Tunç, AK Parti Çanakkale İl Başkanlığı'nda
düzenlediği basın toplantısında, Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında
vatandaşlarla ve teşkilat üyeleriyle bir araya gelerek istişareler
gerçekleştirdiklerini, bu buluşmaların eylülün sonuna kadar süreceğini söyledi.
AK
Parti'nin kuruluşundan bu yana 24 yıl geçtiğini, 23 yıldır da iktidarda
olduğunu belirten Tunç, tek başına iktidarda olması ve Cumhur İttifakı ile
millete hizmet yolunda kesintisiz yürüyüşünü sürdürmesinin yegane sebebinin
halkı dinlemesi, halkın taleplerine duyarlı olması, milletin isteklerini yerine
getirmesi ve milli irade bayrağını hiçbir zaman yere düşürmemesi olduğunu
vurguladı.
Tunç, 12
Eylül askeri darbesinin üzerinden 45 yıl geçtiğini anımsatarak,
"Demokrasimize kara bir leke çalındı 12 Eylül'de. Maalesef siyasi
demokrasi tarihimize baktığımızda adeta bir darbeler tarihi. Bu darbeler
tarihini biz tarihe gömdük ve sona erdirdik." ifadelerini kullandı.
Türkiye'de
bir taraftan fiziki ve ekonomik, diğer taraftan da demokratik kalkınmayı
sağlamaya çalıştıklarını anlatan Tunç, şunları kaydetti:
"Anayasamızda
gerçekleştirdiğimiz reformlarla yüksek standartlı demokrasiye kavuşmanın
mücadelesini verdik. Bugün 12 Eylül'ün yıl dönümü, darbe anayasasıyla yönetilmekten
memnun değiliz. Bu anayasanın değişmesi lazım. Demokratik, sivil, katılımcı bir
anayasaya Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına başlarken kavuşmamız lazım. Bu anlamda
bütün siyasi partiler, yeni bir anayasada aslında mutabık ama maalesef yol ve
yöntem olarak, uzlaşma anlamında bugüne kadar bir başarı sağlanamadı.
Girişimler oldu, belli bir noktaya kadar getirildi, Mecliste uzlaşma
komisyonları kuruldu ancak bu, yeni bir anayasaya dönüşme noktasında
ilerleyemedi. Darbecilerin yaptığı bir anayasa ile yönetilmek, Türkiye
Yüzyılı'nda Türkiye'ye yakışmıyor."
"12
Eylül Anayasası'nın, darbecilerin yazdığı bu anayasanın değişmesinin en önemli
gerekçelerinden birisi ve yegane sebebi, bu anayasanın milletin temsilcileri
tarafından yazılmamış olması, darbeciler tarafından yazdırılmış
olmasıdır." diyen Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"O
nedenle TBMM'de milletvekillerimizin kaleminden çıkacak ve milletin hissiyatına
tercüman olacak temel hak ve özgürlükleri öne alacak, Türkiye'yi yüksek
standartlı demokrasi yolunda daha da ileriye taşıyacak bir anayasayı inşallah
ülkemiz başarırsa darbeler tarihini tamamen geride bırakmış oluruz ve
çocuklarımıza, geleceğimize Türkiye Yüzyılı'nı armağan etmiş oluruz.
Cumhuriyet'in tüm kazanımlarının üzerine demokratik anayasa ile Türkiye
Yüzyılı'na inşallah çok daha güvenli bir şekilde başlamış oluruz. Temennimiz,
Türkiye'nin büyük bir uzlaşma zemini içerisinde bunu başarabilmesi ve inşallah
başaracaktır."
AK
Parti'nin iktidara gelmeden önce parti programında, tüm seçimlerde millete
yeni, demokratik anayasa vadettiğini anlatan Tunç, bütün siyasi partilerin de
bu noktada fikir birliği içinde olduğunu, yöntem ve çalışma konusunda gelecek
günlerde uzlaşma sağlanırsa Türkiye'nin faydasına olacağını söyledi.
