“Bağımsız medyaya ihtiyacımız var”

“Bağımsız medyaya ihtiyacımız var”

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sanem Oktar, DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Baran Deniz Bağatur, DEVA Partisi Adana İl Başkanı Sadullah Kısacık, İl Başkan Yardımcısı Taner Özünal ve beraberindeki heyet, Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ü ziyaret etti. Burada, Gül’ün sorularını yanıtlayan Genel Başkan Yardımcısı Oktar, partilerinin program ve projeleri hakkında bilgiler verdi, güncel konuları değerlendirdi.

Oktar, ekonominin iyi yönetilebilmesi için ekonomiyi iyi bilenlerin ekonominin başına atanması gerektiğini söyledi. Devlet kurumlarının da bağımsız çalışması gerektiğini kaydeden DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sanem Oktar, “Bugün ABD Merkez Bankası’na ya da Almanya Merkez Bankası’na baktığınız zaman, bunlar bağımsız çalışan kurumlar. Çünkü piyasaya bir güven vermeleri gerekiyor” diye konuştu.

Gazette Gazetesi İmtiyaz sahibi Fatma İnci Gül’ün, Genel Başkan Yardımcısı Sanem Oktar ile yaptığı röportaj şöyle:

 

 

Hükümetin anında önlem alması doğru değil mi?

 

Hem doğru hem de hızlı karar alınabilir. Yani önemli olan sistemi değiştirmeden de doğru ve hızlı kararlar almak. Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili, “Bu yetkiyi bana verin, bürokrasiyi elimle iteceğim ve hızlı kararlar alacağım” dedi. Yetkiyi verdik fakat doğru kararlar alınmıyor. Maalesef bu süreçte alınan kararları denetleyen bir mekanizma da yok. Bir danışman gelip bir şey söylüyor ve gidiyor. Eğer doğru karar alınıyor olsaydı, Resmi Gazete’de beş kere değişmezdi. Bir karar alınıyor ve sürekli değişiyor. Mesela artan döviz kurları konusunda neden biz bu noktaya geldik? Neden insanlar ellerinde poşetle döviz almaya veya döviz bozdurmaya gidiyor? Oradaki süreçte hangi kararlar alındı ve neden bu noktaya geldik? Onlara bakmak lazım. Alınan kararlar ne kadar bilime, akla uygun, sonuçları ne kadar ölçülüyor. Bunlara bakmak lazım. 

 

Sonuçta bütün dünya büyük bir pandemi ile uğraşıyor. Bunda pandeminin bir etkisi yok mudur?

 

EKONOMİYİ İYİ YÖNETEBİLMEK İÇİN EKONOMİYİ BİLENLER ATANMALI

Çok doğru. Pandemi bütün dünyayı etkiledi. Aslında pandemiyi çok rahat atlatabilirdik, eğer hazinemizde bizi koruyan bir kalkanımız olsaydı. Biliyorsunuz bu seçim döneminde kur belirli bir yerde sabit kaldı. Sayın Berat Albayrak’ın açıklamalarından hatırlayın. Albayrak, “Dolar 10 olacak, 15 olacak diyerek para kazanmayı bekliyorlar” dedi. O dönemde döviz kurlarını tutabilmek için hazinenin arka kapıdan kurumları baskıladığını gördük.  Dolar çıkmasın diye piyasaya dolar sattıklarını gördük. Normal bir ekonomide ya da normal bir kurumda bunları yaparken gazetecilerle, kamuoyuyla paylaşmanız gerekir. Bunun hesabını veriyor olmanız gerekir. Peki, o zaman seçimler sırasında hükümetin ekonomiyi çok yönettiği, kurları da aşağıda tuttuğu algısı yapıldı ve seçimde de bunun sonuçlarını gördü zaten. Pandemi geldi, dünya bunu hesaplayamadı. Pandemi sırasında bütün dünya esnafına yardım yaptı. Çalışmayanlara nakdi yardım yaptı, ekonomisini döndürdü. Bunları yapmak için de hazinesindeki parasını kullandı. Biz ise hazineye dönüp baktığımızda 130 milyar doların olmadığını gördük. Esnafımızın yaklaşık yüzde 70’i yardımdan yararlanamadı. Fakat ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkeler esnafının tamamına yardım yaptı. Şu anda pandemiye bağlı tüm dünyada bir enflasyon artışı var. Sadece gelişmiş ülkelere değil, gelişmekte olan ülkelere de bakmamız lazım. Paralarının değerleri ne kadar artıyor, ne kadar azalıyor ve enflasyon oranları ne kadar diye karşılaştırdığımız zaman Türkiye’yi kötü anlamda üst sıralarda görüyoruz. Bunun sebeplerinden bir tanesi; bu kadar hızlı karar alabilmenin aynı zamanda kötü sonuçlar da doğurmasıdır. Çünkü ortada bir denetim mekanizması yok. Bizim isteğimiz; devletin kendi içinde sağlam çalışan bir denetleme mekanizması olması. Yapılan sistem değişikliği ile maalesef istişare öldü. Ekonomiyi iyi yönetebilmek için, ekonomiyi iyi bilen insanları o yönetici olarak atamanız gerekiyor. Kurumların bağımsız çalışması gerekiyor. Bugün ABD Merkez Bankası’na ya da Almanya Merkez Bankası’na baktığınız zaman, bunlar bağımsız çalışan kurumlar. Çünkü piyasaya bir güven vermeleri gerekiyor. Aslında bunun formülleri de belli. Şu anki iktidar bunu çok rahat yapabilir. Merkez Bankası’nı bağımsız hale getirebilir. Bir cumhurbaşkanının çıkıp da “Ben söyledim, yapmadılar. Ben de onu değiştirdim” cümlesini kurmaya hakkı yok. O zaman da piyasa durup bir düşünüyor. İkincisi; gerçekten liyakatli kadroların, tek başına karar verecek olan kadroların orada olması gerekiyor. Üçüncüsü; bir sorunu çözebilmeniz için önce sorunu tanımlamanız gerekiyor. Enflasyon gerçekten yüzde 36 mı, yüzde 70 mi, yüzde 5 mi? Bunun doğru açıklanması gerekiyor. TÜİK gibi kurumların da bağımsız olması lazım. Yunanistan, 10 sene önce sırf bu yüzden battı. Enflasyon rakamlarını doğru açıklamadıkları için battılar. Önünüze doğru rakamları almadığınız takdirde, gelirinizi – giderinizi doğru hesaplayamazsınız. Bizim de buna ihtiyacımız var. Maalesef ortada bir güvensizlik durumu var ve sokaktaki rakamlarla, gerçek rakamlar birbirini tutmuyor. Bu noktada bir açıklama yapılmalı. Biliyorsunuz Meclis’te bununla alakalı soru önergeleri gidiyor, komisyonların kurulması isteniyor ama maalesef hiçbiri dönmüyor. Mademki bu ülke hepimizin, o zaman bunların doğru tespit edilip, doğru kurallarla hareket edilmesi lazım.

