Son dönemde Avrupa’da her ülkenin, kendine özgü bir İslam
oluşturma çabasının bulunduğuna dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanı Görmez,
“Din konusu bir mühendislik konusu değildir. Ülke yöneticilerinin kendi
ülkelerine özgü bir İslam oluşturma çabalarının beyhude bir çaba olduğunu
belirtmek istiyorum.” dedi.
Bu yasa tasarısıyla Avusturya’nın dini özgürlükler konusunda
100 sene geriye gitmiş olacağını vurgulayan Başkan Görmez şöyle konuştu;
“Avusturya, bu
yasa tasarısını kabul ederse, 100 yıl geriye gitmiş olur…”
Avusturya, İslamiyet’i resmi olarak 100 sene önce kabul
etmiş ilk Avrupa ülkesidir. Hatta 2 sene önce de, İslamiyet’i resmen kabul
edişinin 100. yılı törenlerini düzenlediler. Ben de konuk olarak, konuşmacı
olarak bu törene katıldım. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bizi ve oradaki
vatandaşlarımızı ilgilendiren boyutlarını, Avrupa’daki bütün Müslüman kardeşlerimizi
de ilgilendiren boyutlarını dikkate alarak, bu yasa tasarısını büyük bir
üzüntüyle takip ettiğimizi ifade etmek isterim. Bu yasa tasarısıyla aslında
Avusturya dini özgürlükler konusunda 100 sene geriye gitmiş olur diye endişe
ediyorum. Çünkü dini özgürlükler açısından pek çok kısıtlamayı beraberinde
getiriyor. Oysa bugün çağdaş dünyada bir yasa tasarısı hazırlanırken o ülkede
yaşayan bütün inanç mensuplarını dikkate alarak, bu düzenlemenin yapılması
gerekiyor.
“Avusturya’da akli
selimin hakim olacağına ve tasarının parlamentodan geçmeyeceğine inanıyorum…”
Yaklaşık 30-40 senedir Avusturya’da yaşayan, Türkiye’den
giden vatandaşlarımıza yönelik hizmetler yürüten Avrupa Türk İslam Birliği
(ATİB) ile Diyanet İşleri Başkanlığımızın ilişkileri çerçevesinde
Avusturya’daki vatandaşlarımıza yönelik din hizmetleri yürütüyoruz, din eğitimi
hizmetlerin katkıda bulunuyoruz. Doğrusu bu işbirliği içerisinde bugüne kadar,
Avusturya’da huzursuzluğa neden olabilecek bir tek hadise yaşanmış değildir.
Aslında ATİB’in Diyanet İşleri Başkanlığıyla birlikte Avusturya’da yürüttüğü
hizmetler, başka ülkelere de örnek olabilecek niteliktedir. Dolayısıyla
Avusturya’nın bunu dikkate alarak daha da geliştirmesi gerekirken, İslamofobik
düşüncelerin etkisinde kalarak, bazı eleştirileri dikkate alarak, böyle bir
yasa tasarısının gündeme gelmiş olmasını şahsen büyük bir üzüntüyle
karşıladığımı ifade etmek istiyorum. Ben yine de akli selimin hakim olacağını
düşünüyorum. Parlamentoda ve senatoda bu tasarı genişçe bir tartışma imkanı
bulunduğunda çıkacağına ihtimal de vermiyorum. Çünkü bu 100 yıllık tecrübe iyi
okunduğunda ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile ATİB’in birlikte yürüttüğü 30 – 40
yıllık tecrübe çok iyi anlatıldığında zannediyorum, böyle bir tasarıya destek
çıkmayacaktır. Çünkü birlikte yürüttüğümüz bu hizmetler, aslında sadece
Avusturya’da yaşayan vatandaşlarımıza din hizmeti sunmakla yetinmiyor. Aynı
zamanda birlikte barış içerisinde yaşama imkanı sağlayacak çok önemli bir
ortamın oluşmasına da Diyanet İşleri Başkanlığı, ATİB ve diğer kuruluşlar büyük
katkılar sunmuşlardır. Dolayısıyla bunu bıçak gibi keserek, bu 40 yılık
tecrübeyi, 100 yıllık Avusturya tecrübesini, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
döneminden kalma, Balkanlardaki birlikte yaşama ahlakını ve hukukunu yok sayarak,
orada kendi vatandaşlarına hizmet eden insanları doğrudan kapı dışarı
edeceklerini zannetmiyorum ve bunun doğru olmadığını düşünüyorum.
