referandumda. MHP olarak kesinlikle rahat olduklarını
kaydeden Karakaya, “MHP’liler ve dava arkadaşlarımız, MHP’nin temel prensip ve
ilkeleri, bugüne kadar uyguladığı politikalar açısından konuyu
değerlendirdiğinde, doğrunun ne olduğunu çok net bir şekilde görüyor. Burada,
MHP’nin, ne bir şahsın, ne bir partinin peşinde olmadığını, MHP’nin derdinin
Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası olduğunu biliyor” dedi.
MHP kendi doğruları peşinde
GAZETTE - Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı
ve Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya, kısa adı AKAMDER olan Adana Kamu
Müteahhitleri Derneği’ni ziyareti sırasında sorularımızı yanıtladı. Referandum
süreci ve partiye yönelik eleştirilerle ilgili samimi açıklamalarda bulunan
Karakaya, AK Parti ile açıktan veya gizliden bir antlaşmaları olmadığını ifade
ederek, “Sıklıkla, ‘AKP’ye baston oldu, değnek oldu’ gibi eleştirilere maruz
kalıyoruz. Oysa biz kendi doğrularımız peşindeyiz” dedi.
MHP referandum sürecini başlatan parti oldu. Şu an ‘Hayır’ı
destekleyenler ağır şekilde partiyi eleştiriyor. Bu eleştirilere karşı ne
söylemek istersiniz?
Belli bir kesim tarafından Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve
özellikle de Sayın Genel Başkanımıza haksız yere bir yüklenme var. MHP kendi
doğruları yönünde ve kendi prensip ve ilkeleri doğrultusunda politikalarını
belirliyor. Duruşunu, olması gereken yeri buna göre tayin ediyor. Ama zaman
zaman, Türkiye gerçeğinden hareketle baktığımızda, CHP ile yan yana
gelebiliyor. Bu durumda, MHP’nin, CHP’nin yanına kaydığı söyleniyor. Zaman
zaman AKP ile yan yana gelebiliyor. Bu durumda da, MHP’nin AKP’nin yanına
gittiği ya da o tarafa kaydığı söyleniyor. Geçmişte oldu. 2010 yılında
referandumda, CHP, MHP ile aynı yöne düştü. O zaman, AKP ve MHP’nin müzmin
muhalifleri, MHP’yi CHP’nin vagonu olmakla eleştirdiler. 367 olayında veya
benzeri olaylarda, ya da bugün olduğu gibi AKP ile yan yana geldiğinde, daha
doğrusu MHP kendi doğrusu yönünde hareket ederken AKP’nin yanına gelmesi, bu
sefer tersine, “AKP’ye baston oldu, değnek oldu” gibi eleştirilere neden
olabiliyor. Onun için bu, MHP’nin durduğu yerle alakalıdır.
MHP, ‘Evet’ kampanyasını biraz geriden takip ediyor gibi.
Sandık yaklaştıkça çalışmalarınız hızlanacak mı?
Tabii ki. Sonuç itibarıyla bu görüşün ortaya atılmasında, bu
sürecin başlamasının müsebbibi MHP’dir. Biz MHP olarak geçmişte olduğu gibi
bugün de, ülkenin geleceği ile ilgili bazı riskleri, tehlikeleri gördük ve bu
konuyla ilgili muhataplarını uyardık. 11 Ekim 2016 tarihinde grup toplantısı
konuşmasında Sayın Genel Başkanımız, özellikle 15 Temmuz kalkışması yaşandıktan
sonraki gelişmeleri ya da 15 Temmuz’dan önce görünmeyen risk ve tehlikelerin
ortaya çıkışından bahisle, geleceğe yönelik bir projeksiyon yapıp dedi ki:
“Bakın, şu an Türkiye’nin içinde bulunduğu bu yönetim yapısı, Türkiye’yi
sıkıntıya sokabilecek bir sistem krizi ya da kaosuna götürebilecek durumda.
Hatta bu bir rejim sorununa kadar da gidebilir. Onun için bunun bir an önce
düzeltilmesi gerekiyor.” Onu da şu şekilde ifade etti. Sorunu tanımladı ve dedi
ki: “Şu an mevcut fiili durumda Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci adamı, en
tepedeki insanı, yani Cumhurbaşkanı, Anayasaya uyumlu hareket etmiyor.” Bu bir
realite; bunun tespitini bir daha yapmamıza gerek yok. Niye? Çünkü her gün,
herkes, CHP de diğer muhalefet partileri de bunu söylüyor. İktidar partisi
tabii ki bunu böyle ifade etmiyor ama o da görüyor. 7 Haziran seçimleri
öncesinde söylemiştim. Bağımsız ve tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, 55
ilde miting yapıyor, bir parti lehine oy istiyor. Partiyle bağını fiilen
koparmıyor. Kağıt üstünde bu bağ kesilmiş olsa da fiili bağ devam ediyor.
Siyaset yapıyor, ama siz siyasetçi olarak cevap verdiğinizde, karşınızdaki
devlet büyüğü statüsünde ve hukuk önündeki durumu bu. Hukuku ve Anayasa’yı
çiğnediğinde, belli bir yere artı ya da eksi veya bir partinin lehine
çalıştığında, devlet imkanlarını oraya kullandığında, bunu önleyecek hiçbir
mekanizma yok. Bunu sormaya kalkacak bir müessese, hukuki bir yol da yok.
CHP’li meslektaşlarımızın veya MHP’ye muhalif olanların ya da “Hayır”
kampanyası yürütenlerin söylediği en önemli şeylerden birisi şu: “Bundan sonra
Cumhurbaşkanına hiçbir şey sorulamayacak”. Bu bir algı yönetimi değil de nedir?
Bugüne kadar neyi sordun be adam? Sorulacak bir şey vardı da bugüne kadar neden
sormadın demezler mi adama? Ey CHP, hadi sor, neden sormuyorsun, torpil mi
geçiyorsun? 32 gün istikşafi görüşmeler yapıldı. Koalisyon da yapacaktın. Peki,
bu anlamda bizim de, sizin de şikayet ettiğiniz birçok yanlış o güne kadar
olmadı mı? O güne kadar olmuştu. Onun için, burada bir samimiyet yok. “Bundan
sonra Cumhurbaşkanına hiçbir şey sorulamayacak”. Samimi olmak, dürüst olmak,
doğru konuşmak lazım. “Bugüne kadar neyi sordun, sorabildin? Nasıl soracaksın?
Neden sormuyorsun? Şunu söylemek istiyorum: Çok yanlış zeminde, yanlış konular
üzerinde tartışma yürütülüyor. Şu an Türkiye’de tartışılan, Parlamenter sistem
ve Başkanlık sistemi. “Parlamenter sistem mi daha iyi, yoksa Başkanlık mı daha
iyi? MHP geçmişte seçim beyannamesinde Parlamenter sistem demişti, şimdi neden
Başkanlık diyor?” Deveye demişler ki “Boynun neden eğri, nerem doğru ki?”
demiş. Bu konunun, bu tartışmanın neresini düzelteceğiz?
Partinizin içerisinde tartışmalar var. Disipline sevk
edilenler var. Daha önce atılmış olanlar var ve onların yürüttüğü kampanyalar
var. Tabanınızın alacağı pozisyon konusunda rahat mısınız?
Kesinlikle rahatız. Tabii ki MHP’de, MHP’liler ve dava
arkadaşlarımız, MHP’nin temel prensip ve ilkeleri, bugüne kadar uyguladığı
politikalar açısından konuyu değerlendirdiğinde, doğrunun ne olduğunu çok net
bir şekilde görüyor. Burada, MHP’nin, ne bir şahsın, ne bir partinin peşinde
olmadığını, MHP’nin derdinin Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
bekası olduğunu biliyor. Biraz önce söyledik. Özellikle 15 Temmuz tarihinden
sonra ya da 15 Temmuz’da yaşanan o kalkışmayla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin ciddi bir beka sorunu yaşadığı çok net bir şekilde ortaya çıktı. 14
Temmuz’a göre, 16 Temmuz tarihi daha iyi. Biz 14 Temmuz’da devletin içinde bu
kadar ciddi bir yapılanmanın, devleti ele geçirme noktasına gelmiş bir
girişimin olduğunun farkında değildik.
Önceden yaptığınız açıklamalarda, Başkanlık sisteminin karşı
olduğunuzu söylemiştiniz. Bugün neden yanındasınız?
Bu gelen Başkanlık değil, Partili Cumhurbaşkanlığı.
Uygulanmakta olan bir şey. “Yarın bu yetkiyi verirsek, bu yetkiyi alan ne
olur?” diyorlar. Şu anda, fiili durumda, bugün itibariyle, Cumhurbaşkanı’nın
yapamayıp da, değişiklikten sonra yapabileceği bir tek şey yok. Ama bugün hiç
soru soramıyorsunuz. Bugün, yaptığı şeyden dolayı bir cezai sorumluluğu olmayan
Cumhurbaşkanı’nın, yarın böyle bir sorumluluğu olacağını da görmeliyiz.
Dolayısıyla, mevcut olan yapıyı hiç kimse bize sürdürülebilir diye ifade
edemez. Sayın Genel Başkanımızın gördüğü temel risk, tehlike de işte bu
noktada. Bu işin başka boyutları da var, oraya da gireceğim. Siz taban diye
ifade ettiniz, biz taban ifadesinden ziyade, “ülküdaşlarımız, dava
arkadaşlarımız” diye ifade ediyoruz bu tanımlamanın kapsamına giren insanları.
Burada MHP, özellikle 15 Temmuz’dan sonra gördüğü beka sorunu dolayısıyla
buradaki yönetim boşluğunun kaldırılmasını talep etti. Bunu kaldırmak için de,
ya geriye dönecek ve parlamenter sistemi tam anlamıyla uygulayacaksınız.