 

BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ MEDYAYA İHTİYACIMIZ VAR

Zaten muhalefetin de öncelikle söylediği şey bu. Dördüncüsü ise; bunların doğru anlatılıp, uygulanması için de bağımsız ve tarafsız bir medyaya ihtiyacımız var. Gazetelerin istediklerini yazdıkları, istediklerini konuştukları bir yere ihtiyacımız var. Bugün ne yazık ki basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 153’üncü sıradayız. İfade özgürlüğünün olmadığı, basının tarafsız olmadığı bir yerde bilgi de doğru paylaşılmıyor. Bilmediğiniz bir şeyi de düzeltemiyorsunuz. Son olarak da bizler sürekli sokağın nabzını tutuyoruz ve insanların en çok uğramak istemedikleri yer, mahkemeler. Çünkü herhangi bir şekilde yargıya işleri düştüğünde, çözülemeyeceğine inanıyorlar. Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan da sürekli şunu söylüyor; “İlk 90 dakikada yapılacaklar var. Yargı bağımsız olacak, kimse telefon etmeyecek. Basın, istediğini yazacak. Fikir özgürlüğü olacak. Kimse, ‘şunu yap, bunu yap, şu manşeti at’ demeyecek.”

Ülkemiz sıçrama döneminde. Umarım demokrasiyle, özgürlüklerle, hak ve hukukla bu sıçramayı gerçekleştirebiliriz. En azından biz bunun için çalışıyoruz.

 

Ekonominin dışında başka hangi projeleriniz var? Türkiye için neler yapmayı planlıyorsunuz?

 

