Göz Hastalıkları Uzmanı Ecel: Covid-19 göz sıvılarından bulaşabiliyor

Göz Hastalıkları Uzmanı Ecel: Covid-19 göz sıvılarından bulaşabiliyor

Adana Özel Ortadoğu Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mahmut Ecel, Gazette’ye önemli açıklamalarda bulundu. Muhabirlerimizden Işılay Karagöz’e konuşan Ecel, “Yapılan çalışmalarda göz sıvılarında Covid virüsü olduğu, yani Covid’in vücut sıvılarına geçebildiği görülmüştür. Dolayısıyla Covid’li olan bir kişinin göz sıvısına temas edilirse, oradan virüsü kapma ihtimali var. Bu konuda dezenfeksiyon sistemi çok önem arz ediyor” dedi.


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Doktor Mahmut Ecel, 7 Ekim 1977 Adana doğumluyum. Liseye kadar olan eğitimimi Adana’da tamamladım. Üniversiteyi 1996-2003 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olup, doktorluk ünvanımı aldıktan sonra, 2004-2009 yılları arasında Ankara Üniversitesi Vehbi Koç Göz Bankasında Göz Uzmanlığını tamamladım. İki çocuk sahibiyim. Şu an Ortadoğu Hastanesi’nde çalışmaktayım. Göz ile ilgili aktif olarak çalışan bir hekimim.

Pandeminin bulaş korkusundan dolayı insanlar hastaneye gitmekten çekinir oldular, böylelikle rutin kontroller aksadı. Bundan dolayı tedavilerde başarı şansında azalma oldu mu? Ayrıca kliniğinize girdiğimizde bir Ozon Cihazı dikkatimizi çekti. Neden Ozon Cihazını kullanıyorsunuz?
Pandemi gerek ekonomik açıdan, gerek sosyal açıdan insanların hayatını çok etkiledi. Özellikle mecburi kısıtlamalardan sağlık üzerine bir takım aksamalar oldu, bu durumun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri oldu. Hastalar doğru yönlendirilmelerle evlerinde kalarak, şu anki vaka sayılarının azalmasına bilinçli olarak katkı sağladılar ve evlerinde olup da bu duyarlılığı gösteren vatandaşlarımıza ayrıca çok teşekkür ederiz. Evet, sağlık konusunda aksamalar oldu, aksaklıklardan dolayı geç gelen hastalarımızla da bu durumu çok sık tartışıyoruz. Ama önemli olan bu süreçteki aksaklıklarda ne gibi sıkıntılar olduğunun analizini yapıp, ona göre davranmak gerekir. Bazı durumlar elimizdedir, bazısı değil. Mümkün olduğu kadar kontrollerine ve muayenelerine gelen hastalarımız oldu. Covid-19, bir yıla yakın bir süredir hayatımızda.
Ben kliniğime gelen hastalarım için Ozon Cihazı aldım. Ozon vererek, etrafa dezenfeksiyon yapıyor. Normal dezenfeksiyon işlemiyle her yere ulaşılamayabilir ama Ozon, oksijenin bir türevi olduğu için, ortamdaki virüs, bakteri ve mantarın temas ettiği her yeri yok eder. Ayrıca Ozon yıkıldığı zaman oksijene dönüşür. Böylelikle ortama dezenfeksiyon yaparken, oksijene çevirdiği için solunumumuzun kalitesini de artırıyor. Hastalarımın sağlığına, insana değer verdiğim için hijyenik bir ortam sağladım, bunu kliniğime kazandırdım. Ozon sistemiyle birlikte gönül rahatlığıyla muayenelerimizi sağlamaktayız. Bu süreçte insanların hastanelere gelme tedirginlikleri gayet doğal ama gelip de ortamımızı gördükten sonra gönül rahatlığıyla evlerine dönmeleri de bizim yapmamız gereken bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Covid-19’un etkileri hayatımızda ekonomi, sosyal ve sağlık açısından uzun süre bulunacak gibi görünüyor. Ama şu bir gerçek ki hiçbir zaman bilinç ve sağlığın önüne geçemeyecek.