Cumhurbaşkanı anayasal sınırlar içine girecek. Ya da bu mevcut çarpıklığı mevzuatla,
Anayasa’yla uyumlu hale getireceksiniz. Orada da MHP şunu söyledi: “Eğer
anayasal sınırlar içerisine girmiyorsanız, öyleyse bu mevcut yönetimdeki
açıklığı, boşluğu düzenleyecek bir Anayasa değişikliği düşünülebilir. Biz MHP
olarak, bizim hassasiyetlerimize dikkat edilirse bu değişiklikte, biz de buna
destek verebiliriz. Bütün mesele budur. Dün biz neden başkanlığa karşıydık?
Çünkü başkanlığın altı, Büyük Ortadoğu Projesi’nde tanımlandığı gibi,
federasyona gidecek özerkliği temel alan bir yapıydı. Onun amaçlarına hizmet
edecek tarzdaydı. Yani, ülkeyi ve milleti bölecek, üniter yapıyı dağıtacaktı.
Şu an yapılan nedir? Şu an yapılan, üniter yapı üzerinde, bütünlük üzerinde ve
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, ülkesiyle, milletiyle bölünmez bütünlüğünü
esas alan, Anayasa’nın ilk dört maddesine dokunmayan, Anayasa’daki Türklük ve
Türklükle ilgili diğer konuları ellemeden getirilen bir sistem. Yani bir
anlamda, daha önce hazırlanan Anayasa değişikliği söylemleri ve
propagandalarında, federasyon çözüm süreci üzerine kurulu bir başkanlık modeli
konuşulurken, bugün üniter yapı üzerinde Türklük ve Türklüğü esas alan bir yapı
içerisinde Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi getiriliyor. Dolayısıyla, onunla
bunun arasında çok fark var.
Referandumdan sonra AK Parti ile MHP’nin yolları ayrılır mı?
Şu anda kurulan bu ittifak, kalıcı mı olacak yoksa bir geçiş süreci ittifakı mı
olacak?
Sonuç itibariyle bu şekilde değerlendirilebilir ama
bahsettiğiniz gibi bir ittifak yok. Yani, MHP’nin, AKP ile açıktan, gizliden
bir antlaşması yok. Millet bunu anlamakta zorlanıyor belki, ya da bizim
anlatmak konusunda eksiğimiz var. Böyle bir ittifak yok. MHP kendi doğrularına
göre hareket ediyor. Deniyor ki; “AKP veya Sayın Cumhurbaşkanı, bugün üç terör
örgütüyle de mücadele ediyor.” Biz bunu Recep Tayyip Erdoğan olarak görmüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak görüyoruz. Abluka altına alınmış Türkiye
Cumhuriyeti Devleti ve Milleti’ne beka sorunu yaşatan üç terör örgütüyle bir
mücadele yürütülüyor, evet. Biz bu mücadelede, Devletimizin ve Milletimizin
arkasındayız, yanındayız. Hiçbir ön şartımız da yok. Bunu yaparken birileri,
dışarıdan PKK, Türkiye’de seçilmiş Belediye Başkanları, milletvekilleri içeriye
atılıyor diye Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına, bize göre son derece meşru bir
mücadele konusunda yapılan bu çalışmaları, dışarıda farklı bir şekilde anlatıp
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sıkıntıya sokmaya çalıştığı bir gerçek.
FETÖ’nün, başta ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere 130 ülkede
bağlantısı vardı. Şu anda bu mücadele yapılıyor. IŞİD’le aynı şekilde, FETÖ’yle
aynı şekilde. Dışarıdan baktığınızda, Türkiye’nin bu haklı mücadelesi,
vatandaşlara yapılan eziyet, zulüm diye anlatılıyor. Diğer tarafta, yönetim
boşluğundan dolayı da biz bu konuları sürekli eleştiriyoruz.
Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Suriye’dekine benzer oyunlar, Türkiye için de oynanmaya
çalışılıyor. Herkesin konuya bakışı, değerlendirmesi ayrı. Yani üç tane terör
örgütü hem içeride hem dışarıda, Türkiye’yi sıkıştırmaya çalıştı. Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ne beka sorunu yaşatma arzusu, isteği ve çabası içerisindeyken, bir
MHP’linin ya da MHP’nin buna seyirci kalması mümkün değil. Biz MHP olarak,
geçmişte de olduğu gibi, politika olarak, bir pire için yorgan yakmayız. Onun
için, MHP kendi doğrularının peşinde. Ama o doğru peşindeyken, aynı yere Recep
Tayyip Erdoğan da düşüyorsa, Cumhurbaşkanı da orada oluyorsa, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti, Devleti de oradaysa, biz bundan mutluluk duyarız. Böyle
bir mücadele yapan bir Devlet varsa, biz buna elimizden gelen her türlü desteği
ve yardımı yaparız. E suçlasınlar, tabii ki suçlayacaklar, hiç de umurumuzda
değil.