KAYNAKLARIN DOĞRU YERE KANALİZE EDİLMESİ LAZIM

Biz önce tarımla başladık. Biz eskiden kendine yeten sonrada dünyayı doyuran bir ülkeydik. Yine aynı vizyon içerisinde bir eylem planı oluşturduk. Temelde bazı şeyleri yaptık. Örneğin, şu anda çiftçinin durumu bayağı kötü. Var olan borçlarını faizsiz olarak ertelemek, ÖTV ve elektrikte özel faturaların işlenmesi, çiftçiye verilen desteğin sadece Ziraat Bankası’ndan yapılmasını sağlamak, traktör ve ürünlere olan hacizlerin yeniden yapılanması, nerede ne üretileceğinin sağlanması. En önemlisi de bu iklim krizinin de yarattığı kuraklık ve sulama projelerini planlıyoruz. Türkiye’de tüm tarlaların her metrekaresinin sulanabilmesi için nasıl projelenme gerekiyor ve ne kadar bir miktar gerekiyor diye hesapladık. Kanal İstanbul yapılacağına tüm ülkenin her bir karışını sulayabiliyorsunuz. Dolayısıyla kaynakların doğru kanalize edilmesi gerekiyor. Hemen ardından sosyal politikalara yönelik eylem planımızı çıkardık. Burada engelliler başta olmak üzere; kadınlar, çalışanlar, dar gelirliler, sosyal yardım alan vatandaşlara neler yapılacağını konuştuk. Ülkemizde bir sosyal yardım planı var ama bunu biraz daha hak bazlı yapmak gerekiyor. Asgari gelir desteği diye bir sistem oluşturmayı öneriyoruz. Bu sistem; Aile Hekimliği sistemi gibi. Kime gittiğinizi biliyorsunuz. Sosyal yardım da aile bazlı olacak. Dolayısıyla ‘’bir ailede kaç kişi var, kaçı okula gidiyor, kaçı çalışıyor ve gelirleri ne kadar?’’ gibi sorular sorulacak. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin minimum 10 bin TL dolaylarında geçim standardı var. Eğer siz 10 bin TL yerine 4 bin TL alıyorsanız, geriye kalan 6 bin TL’nin size gelir desteği olarak verilmesi gerekiyor. Asgari Gelir Desteği dediğimiz bu sistemin, bütün hesapları yapıldı. Kadromuzda eski bürokratlarımız, hazine müsteşarımız olduğu için herhangi bir vaatte bulunmadan önce oturup hesabını yapıyoruz. Bütçede neler yapılacağı, neler olduğu söyleniyor ama maalesef şu anda bizim 270 milyar TL’lik bir faiz ödememiz var. Yani faize ödediğimiz parayı düzgün bir şekilde dağıtabilirsek, ülkemiz zaten birden ona katlayacak. AK Parti hükümetinin başa geldiği ilk 10 yıl, Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın da ekonominin başında olduğu ve faizi sıfırladığı zamandı. Her zaman söylüyoruz; bu yapıldı. En azından bu şekilde tutabiliriz. Doların 1,3 seviyelerine geldiği, faizlerin düşük olduğu, üretimin arttığı, ihracatın arttığı bir dönemi geçirdik. Dolayısıyla Türkiye bunu yapabilir. Fakat sorun, özellikle Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçtiğimizden beri bu değerlerin düşmesi. Borcun artması, faizin artması, enflasyonun artması. Aslında bunun da sebebi çok net. Kurumlar bağımsız değil, liyakatli kadrolar yok, yönetim modelinde istişare yok. Bunu çözdüğümüz zaman yine aynısı yapılabilir. Otokrasiyi mi seçeceğiz, demokrasiyi mi seçeceğiz. Bunun seçimini yapacağız. Biz, demokrasinin ülkeyi yeniden dünya standartlarına çıkaracağını düşünüyoruz. Bu sıçrama için çalışıyoruz.

 

Türkiye terör örgütlerinden ötürü de çok yara aldı. Bununla ilgili DEVA Partisi olarak terör örgütleriyle ilgili mücadeleniz nasıl olacak?

 

İÇ HUZURU SAĞLAMAK İÇİN ÖNCE HUKUKU ÇALIŞTIRMAK GEREKİR

İç güvenlik kadar dış güvenlik, dış güvenlik kadar da iç güvenlik önemli. Bunun temelinin de hukuk bazlı olduğunu düşünüyoruz. Temel insan hakları ve özgürlükleri çerçevesinde yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Hiçbir muhalefet ya da hiçbir parti, ‘’Ben güvenlik dışında hareket edeceğim’’ diyemez. Siz, iç huzuru sağlamak istiyorsanız; önce hukuku çalıştırmanız gerekiyor. Diğer ülkelerle de iç güvenlik için ilişkilerinizi iyi tutarak istihbarat örgütleriyle beraber etkin bir şekilde çalışıyor olmanız lazım. Biz yıllardır FETÖ ile içeride mücadele ettiğimiz kadar dışarıda mücadele edemiyoruz. Uluslararası basında bunu seslendiremiyoruz. Türkiye’nin yapacağı girişimler çok önemli. Bunun için bizim dış politikamızın çok iyi olması lazım. Biz onları destekleyen ülkelerle öyle ilişkiler kurmalıyız ki; FETÖ’cüler orada sıkışmalı. Bizim Batılı gazetecilerle, siyasetçilerle, STK’larla oturup, iyi ilişkiler kurmamız lazım. Bu yapıyı sadece içeride değil, dışarıda da çökertmemiz lazım. DEVA Partisi olarak biz; dış politikamızı güçlendirebileceğimizi düşünüyoruz. Bu mücadeleyi bir adım öteye götürmek istiyoruz.

 

Toparlayacak olursak Adanalılara bir mesajınız var mı?

 

Biz, Adana için çalışıyoruz. Çok değerli bir başkanımız var. Teşkilatımız güçlü ve her geçen gün daha da güçlenerek buradayız. Adana’nın sorunlarını biliyoruz. Bunun için çözümler oluşturuyoruz ama biz diyoruz ki bunu el birliğiyle yapalım. O yüzden tüm gençlere, kadınlara, Adanalılara bir davetimiz var. Buyurun gelin hep beraber bu sorunları çözelim.  Biz bunun için hazırız, planlarımız var.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER