“Ülkemiz bir gün narenciye merkezi olacak”

“Ülkemiz bir gün narenciye merkezi olacak”

Kuyumculuktan tarıma sektörüne geçen ve bu alanda da başarıyı kısa sürede yakalayan İş Adamı Niyazi Ballıoğlu ile zirai ilaçların satışının yapıldığı işletmelerinde bir araya geldik.

“Ülkemiz bir gün narenciye merkezi olacak”

Yaklaşık 14 parsel narenciye bahçesi sahibi olan Ballıoğlu, kuyumculuktan tarıma giden iş yaşantısını, ürünlerini, tarım ve narenciye sektörünün sorunlarını anlatarak, Adana’nın ve Türkiye’nin narenciye pazarındaki geleceği hakkındaki değerlendirmelerini Gazette okuyucularıyla paylaştı.

Ürettikleri narenciyeyi genellikle yurt dışına ihraç eden Niyazi Ballıoğlu, 42 senelik kuyumculuğu, sektördeki kan kaybından dolayı bıraktıklarını, ardından el attıkları narenciyede yakaladıkları başarıyı anlattı.

Yılda 4500 ton gibi bir büyüklükte üretim elde ettikleri narenciye bahçesinde zaman zaman tıpkı bir işçi gibi çalışan, elde ettikleri ürünün kalitesinden ödün vermeyeceklerini dile getiren Ballıoğlu, dış politikada komşularla sorunların giderilmesi halinde Türkiye’nin tarım alanında atılım yapabileceğini ifade etti. Ballıoğlu, “Bizim en büyük dezavantajımız akaryakıt fiyatlarının yüksek olması” dedi.

İşte Niyazi Ballıoğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajdan satırbaşları:

Genelde alanınız ne üzerine?

Ağırlığımız narenciye üzerine. Onun dışında başka bir şeye de bakmıyoruz. Uzmanlığımız da narenciye üzerine. Greyfurt, limon, mandalina vb. üzerine çalışıyoruz. Ürettiğimiz ürünler de genelde yurtdışına gidiyor. 1994 yılında biz bu sektöre girdik. O yıllardan beri narenciye sektöründe giderek işimizi genişleterek çalışıyoruz. Bu arada daha önce kuyumculuk sektöründe, Küçüksaat’te bir yerimiz vardı. Oranın da mazisi 1972 yılından 2014 yılına kadar. Kuyumculuk sektöründeki kan kaybından dolayı biz o işi bırakmak zorunda kaldık. Burada hem tarım ilaçları satışı yapıyoruz hem de kendi ilaçlarımızı birinci elden temin etmiş oluyoruz. Yaklaşık olarak 13-14 parsel narenciye bahçemiz var. Yıl bazında yaklaşık olarak 4500 ton civarı üretim gerçekleştiriyoruz. Ürettiğimiz ürünlerin genelini yurtdışına ihracat yapan firmalara satıyoruz. Ürünlerimizi biz dalında satıyoruz. Pazara falan indirmiyoruz.

Çiftçiliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Eğer ülkeyi yönetenler sınır komşularımızla iyi ilişkiler içerisinde olurlarsa tarımın geleceği çok iyi. İnsanların zaten gıdaya ihtiyacı var. Çukurova toprakları da çok verimli. İşlene bilirliği kolay topraklarımız var.

Tam da bu noktada hükümetin tarım sektörüyle ilgili birçok adımı oldu. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim en büyük dezavantajımız akaryakıt fiyatlarının yüksek olması. Bu bizi çok derinden etkiliyor. Çünkü girdilerimizde çok büyük payı var akaryakıtın. Hükümet, tarıma şaşı gözle bakıyor. Gerekli desteği vermiyor. Kullandığımız ürünlerin çoğu yurtdışından ithal geliyor. Bunların da çoğu dolar bazında, Euro bazında geldiği için pahalıya almak zorunda kalıyoruz. Bu da bizim fiyatlarımızı etkiliyor. Zaten bizim sektörümüzde devletin fiyat belirlemesi söz konusu olmadığından biz de dünya piyasalarında fiyat rekabeti yaparak mallarımızı satabiliyoruz. İspanya, İtalya, Çin, Mısır gibi devletin çiftçisine ciddi destek sağladığı bölgelerde üretim bizden daha ucuza mal edildiğinden adamlarla rekabet gücümüz zor oluyor. Mısır’da bir adamın aylığı 50 TL iken, bizde bir adamın yevmiyesi 75 TL. Onun ürettiği mal ile bizim ürettiğimiz mal aynı reyonda satılmaya gittiğinde rekabet şansımız kalmıyor. Mesela İspanya’ya İsrail’e vb. ülkelere gittik orada gördük ki bizim ürettiğimiz mallar onların ürettiği mallardan çok daha kaliteli. Ama onların Ar-ge çalışmaları bizim çok önümüzde. Maalesef Tarım il ve ilçe müdürlüklerimiz, üniversitelerimiz bu konuda çok gerideler.