Türkiye'nin
41 yıldır terörle mücadele ettiğini, bu uğurda maddi ve manevi birçok kayıp
verdiğini, çok büyük acılar çekildiğini belirten Tunç, "Türkiye'nin 41
yılda trilyonlarca, 2 trilyondan fazla ekonomik kaybı oldu. Bu ekonomik kayıp
olmasaydı bugün Türkiye'nin ekonomisi, kat kat daha yüksek olacaktı. Maalesef
hem ekonomik anlamda kaybımız büyük oldu hem de 50 bine yakın insanımızı
kaybettik, şehitler verdik ve büyük acılar yaşadık." dedi.
Tunç, 23
yıldan bu yana teröre zemin oluşturan unsurları ortadan kaldırdıklarını
vurgulayarak, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi, ifade, basın ve
örgütlenme özgürlüğü konularında ülkenin çok mesafe aldığına, ülkenin her
noktasına ayrım yapmadan yatırım götürdüklerine dikkati çekti.
"TerörsüzTürkiye" sürecine değinen Tunç, şöyle konuştu:
"Terör
örgütünün kendini feshetmesi ve silahları yakmasıyla Türkiye'de terörün sona
erdirilmesi konusunda önemli bir aşamaya geçildi. Şu anda TBMM'de Milli
Dayanışma, Kardeşlik ve Demokratikleşme Komisyonu çalışmalarını sürdürüyor.
Milletvekilleri, bu önemli konuda istişareler yapıyor. Silahların
bırakılmasının kalıcı hale gelmesi noktasında siyasi parti temsilcileri,
milletvekilleri, görüşlerini ifade ediyor ve bu anlamda Meclisin iradesi, bu
konuya el atmış olması da sürecin kalıcı olması anlamında çok önemli. Bu
süreçte provokasyonlar, sürecin kalıcı olmasını istemeyenler, gerek içeride
gerek dışarıda, bu provokasyonlara hazırlıklı, duyarlı ve uyanık olmak lazım.
Bu anlamda devletin tüm kurumları, başta istihbarat teşkilatı, ilgili bakanlıklar,
tam bir koordinasyon içerisinde süreci bugünlere kadar getirdi.
Bundan
sonra da sürecin büyük bir titizlikle kalıcı hale gelmesi, Türkiye'nin terörsüz
bir Türkiye'ye kavuşması noktasındaki çabayı da hep beraber sürdürmenin gayreti
içerisindeyiz."
Terörsüz
Türkiye'nin inşasında en büyük rolün şehitlere ait olduğunu, şehit ailelerine
şükran borçlu olduklarını dile getiren Tunç, onları rahatsız edecek, şehitlerin
ruhunu incitecek hiçbir adım atmayacaklarının altını çizdi.
Tunç, bir
gazetecinin "Malum bir süreç var, CHP İstanbul İl Kongresi'yle ilgili. 15
Eylül'de bir kurultay davası var. Bununla ilgili son gelişmeler nedir?"
şeklindeki sorusu üzerine şunları kaydetti:
"Burada
yargılamayı ilgilendiren bir konu söz konusu. Burada dün parti sözcümüz de
ifade etti, CHP'li delegelerin açtığı davalar, yargıya verdiği dilekçeler, suç
duyuruları, kongre iptalleriyle ilgili verdikleri dava dilekçeleri, tüm bunlar,
CHP'nin mensupları tarafından başlatılan süreçler. Dolayısıyla yargı, bu
dilekçeleri alıp bu davaları görmek durumunda. Şu anda görülen, bağımsız ve
tarafsız yargı tarafından görülmekte olan davalar. Hem İstanbul İl Kongresi hem
de Genel Merkez kongreleriyle ilgili devam eden davalar var. Bu davaların nasıl
neticeleneceğiyle ilgili bizim buradan bir şey ifade etmemiz söz konusu olamaz.
Yargı, bağımsızdır, tarafsızdır ve bu iddiaları inceleyecektir çünkü kamuoyuna
yansıyan iddialar var biliyorsunuz.
Bu
kongrelerde kongreyi etkilemek için menfaat teminine, delege iradelerinin
etkilendiğine yönelik birtakım iddialar var, deliller sunuluyor. Bu delilleri
araştıracak olan yargı makamlarımızdır, mahkemelerimizdir. Araştırıyorlar ve
sonuçta en doğru kararı yargı verecektir. Yargının kararına uymak da hukuk
devletinin bir gereğidir."