Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi İnci Gül ve Yönetim Kurulu Başkanı Adem Aköl, ATO Başkanı Menevşe’yi makamında ziyaret etti. Menevşe, ziyaret esnasında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Herkesin kendi üzerine düşeni yapması gerektiğine vurgu yapan Menevşe, “Yerli malı üretelim, yerli malı kullanalım. Türkiye, şu anda bunu yapmak mecburiyetindedir. Sıkıntı içerisindeyiz ve bu sıkıntıdan da ancak böyle kurtulabiliriz” dedi.
Atila Menevşe, “Üretim, tasarruf, ihracat. Bu üçlüyü Türkiye'nin benimsemesi lazım. Fertlerin de, bizim gibi kurumların da, şirketlerin de ve devletin de benimsemesi lazım. Şimdiye kadar nasıldı bu? Tasarruf etmiyorduk ve borçlanıyorduk. Herkes borçlanıyordu. Üretimden vazgeçmemek lazım. Yani biz muhakkak üreteceğiz. Üretim çarkını döndürmezseniz zaten yok olursunuz” diye konuştu.
“Üretim çarkını döndürmemiz şart”
Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi İnci Gül ve Yönetim Kurulu Başkanı Adem Aköl, ATO Başkanı Menevşe’yi makamında ziyaret etti. Menevşe, ziyaret esnasında gündemdeki konuları değerlendirdi.
Öncelikle okurlarımızın daha yakından tanımaları için Ticaret Odası ne iş yapar?
Ticaret Odası, ticaretle uğraşan kişilerin kaydolmakta mecburiyeti olduğu bir kurum. Adana'da da bu tür kurumların içerisinde üyesi en fazla olandır. Aşağı yukarı 28 bin üyemiz var ama aktif olanı 18 bin civarındadır. Tabi üyelerimizin problemini tespit edip, halletmek noktasında kanunların izin verdiği şekilde yapar.
28 bin üyemiz var dediniz. Bunun 18 bini aktif, geriye kalan 10 bini neden pasiftir?
Onlar ticaretten çekilmiş ama üyeliği devam edenler. Belki bir süre sonra onlar da aktif hale gelecekler. Veya bu tür krizleri olumsuz düşünüyorlarsa tamamen çekileceklerdir. Bu böyledir ama. Yani normaldir. Adana'ya has bir şey değildir. Türkiye'nin her tarafında böyledir. Bazı ticarethanelerin ömürleri maalesef çok uzun olmuyor. Sermayesini koyuyor, bir işletme açıyor, umduğunu bulamıyor ve kapatıyor. Buradaki kaydını da devam ettiriyor. Tabi gönül ister ki; hepsi faal olsun. Hepsi daha aktif hale gelsin. Biz genel verileri dikkate alıyoruz. Adana'nın sıkıntısını tespit ediyoruz. Ona göre de üyelerimizi Adana'nın sıkıntılarını düzeltmek için yönlendirmeye çalışıyoruz. Bizim için en önemli kıstas; Adana üretsin ve daha çok satış yapsın. Daha çok istihdam sağlasın. Görüyoruz ki; Adana dış satımı çok iyi yapmıyor. Bizim tespitimiz böyle. Yani bunu tespit ettik. Daha çok dış ticaret yapma konusunda üyelerimizi hem ulusal hem de uluslararası fuarlara götürüyoruz. Oralarda stand açtırıyoruz. Daha çok girişimci yakalayabilmek için girişimcilik eğitimleri veriyoruz. Noksan gördüğümüz konularda eğitimleri artırıyoruz. Zamanla biriken problemlerini üst mercilere yönlendirip müdahale etmeye çalışıyoruz. Bunu ya direkt ya da odalar birliği kanalıyla yapıyoruz. Mesela şimdi; ekonomik sıkıntılardan dolayı likid sıkıntısı had safhada, krediye ulaşım sıkıntısı had safhada. Adana Ticaret Odası da elindeki parasını bankalara tahsis edip, düşük faizden onların da bir ilave fon koyarak bir fon oluşturmaya çalışıyoruz. Zannediyorum, bu Türkiye çapında yapılıyor. Biz büyük ölçüde yaptık Adana'da. Aşağı yukarı geçen sene 150 milyon lira civarında fon Adana'ya aktardık. Bu sene de bir o kadar daha Adana esnafına, tüccarına düşük faizlerle aktaracağız.
Ticaret Odası olarak 1,5 yıllığına veriyorsunuz bu krediyi? Bu dönemde bu süreyi biraz daha uzatma imkânınız var mı?
Biz bankaya veriyoruz. Bunun kararını banka organize ediyor. 6 ay ödemesiz dönem. 6 aydan sonraki dönemde de aylık taksit şeklinde ödeyecekler. Aylık faiz de kesinleşmemekle beraber 1.85 olarak düşünülüyor. Tabi bu geçiş dönemlerinde taşın altına elimizi değil, gövdemizi koymamız lazım. Onun için de biz, odalar olarak Türkiye çapında bütün imkânlarımızı kullanmaya çalışıyoruz.
Ekonomideki bu dalgalanmalar, bu durum hakkında öngörünüz nedir, ne zaman biter?
Üretim, tasarruf, ihracat. Bu üçlüyü Türkiye'nin benimsemesi lazım. Fertlerin de, bizim gibi kurumların da, şirketlerin de ve devletin de benimsemesi lazım. Şimdiye kadar nasıldı bu? Tasarruf etmiyorduk ve borçlanıyorduk. Herkes borçlanıyordu. Ve maalesef şirketlerin de dış borçları çok yüksek. Sıkıntı oradan geliyor zaten. Üretimden vazgeçmemek lazım. Yani biz muhakkak üreteceğiz. Üretim çarkını döndürmezseniz zaten yok olursunuz. Belki bir süre iç piyasalarda satamayacaksınız ama bu dönemde ihracata yönelmek lazım. Çünkü konumumuz ihracat yapmaya müsait. Türk lirasının değeri düşünce dışa sattığımız malların fiyatları ucuzladı. Tabi bunu dış pazarlar için söylüyorum. Dışarıya olan ihracatı hızlandırmak lazım. Zaten ihracatta talep artarsa, üretim de kendiliğinden artacak. Üretim arttığı zaman da üretimin kapasitesini yükseltmek için yatırımlar da kendiliğinden gelecek. Yani bu çarkı döndürecek çare böyle. Siz borçlanıp da ondan sonra tasarruf etmezseniz, dışarıdan mal ithal ederseniz, daha çok ithalat yaparsanız bunun altında bir yerde tıkanacaksınız. Türkiye cari açık veren bir ülke. Gittikçe de cari açık artıyor. Yani yılda 60 milyar dolara kadar çıktı. Devamlı borçlanıyorsunuz. Dediler ki; "Dur. Ne oluyorsun?" Tabi bir de dünya konjonktürü öyle götürüyor. Doların, Amerika'ya doğru bir yönlenmesi var ve Amerika faizleri yükseltince ihraç ettiği dolarları topluyor şimdi. Bizim gibi ülkelerin de dolara ihtiyacımız olduğu için sıkıntılar had safhaya yükseldi. Ne yapacağız? İthalat yerine ihracat yapacağız. İthal edilen mallar neler şu an onlara bakıyorlar ve devlet teşvik edecek. Türkiye onları kendisi üretmeye çalışacak. Yani devlet de taşın altına elini koyacak, onları teşvik edecek ve Türkiye'de ürettirecek. Sanayici yurt dışında ham maddesi almak yerine Türkiye'deki üreticiden alacak. Çarkın dönmesi ancak bu şekilde olur. Adana'nın da buna uyum sağlaması lazım. Biz, onun için Adana'da ihracatın artmasını istiyoruz. Onun için toplantıda ihracat yapmak isteyenlere elimizden gelen gayreti göstereceğimizi söyledik. İnşallah bunun neticesini göreceğiz.
Sizce de Türkiye, Amerika'nın yaptığı bu manipülasyonlara karşı sanki tedbirli miydi? Çünkü çok fazla şirket kapanmadı.
Aslında şirketler direniyorlar. Şirketlerin kapanması da çok problemlidir. Çünkü işçi çalıştırıyorlar. Borçları var, alacakları var o nedenle de birdenbire üretimi durduramaz. Mümkün olduğu kadar da direnecektir. Tabi el değiştirebilir veya üretimini farklılaştırabilir, ortak alabilirler. Bunlar beklenen ve olabilecek şeyler ama şirketlerin kapanması tehlikeli. Şirketler ayakta durmak mecburiyetindedir. Bu kriz "geliyorum" dedi zaten. Amerika'nın manipülasyonu falan bunu tetikleyen şeyler. Ama bir sıkıntı var Türkiye'de, dolar bulmak mecburiyetindeyiz, yabancı para borçlanmak mecburiyetindeyiz. Borçlanmada sıkıntı var. Çünkü dünyada herkes bu pozisyonda. Siz daha fazla risktesiniz. Siz daha fazla faiz ödeyerek borçlanıyorsunuz bunu da ekonominiz kaldırmayıp, bir yerde de patlak verecektir. Ha bana göre bu kriz hayırlı olacaktır. Sıkıntılar olacaktır ve bir iki sene feda edilecektir ama Türkiye tekrar, yeniden ayakları üzerinde duracaktır. İthal ettiği mallar, Türkiye'de üretime geçilecektir. İşte bizim gibi böyle lüks içerisinde yaşayan adamlar da kendilerine çeki düzen verip yerli üretime başlayacaklardır.