Covid-19 ve göz hakkında ne diyebilirsiniz?
Covid-19’un ilk çıktığı dönemlerde yapılan çalışmalarda daha çok göğüs hastalıkları ve nefes darlığı şikâyetleri üzerine çok yoğunlaşıldı ama özellikle Amerika’da yapılan araştırmalarda gözde konjonktivit dediğimiz kızarıklık ve sulanma yaptığı ortaya çıktı. Zaten Covid grubuna baktığımızda daha çok grip virüsü grubundalardır ve insan grip geçirdiği zaman gözlerinde doğal bir kızarıklık, sulanma olabiliyor. Biz de artık muayenelerimizde, gribal belirtilerle beraber bu belirtiler de olduğu zaman Covid konusunda duyarlı olabileceğini hastalara söylüyoruz ve bu konuda mümkün oldukça yönlendirici olmaya çalışıyoruz. Özellikle belirtmek isterim ki göz sıvılarında Covid virüsü olduğu çalışmalarda görülmüş, yani vücut sıvılarına geçebildiği görülmüş. Dolayısıyla Covid’li olan bir kişinin göz sıvısına temas edilirse, oradan virüsü kapma ihtimali var. Bu konuda dezenfeksiyon sistemi çok önem arz ediyor. Bizler göz hekimleri olarak hastalarla birebir temas grubu olduğumuz için bulaş riskimiz yüksek, bu yüzden aldığımız önlemler hat safhada.

Pandemi sürecinde kontak lens kullanımı sakıncalı mı?
Virüs göz sıvısına geçerse ve eğer kontak lens üzerine bir şekilde yapışırsa ve yer ederse, kişi kontak lensini solüsyonuyla düzgün dezenfekte yapmazsa çevreye bulaştırma ihtimali oluyor. Ama bu konuyla ilgili çok fazla çalışma yok. Genel uyarılar çerçevesinde, herhangi bir enfeksiyon geçirildiğinde kontak lens kullanımını önermeyiz. Çünkü gözde sulanma, yapışıklık, çapaklanma yapabilir. Bu tür şartlar da hijyenik olmadığı için enfeksiyon geçirilen dönemlerde lensi genelde önermiyoruz. Rutin hayata dönülmesinden sonra kontak lens kullanımında herhangi bir sakınca yoktur.

Pandemi sürecinde olduğumuz için maske kullanımı şart ve gerekiyor. Maske kullanımı göze zarar verir mi?
Maske kullanımı göze zarar vermiyor gibi görünüyor ama burun kısmının yukarısından gözümüze kuru hava veriyor. En son online olarak gerçekleşen Göz Kongresi’nde maske ve kuru göz diye bir konu açıldı. Maske kullanımına bağlı kuru göz, yani kuru havanın getirdiği etkilerle gözdeki şikâyetlerde artış olduğu gösterildi. Çünkü verdiğimiz hava gözümüze direkt olarak temas ediyor. Sonuçta vücut ısısı sıcak bir hava, gözümüz için uygun olmayan bir durum. İnsanları özellikle gözde sulanma, kaşıntı gibi şikâyetler olduğunda, göz doktoruna başvurmaları konusunda uyarıyorum. Bu durum maske kaynaklı olabilir.

Dezenfektan kullanımı gözlere zarar verir mi?
Dezenfektan kullanımının zararı, içeriğindeki alkol oranına göre değişir. Dezenfektan kuruduktan sonra buharlaşma anında göze çok yakın teması oluyorsa, kimyasal olduğu için gözde tepki yapma riski olur. Bu durum diğer herhangi bir kimyasal için de geçerlidir. Dezenfektanlar genelde hijyenik olayı sağladıktan sonra çok çabuk uçtukları için, dezenfektan kullanımı göz sıkıntısı pek görülmez. Ama kazara göze sıçraması gibi kimyasal yaralanma grubuna girdiği için göz doktoruna başvurulmasını şiddetle öneririm.