Sonuç itibariyle üretici kazanamıyor. Pazarcı da sıkıntı yaşadığını söylüyor. Bu durumda komisyoncu mu kazanıyor?

Bu parayı perakende sektörü kazanıyor. Yani tüketiciden önceki halka kazanıyor. Bu sektörde para kazanabilmeniz için rekoltenizin yüksek olması lazım. 250-300 hektardan düşük bahçesi olan bir üreticinin bu işten para kazanması çok zor. Rekoltenizi, tonajınızı arttırırsanız belli alandan daha fazla ürün alıp, alanınızı da genişletebilirseniz, üretimi çoğaltabilirseniz yaşama şansınız var. Çalıştırdığımız işçilerin bize yıllık maaliyeti en az 25 milyon lira. Onca adam çalıştırıyorsunuz, 20 dönümlük bir bahçe ile bunları beslemeniz mümkün değil. Bunların giderleri var, gübre giderleri var, işçi giderleri var. Bunun yanı sıra elektrik giderleri var, enerji giderleri var.

Bu sektörde en büyük kalem işçilik mi?

Maalesef öyle. Özellikle son zamanlarda bu yurtdışından gelen işçiler çok şımardılar. Çalıştırılamaz durumdalar. Çünkü bunların arkasında belli bir siyasi güç var. Hem verimli çalışmıyorlar hem de çalışırken çalıştıkları yere zarar veriyorlar. Yani bilerek sizin ağacınızın dallarını kırıyorlar. Bunu da sesli olarak dile getiriyorlar. Bu konuda bunlardan çok müzdaribiz.

Bir ara Suriyelilerin daha iyi çalıştığı iddia ediliyordu. O zaman mıydı?

İlk gelenler belki zorunluluktan belki biraz çalışmıylardı ama bugünlerde çalıştıramıyorsunuz. Adamlar size bile karşı geliyor. Şu işi böyle yapın dediğinizde hemen bir dakika içerisinde koordine olup tamamı işi bırakıp gidiyor. Maalesef bu duruma geldiler. Yani daha iyi çalışıyorlar diye bir şey yok tam tersi zarar veriyorlar. Daha geçen gün 40 kişiye işi bıraktırdık. Çünkü kesim yaparken, meyve toplarken ağaçları kırıyorlar.

Sektörde başka sorunlarınız, sıkıntılarınız var mı?

Elzem olan ama Tarım Bakanlığı’nın ruhsatlamadığı ‘Dursban 4’ diye bir ilaç var ondan sıkıntı yaşıyoruz. Muadilleri var ama yeterince kuvvetli değil. Bizim burada ruhsat verilmeyen ilaçları İspanya’da, İtalya’da rahatlıkla kullanılabiliyor.

Döviz kurlarının dengesizliği sizin sektörü nasıl etkiliyor?

Dövizdeki yükselişten ihracatçının büyük avantajı oluyor. Çünkü döviz bazında satıyorlar. Mesela dolar 3.200 lira iken ürünlerini toplamış, 3.550 lira iken satmışsa ihracatçının yararına oluyor. Bize yansımıyor.

Son olarak toparlayacak olursak neler söylemek istersiniz?

Ben işimi seviyorum. Bu şekilde de mutluyum ve günün birinde ülkemizin bir narenciye merkezi olacağına da inanıyorum. Çok ciddi bir eğilim var. Çünkü tarla tarımından üreticilerimiz para kazanamadıkları için hep mevye çeşidine yöneliyorlar bu da rekolte çok yükseldiği zaman meyve ihtiyacı alon ülkeler gelip buradan meyve ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Ya da bizim ihracatçılarımız yeni pazarlar bulup mevyelerimizi ihraç edecekler. Bu da ülkemize çok ciddi bir ekonomik katkı sağlayacak. 

 

DİĞER HABERLER