Bu durumda Amerika'ya teşekkür etmek mi lazım? Çünkü "bir musibet, bin nasihatten iyidir" derler. Böyle bir musibetle karşılaşmamış olsaydık, belki de bu önlemleri aklımıza gelmeyecekti. Öyle değil mi?
Gönül ister ki; yumuşak geçişler olsun. 15 seneden beri yavaş yavaş ithalattan ihracata dönüşecek tedbirleri almış olmak çok önemli. Bunlar devam edecek. Yani bu çark dönüyormuş gibi herkes kendisine çeki düzen vermedi. Fertler de vermedi, şirketler de vermedi, devletimiz de vermedi. Bunu itiraf etmek lazım.
Üretilen malların yüzde 100'ü üreticilerin kendi ürettiği mallar değil. Yani ara malzemeler ithal ediliyor. Burada sevindirici olan devletimizin artık bu yönde çalışmalar başlattığıdır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Muhakkak. Şimdi devletimiz o noktada orta vadeli bir plan çıkaracak ortaya. Hazine ve Maliye Bakanı sayın Berat Albayrak’ın, "15 gün sonra yayınlayacağız" diye bir beyanatı var. O çok önemli. Orada göreceğiz ki; ithalatı kesmek için ne tedbirler aldı devletimiz, hangi ürünlerimiz için Türkiye'de üretilmesi konusunda taşın altına elini soktu, teşvik etti. Onu göreceğiz. Türkiye'nin, aşağı yukarı 50 milyar dolar turizm geliri var. Bu birdenbire olmadı. Yani 1980'lerin başında Türkiye'de 5 yıldızlı otel sayısı 8-10 tane falandı. Bugün ise sayısını bilmiyoruz. Her vilayette 5 yıldızlı oteller var. Sahil kesiminde de çok daha fazla. Bu nasıl oldu? 1980'li yıllarda Turgut Özal döneminde turizmin desteklenmesi sayesinde oldu. Devlet turizmcilere arsa, teşvik vs. desteği falan derken turizm geliri de bu kadar yükseldi. Yani o çark dönmeye başladı. Demek ki rahmetli Turgut Özal, o potansiyeli gördü ve onun üzerine gidip yaptı. Bu dönemde de ona benzer bir hamle yapılması lazım. Yapılan bu devilasyon, paramızın değerini yüzde 40-50 düşürdü ama Türkiye'yi cazip bir hale getirdi. Türk mallarına karşı cazibe arttı.
Ortaya koyduğunuz üç unsur, aslında bizim de günlerdir gazetemizde vurgulamaya çalıştığımız unsurlardır. Aslında topyekûn devlet ve vatandaşın alması gereken tedbirlerdir bunlar ama burada özellikle vatandaşın ne gibi tedbirler alması gerekir?
Eskiden yerli malının kullanılmasını hedefleyen propagandalar olurdu okullarda. İlkokulda çocuğa işlerlerdi bunları. Bir kere bu konuda milliyetçi olmamız lazım. "Ben, Türk malı olan her şeyi kullanmak mecburiyetindeyim" denilmesi lazım. Bunu biraz kafamıza yerleştirmemiz lazım. Geliri yüksek olanların da bu konuda örnek olması lazım. Herkes kendisine çeki düzen versin. Daha çok lüks içerisinde yaşamak yarışında değil de, daha çok üretim yarışında olacak. Daha çok verimlilik yarışında olacak. Daha çok eğitim alma, daha çok kariyer yapma yarışında olacak. Biz, yarışmayı maalesef daha çok tüketim topluluğu haline getiriyoruz. Bu da çok yanlış.
Biz, gazetemizde vatandaşı daha çok yerli üretimi kullanmasına teşvik etmeye yönelik yazılar yazıyoruz. Mesela; geçenlerde "Yerli üretimi nasıl anlarsınız?" diye bir yazı yazmıştık. Sadece barkoda değil, menşeine de bakılmasını öneriyoruz.
Sizi tebrik ederim çok güzel bir çalışma. Herkesin kendi üzerine düşeni yapması lazım. Siz de kendi üzerinize düşeni yapıyorsunuz. Biz de bunu vurgulamak istiyoruz. Yerli malı üretelim, yerli malı kullanalım. Türkiye, şu anda bunu yapmak mecburiyetindedir. Sıkıntı içerisindeyiz ve bu sıkıntıdan da ancak böyle kurtulabiliriz.