Pandeminin başlamasıyla dijitale dönen hayatımızdan dolayı göz sağlığı ile ilgili şikâyetler arttı mı?
Pandemiden önce dijital nesnelerden dolayı şikâyetler vardı. Ama özellikle pandemiyle birlikte eve kapanmaktan dolayı insanlar mobil hayata girdiler. Buna bağlı olarak özellikle çocuklarda, göz kuruluğu ve göz numaralarında değişiklik olmaya başladı. İnsan göz yapısında normalde bir dakika içinde 6 kere göz kırpılması gerekiyor ama telefon, tablet ya da bilgisayardayken pür dikkat baktığımız için kırpmayı unutuyoruz. Bu oran düştüğü için, radyasyon etkisine bağlı göz kuruluğu şikâyetleri oluşuyor. Dijitalizasyonun gelişmesiyle bu şikâyetler zaten vardı ama pandemiyle birlikte kat kat arttı, bu durumda kliniğimize gelen hastalarımızın şikâyetlerine yansıdı.

Yoğun tempolu ve stresli hayatımıza bir de pandeminin stresi eklendi. Aşırı stres göz sağlığını etkiler mi?
Strese büyük bir parantez açmamız lazım, çünkü stres dediğimiz faktör aslında vücudu komple etkiliyor. Herhangi bir kitaba veya herhangi bir branşa bakarsak, hastalıkların temel faktörlerinden birisi de stres deniliyor. Stres vücutta bir takım maddelerin salınmasını sağlıyor. Çoğu kanser, depresyon veya göz sağlığındaki bazı hastalıkların altında stres yatıyor. Stres vücudumuzun yapısını bozduğu için her şeyi yapmaya gebe. Göz hastalıkları açısından da aşırı stres, her şeyde olduğu gibi göz sağlığını da olumsuz etkileyebilir. Ama göz öyle bir organdır ki her şeye direnir, bayrağı teslim ettikten sonra önünü alamayabilirsiniz.

Covid-19’un gözden bulaşmaması için nelere dikkat etmemiz gerekiyor?
Covid-19 solunum yoluyla geçen bir hastalık. Kişi öksürdüğünde havadaki virüs partikülleri asılı kalır veya bir zemine çöker, insanlar bir şekilde temas ettiğinde ya da içine çektiği zaman hastalık bulaşıyor. Bulaştığı zaman vücutta bir takım belirtiler yaptığı gibi, gözde de konjonktivit dediğimiz belirtiler gösteriyor. Direkt olarak gözden bulaşma ihtimali çok zayıf. Gözden bulaşıcılık oranını yüzdelik hesaplarsak, yüzde 1 diyebiliriz. Ama daha önce de dediğim gibi nadir de olsa göz sıvılarından da geçebiliyor. Göz sıkıntısıyla gelip de, Covid-19’un diğer belirtilerini sorguladığımız hasta olduğunda, kişinin gerekli yerlere başvurmasını sağlıyoruz.