“Bu yasa tasarısı
dini özgürlükler konusunda pek çok konuda kısıtlamayı barındırıyor…”
Avusturya Katolik Kilisesi’nin yöneticilerinden başta
Kardinal Schönborn olmak üzere bu yasanın doğru olmadığını ifade etmiş
olmalarından da sevinç duyduğumu ifade etmek istiyorum. Kendisi hem telefon
görüşmelerimizde hem de kamuoyuna verdiği bilgilerde, bu yasa tasarını doğru bulmadıklarını
söyledi. Aslında Charlie Hebdo saldırısından hemen önce, benim Avusturya
ziyaretim olacaktı. Kardinal ile görüşmelerimiz olacaktı. Orada belki de
birlikte bu yasa tasarısının taşıdığı sorunları topluma anlatma imkanı
bulacaktık. Ancak maalesef, Avrupa’da yaşanan bu son hadiselerden dolayı bu
gerçekleşmedi. Ama Kilisenin de bu yasa tasarısına karşı bir tavır içinde
olması sevindiricidir. Ben yine de akli selimin hakim olacağını düşünüyorum ve
tasarının ciddi bir tartışma ortamı bulduğunda hayatiyet bulmayacağı,
gerçekleşmeyeceğine yönelik umutlarımı ve kanaatlerimi ifade etmek istiyorum.
Bir sürece yayıldığında da biz, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, hem bütün
bunların sebeplerini, gerekçelerini daha geniş bir şekilde yetkililerle
paylaşmaya devam edeceğiz.
“İslam evrensel
bir dindir…”
Bu sadece Avusturya ile ilgili değildir. Bizim Avrupa’da
yaşayan 5 milyon civarında vatandaşımız ve ayrıca 20 milyona yakın Müslüman
kardeşimiz var. Dolayısıyla bir bütün olarak meseleyi ele almak gerekiyor.
“Her ülkenin
kendine özgü bir İslam oluşturma çabası, beyhude bir çabadır…”
Sadece Avusturya üzerinde değil, Avrupa’daki bütün
dostlarımıza, bütün hükümetlere hitaben şunu söylemek istiyorum. Bilhassa
azınlık politikaları, entegrasyon politikaları, birlikte yaşama kültürünün
zayıflaması, İslamofobinin ilerlemesi neticesinde daha ciddi önlemler almak
varken her ülkenin kendine özgü bir İslam oluşturmak çabasını çok büyük bir
hayretle izlediğimi ve bunun bütün Avrupa’yı çıkmaza götüreceğini ifade etmek
isterim. Nitelikli birlikteliğin önünü açacak özgürlükleri çoğaltmak, din
eğitimi ve din hizmetlerinin önündeki imkanları aşmak varken, İslam karşıtlığı,
İslamofobi gibi yanlış düşünceleri ortadan kaldırmak için çaba göstermeleri
gerekirken, her ülkenin zaman zaman bir araya gelip, güvenlik endişeleriyle
kendi ülkelerine özgü bir İslam inşa etmeye kalkışmalarının bilimsel, ahlaki,
tarihi hiçbir değeri yoktur, bu doğru değildir.
“Din konusu bir
mühendislik konusu değildir…”
Orada yaşayan Müslüman vatandaşlarla birlikte bir
geleceği inşa etmenin yollarını aramak gerekir. Yaklaşık 40 senedir Avrupa’nın
merkezinde din hizmetlerini yürüten bir müesseseni bir mensubu, bir temsilcisi
olarak bugüne kadar verdiğimiz her türlü yardımı ve desteği vermeye devam
edeceğiz. İlahiyat fakülteleri açılacaksa buna destek vereceğiz. Zaten bazı
yerlerde ilahiyat fakülteleri açıldı. İlahiyat fakültelerinin bir güvenlik, bir
entegrasyon politikalarının parçası olarak değil, bilimsel bir gayeyle açılması
gerekiyor. Her ülkenin kendilerine özgü bir İslam’ı olmaz, İslam evrenseldir ve
kaynakları bellidir. Dolayısıyla din konusu mühendislik konusu değildir. Ülke
yöneticilerinin oturup kendi ülkelerine özgü bir İslam oluşturma çabalarının
beyhude bir çaba olduğunu tekrar belirtmek istiyorum.