Sizi araştırırken, erken doğan bebeklerde Prematüre Retinopatisi (ROP) muayenesi yaptığınızı gördük. ROP nedir? ROP, bebeklerde ne gibi sıkıntılar yaratabilir? Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz, bize neler söylemek istersiniz?
Normalde bebeklerin anne karnında ortalama 40-42 haftaya kadar kalmasını isteriz. Bu süre boyunca anne karnında kalan bebeğin doğduktan sonra dış şartlara daha çok uyumlu olduğu görülür. Çeşitli nedenlerle erken doğan bebeklere, yeni doğan ünitelerinde bakım sağlanır. Bu dönem içerisinde oksijen ve bir takım maddeler verilir. Özellikle anne karnındaki düşük oksijenli durumdan, nefes aldığı andaki yüksek oksijenli duruma geçtiği anda, çocuğun anne karnındaki metabolizması tersine döner. Çünkü anne karnında sıvı ortamdadır, oksijenle teması annesinin plasenta dediğimiz bağı sayesinde olur ve oksijeni kanından çözünmüş olarak alır, ciğerlerinin içi suyla doludur. Bebeğin ilk ağlamasının en önemli özelliği, bu sıvının atılması içindir. Bebek erken doğduğunda, gözdeki damarlar düşük oksijenli duruma müsait olduğu için yüksek oksijenli durumda sıkıntıya giriyorlar. Genelde bana refere olan bebekler, 32 haftadan önce ve 2.500 gramın altında doğmuşlarsa ve yeni doğanda kuvöz hikâyeleri varsa, ROP dediğimiz risk doğuyor. Damarların gelişimi kesildiği için, retinada yırtık, ilerde şaşılık, miyopi, katarakt, körlük gibi riskler oluşturabiliyor. Prematüre Retinopatisi’ni, göz bebeklerini büyüttükten sonra, özel başlıklarla bakıyoruz. Belirli evrelere kadar takibimiz olduğu gibi, belirli evrelerden sonra lazerle göz içi iğneli tedavilerle çocukların göz sağlığını korumaya çalışıyoruz. Bebeklerde, 32 haftadan önce ve 2.500 gramın altında doğmuşlarsa ve kuvöz öyküleri varsa, ROP olmayacağının garantisi yok. Çocuğun iyi şekilde muayenesi ve bu risk grubunda olup olmadığına bakılması çocuğun geleceğini belirler. İnsanların dünyaya açılan pencereleri kötü olmasın, kontroller aksatılmasın.

Kataraktın günümüzde en çok yapılan göz ameliyatı olduğunu biliyoruz. Katarakt nedir? Siz katarakt hastalarına nasıl yaklaşıyorsunuz, bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Yaş ilerledikçe vücudun her mekanizmasında gerileme olduğu gibi, görme mekanizmasında da bir takım gerileme olabiliyor. Ama bazen bu mekanizma doğuştan da bozulmuş olabiliyor, biz buna doğuştan katarakt diyoruz. Katarakt, puslu ve dumanlı görmedir. Yalnız her puslu ve dumanlı görme katarakt olacak anlamında değildir. Biz muayenede kataraktı ortaya çıkarıyoruz. Genelde 60 yaş üzerindeki insanlarda, bazen de 45 yaşındaki bir insanda da görülebiliyor. Fazladan güneşe maruz kalmaktan, çocukluktan gelen hastalık varsa, kortizon kullanıldıysa ve ilaç kullanıma bağlı sebeplerden de kaynaklı daha erken yaşta görülebiliyor. Her kataraktı olan ameliyat edilmez. İnsan merceği, yani insan lensi katarakt dediğimiz yapıda oluşuyor ve yaş ilerledikçe bir takım zararlı ışınlara duyarlılığını, mavi ışık dediğimiz tarafa kaydırıyor. Bu mavi ışın göz içine çok fazla girmiyor. Kataraktı alarak, bu mavi ışığın göze daha çok girmesini sağlıyoruz. Hastayı bir takım tetkiklerden geçirerek bakıyoruz, bu katarakt almaya değer mi, görmeyi artıracağına inanıyorsak eğer ameliyatı öneriyoruz. Ama kataraktı hafifse, gözlükle iyi görüyorsa, çok fazla bir sıkıntısı yoksa ameliyat yapmıyoruz. Herkes görür ama herkes aynı görmez, hastalarımız buna dikkat etmeliler. Görme bir kalitedir, aynı şeye bakabiliriz ama aynı kalitede görmeyiz. Katarakt da böyle bir şeydir, kaliteyi çok bozar. Çağımızda modern tekniklerle birlikte 15-20 dakikalık yöntemlerle, ameliyathane şartlarında, rahatça tedavisi olan bir hastalıktır.

Migren ve göz hastalığının ilişkisi var mı size bu tip hastalar geliyor mu?
Ben rutin hasta sorgulamam da migreniniz var mı diye soruyorum. Hastalar genelde hocam bir taraftan başlayıp aşağı doğru gelen ışık çakmaları oluyor diye baş ağrısını çok güzel tarif ediyorlar. Görmemde azalmayla beraber bir sessiz bir yer arıyorum derler. Şimdi bu hikayede migren olduğu aşikar, ama migrenin göz tansiyonuyla da ilişkisi olabiliyor. Yani bu hastalar nöroloğa gidince göz tansiyonu var mı diye nörolog göz doktoruna yollar, göz doktoru da eğer göz tansiyonu belirtileri yoksa migren açısından nöroloğa yollar, nörolojiyle göz migreni kesişir. Migren hastalarının çoğuna biz de tanı koyabiliriz, nörologlar da bize göz tansiyonu var mı diye bize hastaları yönlendirebilirler. Migren çağımızda çok sık görülüyor. Migren hastaları, ışık çakmaları olduğunda düz karşıya bakarken belli bir süre sonra yan tarafları görememeye başlar. Bu oftalmik migrendir. Oftalmik migrende, gözde kan akımı azaldığı için karşıya baktığınız zaman cisimlerin yan taraflarını görememeye başlarsınız. Hasta bu şekilde tarif eder. Ama hasta bunu çok güzel söyler ondan sonra tanınızı kuvvetlendirir göz tansiyonu için araştırdıktan sonra hastamızı gönül rahatlığıyla uygun önerilerle muayeneye alırız. Çoğunda miyop olabiliyor çünkü mesela online eğitim dedik, dijitalizasyon dedik. Parlak ışık geldiği zaman kişilerde migren atağı artabiliyor ya da hasta 40’lı yaşlara geliyor yakın okuma gözlüğüne ihtiyacı vardır, göremiyordur gözlerini kasmaya başladığı için baş ağrısını tetikleyip migrenini arttırabiliyor. Aslında migren gözle çok ilişkili, o yüzden mesela yakın sorunu olan hastalarda eğer yakın gözlüğü verilmezse migrenini artıracağını bildiğim için bir hekim olarak yakın gözlüğünü hayatına almasını öneririm. Hastanın bu atağa girme oranını azaltacağı için aslında önemli bir yer etki ediyor. Yani migreni boş geçmemek lazım gözle ilgili ilişkisi vardır, göz sağlığını tehdit edici ilişkileri vardır. Göz tansiyonunu atlarsak Allah korusun ilerde körlük de yapabilen bir hastalıktır. Bilinçli bir şekilde yaklaşarak hastaya uygun teknik teşhislerle tanı koyduktan sonra sağlığına kavuştururuz.

Akıllı mercek nedir? Kliniğinizde yapılıyor mu?
Akıllı Mercek son 10 yıldır yapılıyordu, ama medyanın da etkisiyle çok reklamlara girerek, bilinç oluşturdu. Akıllı mercek aslında hastanın kataraktı olabilir ya da olmayabilir buradaki amaç şu, hastaya 40 yaşından sonra özellikle daha erken dönemde de olabilir hastanın isteğine bağlı ama biz genellikle rutinimizde 45 inden 50 sinden sonra yapıyoruz. Uzak,orta ve yakın mesafede gözlük bağımsız bir görüş sağlamayı amaçlıyor. Gözün katarakt ameliyatını yapar gibi girip mercek dediğimiz kısmı temizledikten sonra, bu merceği yerleştiriyoruz ve ömür boyu gözün içinde kalıyor. Ama şöyle bir olay var, Akıllı Mercek her hastaya uygun mudur? Bunun tetkiklerle incelenmesi çok önemli. Örnek; hastanın şeker hastası vardır, ileride göz sağlığı bozulabilir. Akıllı Mercek koyarsanız ileride sıkıntı yaratabilir. Şeker hastası olanlar, göz tansiyonu olanlar, gözünde üveit dediğimiz iltihaplanma olanlar bizim için şüphedir, yani her gelen hastaya Akıllı Mercek takacağız diye bir durum yok. Uzak, orta ve yakın görmeyi 40 yaşından sonra tekrar görmesi bir rüyadır. Çünkü insan yaşlandığının kanıtlarının birisi de yakın görmeyi kaybetmesidir. Şu an göz sağlığında, yeni teknolojilerle bunları 15-20 dakikalık operasyonlarla geriye çevirebiliyoruz. Uygun hasta grubunda Akıllı Merceği olan hastalara kliniğimize geldiklerinde istekleri olduğu zaman tetkiklerle inceliyoruz, görme merkezlerinin analizini yapıyoruz, şeker, tansiyon, kolesterol, kalp hastalığı gibi göz sağlığına etki edecek hastalıkları var mı diye detaylı hikâyesini aldıktan sonra, tetkiklerle eğer olumlu olacağına inanıyorsak hasta da kabul ediyorsa öneriyoruz. Sonuçta göze müdahale ettikten sonra dönüşünüz olmayabilir hastaların beklentileri çok yüksektir, bazen öyle hastalar olur ki beklentileriyle uygulayacaklarımız örtüşmeyebilir bu hasta grubunda biz genelde yapmamayı tercih ediyoruz. Akıllı Mercek hastasının bilinçli hasta olması gerekiyor, ne istediğini bilmesi gerekiyor, hekimin de hangi hastaya ne verebileceğini bilmesi gerekiyor iki tarafın örtüşmesi gerekiyor. Akıllı Mercek bilinçli ellerde, bilinçli cerrahiyle iyi sonuçlar alabileceğiniz bir durum.

Gözlüksüzlük alternatifine yaklaşımınız nedir? Gençlerde lazer ile çizdirme operasyonuna bakış açınız nedir?
Gözlüklerin önemi var, çokta seven hasta grubu var. Çağımızda dijitalizasyonun getirdiği yoğun bir tempoyla gözlükten nefret eden bir grup var, gençlerde gözlük beni bozuyor hocam diye gelen bir grup var. Onlar da, 12-13-14 yaşından sonra uygunsa eğer kontak lens tercihleri olabiliyor. Gözlüksüzlük alternatiflerinde, gözlük alternatifi olarak kontak lens her yaş grubu için geçerlidir ya da gençlerde lazer ile çizdirme işlemi. Lazer ile çizdirme operasyonu için, uzun süre kontak lens kullanımı olan, kontak lens kullanımı nedeniyle hayat sıkıntıları olan insanlar, lensi takıp çıkarmada sorunu olan insanlar, ben bunu artık istemiyorum diyenler, denize gireceğim sıkıntı yaratıyor diyenler, güneş gözlüğümü numarasız kullanmak istiyorum lenssiz olmuyor diyen hasta grubu bize başvuruyor. Biz her zaman şunu söylüyoruz, sizin isteğiniz olabilir ama göz sağlığınız buna müsaade ederse ve muayenede sizin görmenizi arttıracak işlem olarak görüyorsak eğer lazer işlemini hastalarımıza uyguluyoruz. Sonuçta lazer bir istektir ama Akıllı Mercek konusunda söyledim gibi, kornea dediğimiz yapı eğer lazere uygun değilse ya da çeşitli lazer teknikleri var onlara uygun değilse yaptırmaması ya da dikkatli olması konusunda uyarıyoruz. Çünkü hasta grubu genç yaş sonuçta, yapılacak en ufak bir hatada hastalar ne yazık ki ilerde göz nakline kadar gidebilir. O yüzden çok önemli bir konu. Evet, lazer çok sık yapılıyor hatta son dönemlerde yapılan araştırmalarda kadın doğum ameliyatından daha çok yapılıyor. Avrupa’da daha çok presibiyopi, yani yakın görmesi bozuk hasta grubuna göre kontak lensler üretilerek yapılıyor. Yani hasta gözlük istemiyorsa, akıllı mercek de istemiyorsa, 40 50 yaş grubunu geçmişse eğer kullanabilirse yakını ve uzağı gösterebilen kontak lenslerimiz de var. Biz hekimler olarak hastaya seçenekleri sunma görevindeyiz. Çağımızda genelde gözlük takmak istemeyenler kontak lensi, belirli bir yaştan sonra da kontak lensi takmak istemeyip hayatında daha çok özgürlük isteyenler lazere yönleniyor. Ama lazere yönlenme bilinç olduğu kadar, lazerin doğru yapılması da bir bilinçtir. Uygun yerlerde uygun teknolojilerle yapılması gerekir.

Sizi araştırırken sosyal medya hesaplarınızdan müziğe ilgi duyduğunuzu gördük. Neden müzik? Hekimlik ve müziğin hayatınızda nasıl bir yeri var?
Müzik, insanın ruhuna hitap eden bir sanattır. Müzik benim hayatımda hekimlikten önce vardı, ortaokul dönemlerimde girdi hayatıma ve lise, üniversite dönemlerimde de aktif olarak müziğin içerisindeydim. Sosyalite, insanlarla kaynaşma, düşünme ve sanatsal alanlarda katkısı oldu bana. Cerrahi de bir sanat, çünkü elle yapılıyor. Gitar çaldığım için ellerimin uyumundan kaynaklı, mikro cerrahilerde çok daha adapte olmamı sağladı. Müzik sayesinde beyin koordinasyonu ve beyin adaptasyonu oluşuyor. Sanat aynı zamanda farklı noktalardan düşünmemizi de sağlar, sanatla ilgilenen insan sosyo-ekonomiyle uğraşmaz, üretmek için uğraşır. Benim hayatımdaki müzik oftalmolojide, yani göz bölümünde, rahatlama, sosyalite aracı olarak ve cerrahide el uyumumdaki başarıya kadar etki edebiliyor. Sanat sayesinde üç boyutlu düşünme dediğimiz kavram artıyor. Bazen yapacağım ameliyatı kafamda canlandırabiliyorum, ne yapabileceğimi düşünüyorum. Hepsi üç boyutlu düşünme sayesinde oluyor. Sanat her insanın içinde bulunur. Sanatını öldürmeyen çocukluğunu öldürmez, çocukluğunu öldürmeyen de hayatını öldürmez.

Göz sağlığımızı korumak için nelere dikkat etmemiz gerekir?
Aslında gözümüzün kendisini korumak için yeterli mekanizmaları var ama çevreden etkilendiği için, özellikle çağımızdaki dijitalizasyondan etkileniyor. Dijitalizasyondan uzak durmak gerekiyor. Beslenme düzenine dikkat edilmeli, Akdeniz diyetine ağırlık verilmeli. Uyku düzeni çok önemli, vücudun melatonin hormonundan yeteri kadar faydalanması gerekir. Gözler de en çok çalışan organlarımızdan birisidir, aynı kalp gibi bir saniye durmaz. İyi uyku kalitesi sağlıklı görüş için gereklidir. Geç saatlerde uyumak, çok fazla parlak ışığa bakmak, kitap okurken uygunsuz ışıkta okumak göze zarar verir. Göz, her şeye çok direnir ama pes ettiği zaman, yapılacaklar azalır. Şehircilik hayatından uzaklaşıp, biraz doğayla bütünleşerek sağlığımızı artırabileceğimiz gibi, göz sağlığımızı da artırabiliriz.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
Bu keyifli röportaj için, beraber bu güzel sohbeti yaptığımız için çok teşekkür ederim. İnsanlık için önce kendime faydalı olmaya çalışıyorum. Önce kendini yetiştirip, sonra çevrene ışık olacaksın. İnsanoğlunun en çok hor gördüğü hazinesi olan sağlık konusunda, emanet edeceği kişide güvene çok dikkat ediyor. Ufak bir güler yüz, insana değer verildiğini hissettirmek, çoğu insanın beyninde iyileştirmeyi başlatıyor. Ne yazık ki bu alanda çok koptuk, evlerimize kapanır olduk. Daha iyi bir toplum olabilmemiz için, insanların en büyük değeri olan güveni kazanmamız için, önce kendimize güvenmeliyiz, sonra da karşı tarafa aşılamalıyız. İnşallah güvenli günlere, hep beraber güvenerek ulaşacağız. Her şeyden önce de kendimizi iyi yetiştirmeli, iyi örnek olmalı ve yatağa başımızı koyduğumuzda huzurla uyumalıyız. Tüm hastalarımız bizim için değerli, burada bir muayene ortamı yok, aile ortamı var. Bu aile ortamında her şeyin halledileceğine inanıyorum.








 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER