Kredi sözleşmeleri tüketicinin lehine

Kredi sözleşmeleri tüketicinin lehine

Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Birliği Derneği Adana Şube Başkanı Av. Rumeysa Özkale, 1995 yılında Ankara merkezli kurulan derneklerinin toplum yararına çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Gazette TV’de, “İnci Gül’le Biz Bize” programının canlı yayın konuğu olan Av. Özkale, çarpıcı açıklamalarda bulundu.


Tüketicilere önerilerde bulunan Özkale, “Günümüzde ekonomik sıkıntılarımızın olduğu dönemde ev ekonomisi konusunda iyi bir planlama yapmalarını tavsiye ediyorum.  Aynı zamanda piyasadaki fiyat araştırmalarını yapıp, bizim uygulamamız olan ‘’Çek Gönder, Yaz Gönder’’ uygulamasına gönderebilirler. Kendi haklarını arama konusunda biraz daha duyarlı olmalarını tavsiye ediyorum” diye konuştu.

Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Birliği Derneği Adana Şube Başkanı Av. Rümeysa Özkale, İnci Gül’ün sorularını şöyle yanıtladı:

 

Rumeysa Özkale kimdir, bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

Ben Avukat Rumeysa Özkale. Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2016 yılında mezun oldum. 2017 yılında Adana Barosu’nda stajımı tamamladıktan sonra 2018 yılında avukatlık mesleğine başladım. Şu anda kendi büromda serbest olarak avukatlığımı icra ediyorum. Bu süreçte aynı zamanda Çağ Üniversitesi Özel Hukuk Bölümünde de yüksek lisans tezi yazdım. Yüksek lisans öğrenim sürecimi de tamamladım. Şu an genel olarak Aile Hukuku, İş Hukuku, Tüketici Hukuku ve Ticaret Hukuku gibi alanlarda çalışmalar yapıyorum.

Genç yaşta mesleğinde oldukça başarılı bir avukatsınız. Bunu neye borçlusunuz?

AZİM VE SABIR MESLEĞİMİZ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ

Öncelikle bu güzel düşünceleriniz çok teşekkür ederim İnci Hanım. Avukatlık mesleğinde başarılı olmak için çok fazla özelliğe ve beceriye sahip olmak gerekiyor. Aslında öncelikle iyi bir konuşmacı, iyi bir düşünür, iyi bir yazılı iletişim becerisine sahip olmak gerekiyor. Aynı zamanda azim ve sabır da bizim mesleğimiz açısından çok önemli. Ben, bu özelliklerin hepsine elbette şu an sahip olduğumu düşünmüyorum -gülüyor- ancak bunları geliştirmek için elimden gelen çabayı sarf ediyorum. Meslek hayatım boyunca da hep mesleğimin etik kuralları çerçevesinde çalışma hayatımı sürdürmeye devam ediyorum. Onun dışında başarılı bir avukat olmanın hukuki tecrübenin yanında sosyal yönden de aktif olmak gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda bu konularla ilgili çalışmalar da sürdürüyorum. Ben, başarının çok yönlü olmaya ve her yönden değişime açık olmaya bağlı olduğunu düşünüyorum. Özgün olmak, titizlikle çalışmak gerekiyor.

Mesleğinizin henüz ilk yıllarında Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Birliği Derneği Adana Şubesi’ni kurdunuz ve şu anda da başkanlığını yapıyorsunuz. Biraz da dernekten bahsedelim isterseniz. Derneğe kimler üye olabiliyor, bunun dışında isteyen her vatandaş bu derneğe üye olabiliyor mu ve derneğinizin faaliyet alanları nelerdir?

TOPLUM YARARINA KURULMUŞ BİR DERNEĞİZ

Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Birliği Derneği, 1995 yılında kurulmuş, Ankara merkezli köklü bir dernektir. Derneğimizin Genel Başkanı Prof. Dr. Hamil Nazik. Bizim kendisiyle tesadüfen yollarımız bir yerde çakışmıştı. Bana derneğin Adana şubesini kurmamda yardımcı ve yol gösterici oldu. Adana bölgesinde de tüketici alanında bir boşluk olduğunu gördüğümden dolayı Adana şubesini kurdum. Derneğimizin genel amacı; tüketicinin bilinçlenmesi, haklarının korunması yönünde onlara yol göstermek. Bunun dışında da yine derneğimizin Avrupa Birliği (AB) adı altında çok önemli projeleri yer almakta. Biz hem ulusal hem de bölgesel anlamda tüketiciyi bilinçlendirmek adına dernek faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Derneğimizin yönetim kurulu üyeleri avukatlardan oluşuyor. Bunun yanı sıra derneğimize her kesimden insan da üye olabiliyor. Vatandaşlarımızın da üye olması mümkün. Derneğe üye olmakla ilgili de herhangi bir koşul söz konusu değil. Üye aidatları almıyoruz. Tamamıyla toplum yararına kurulmuş olduğumuz bir STK olduğumuzdan ötürü derneğimizde herhangi bir kâr amacı gütmüyoruz. O yüzden herhangi bir ayrıntımız da bulunmuyor.

‘Tüketiciyi Koruma’ derken; pratikte nasıl koruyorsunuz tüketici haklarını?

KÖPRÜ GÖREVİ YÜRÜTÜYORUZ

Öncelikle tüketicilerin yaşamış olduğu bir uyuşmazlıkta derneğimize başvurmasıyla sorunu tespit ediyoruz. Burada tüketiciye yaşadığı uyuşmazlıkta hangi mercilere başvurabilir, haklarını nasıl arayabilir gibi konularda yardımcı oluyoruz. Bize gelen uyuşmazlıkları tespit etmekle birlikte tüketicinin bilinçlenmesini sağlıyoruz. Aynı zamanda bu sorunları da ilgili kurumlara gerek Ticaret İl Müdürlüğü gerekse Ticaret Bakanlığı’na bildiriyoruz. Sorunlarla ilgili kurumlarda çalışmalar yapılıyor. Biz aslında dernek olarak, tüketici ile tüketicinin karşısında olan satıcı ve sağlayıcıların yaşattığı haksızlıklarda bu haksızlıklarla ilgilenen, idari yaptırımlar uygulayan kurumlarla arasındaki köprü görevini görüyoruz.

Peki, derneğinizin herhangi bir yaptırım gücü var mı? Derneklerin genelde bir yaptırım gücü yok ama tabi yönetim kurulunda avukatlar olduğu için daha farklı bir hukuksal yol izliyor olmalısınız.

Yaptırım gücü olarak biz de bazen yetersiz kalıyoruz ama derneğimiz Ankara merkezli olduğu için genel merkezimizle Ticaret Bakanlığı’nın ilişkilerinden dolayı yaptırım gücümüz elbette oluyor. Çünkü bizim derneğimizin genel başkanı, Ticaret Bakanlığı ile birebir ilişki içerisinde. Çalışmalar yapıp, yaptığımız tespitleri de rapor haline getirip bakanlığa sunuyor. Bakanlık da sunulan raporlar doğrultusunda görülen eksik kısımlar yönünden yeniden düzenlemelere gidiyor. Zaten burada yeniden kanun değişikliğine gidilmesinde de bu toplanan raporların çok büyük etkisi var.

Dünya ve dolayısıyla ülkemiz, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle birlikte çoğalan büyük bir ekonomik sıkıntı içerisinde. Sadece bizim ülkemizi değil, tüm dünyayı etkiledi. Dolayısıyla bu durumu avantaja çevirmek isteyen bazı fırsatçılar ortaya çıktı. Tüketim maddeleri reel değerlerinin çok üzerinde satılmaya başladı. Bu yönde derneğinizin herhangi bir çalışması var mı?

“ÇEK GÖNDER, YAZ GÖNDER” PLATFORMU

Aslında bu konu çok hassas ve önemli bir konu ve bu haksız fiyat artışlarına maalesef çok fazla müdahale yapılamıyor. Ancak bizim derneğimizin kurmuş olduğu bir platform var. Bu haksız fiyat artışlarının ortadan kaldırılmasına hizmet eden bir platform. ‘’Çek Gönder, Yaz Gönder’’ isimli bir platform. Tüketiciler, bu uygulamayı Play Store ve App Store’dan indirerek, piyasada karşılaşmış oldukları bu fiyat artışlarını uygulamamıza göndererek, haksız fiyat artışlarını önleyebiliyor. Zaten oraya gönderilen fiyatlandırmalardan artış oranına göre burada haksız veya fahiş fiyat artışı var mı ortaya konuyor. Çünkü başka bir marketten gönderilen ürün fiyatıyla, bir başka marketten gönderilen ürün fiyatları karşılaştırılıyor. Buradaki haksız fiyat artışı da ona göre belirleniyor. Zaten ortalamanın üzerinde gönderilen bir fiyatlandırma varsa; o zaman haksız fiyat artışını o marketin yaptığı yönünde bir kanaat oluşuyor. Yani hem eskisini hem de yenisini göndermesine gerek yok. Tüketici, gitmiş olduğu o markette gerçekten fiyatların fahiş olarak yüksek olduğunu düşünüyorsa, onu çekip firma adını da yazarak bize gönderebilir. O fiyat artışlarını yapan firmalarla ilgili de bize gelen tespitleri kuruma gönderiyoruz, Ticaret Bakanlığı bunlarla ilgili çalışmalar yapıyor ve sonucunda da idari yaptırım cezaları olabiliyor.

Geçtiğimiz günlerde TBMM’de tüketicilerin korunmasına yönelik tedbirlerin alınmasıyla ilgili yeni bir yasa teklifi sunuldu. Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

TÜKETİCİ ALANI HUKUK SİSTEMİZDE ÇOK YENİ BİR ALAN

Tüketici alanı, hukuk sistemimiz içerisinde çok yeni bir alan. Bu kadar bakir bir alanda da düzenlemelere gidilmesi gerekli ve bu Onun dışında ön ödemeli konut satışlarıyla ilgili bir düzenlemeye gidildi. Ön ödemeli konut satışlarında normalde müteahhit satış sözleşmesindeki taahhüdü 36 aydan fazla belirleyemiyordu, taşınmazın teslim süresi 36 aydan 48 aya çıkarıldı. Burada tüketicinin aleyhinde gibi görünen bir düzenleme mevcut ama bu düzenlemenin de şu anda ülkemizde yaşanan ekonomik durumdan kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Onun dışında mesafeli sözleşmelerle de alakalı çok yeni ve güncel değişiklikler yapıldı. Pandemi döneminin de etkisiyle artık hepimiz mağazalara gitmek yerine online alışverişleri tercih ediyoruz. Ancak biz ürünle veya hizmetle ilgili herhangi bir sorun yaşadığımızda öncelikle ürünü aldığımız firmaya başvuruyoruz. İşte burada başvurduğumuz firmanın yanında ürünü, hizmeti bize sağlayan firmaların da sorumlulukları söz konusu artık. Yani hem satıcı-sağlayıcı hem de bu ürünlerin satılmasına hizmet eden aracılar, ortaya çıkan sorunlarda sorumlu hale geldiler.

Peki, bir örnek vererek bir soru sormak istiyorum. Diyelim ki, biz 12 ay taksitle bir televizyon satın aldık. 10 taksitini ödedik, 11. taksitini ödeyemez olduk. Satıcı firma gelip televizyonu alıp götürme hakkına sahip mi?

Satıcının gelip televizyonu alması mümkün değil. Zaten Taksitle Satış Sözleşmelerinde de bu kanunla birlikte düzenlemeler yapıldı. Taksitle Satış Sözleşmelerinde tüketicinin temerrüde düştüğü durumlarda sözleşmede belirlenen tutarın onda birini ve birbirini izleyen iki taksiti ödememesi durumunda temerrüt hükümleri söz konusu oluyor, satıcı bu şekliyle sözleşmeden dönüyor veya televizyonunuzu alma hakkını elde ediyor. Ancak eski kanunda sözleşmede yer alan bedel değil, kalan borç tutarının onda biri üzerinden bir temerrüt söz konusu oluyordu. Yani bu da yeniden düzenlemeyle birlikte sözleşmede yer alan bedelin onda birini hesapladığımızda tüketicinin lehine bir düzenleme olduğunu görüyoruz.

Siz, büronuzda genelde Aile Hukuku, İş Hukuku, Ticaret Hukuku ve Tüketici Hukuku ile ilgileniyorsunuz. Ben aslında Aile Hukuku ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Son yıllarda boşanma davalarına baktığımızda büyük bir artış görüyoruz. Hatta ben bundan yıllar önce bir haber konusu için araştırmalar yaparken boşanmalarla ilgili uzmanlar, Türkiye’de 2025 yılında hiç evli çiftin kalmayacağını öne sürüyorlardı. Bu durum hızlanır mı? 2025 yılına kadar böyle bir şey yaşanır mı?

AİLE YAPIMIZ GELENEKSEL YAPISINDAN UZAKLAŞTI

Aslında evet, biz de onu öngörüyoruz. Bizim toplum olarak yaşam şeklimiz geleneksel yapıdan çıktı ve artık birey odaklı bir yaşam şekline döndü. Kadın ve erkeğin toplumda birlikte var olması, çalışma hayatında birlikte yer alması sebebiyle boşanmalarda artış yaşanıyor. Yani kadının artık iş hayatında yer alması ve ekonomik bağımsızlığına sahip olması sebebiyle evlilik sürecinde en küçük gibi görebileceğimiz sorunlarda dahi boşanmayı tercih edebilir hale geldi. Bizim toplumuzda iş stresi, hayat stresi, yaşamın zorluklarından dolayı tahammülümüz de kalmadı. Artık insanlar evlilik içerisinde birbirlerine tahammül edemez hale geldiler. Ben, bunun biraz da yaşam şeklinin değişmesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum.

Yani evlenirken seviyor da evlendikten sonra sevgi mi bitiyor ne oluyor?

EVLİLİK KURUMU BİR NEBZE ÖLDÜ DİYEBİLİRİZ

Ben, kendi girdiğim boşanma davalarında gördüğüm kadarıyla çiftler arasında iletişim problemi var. Aslında burada teknolojinin de verdiği bir etki söz konusu. Taraflar artık ne yazık ki yaşadıkları sorunlarda iletişim kurmayı tercih etmiyorlar. Genelde görmezden gelmeyi tercih ediyorlar. Eğer bu tahammül edilemeyecek bir sorunsa kişi açısından boşanmayı tercih ediyorlar. İletişim konusunda da birey odaklı hareket ettiğimiz için, daha çok özgürlükçü yaklaştığımız için evlilik kurumu artık bir nebze öldü diyebiliriz.

Genelde boşanma nedenleri ne oluyor?

Şiddetli geçimsizlik adı altında gerçekten çok büyük bir boşanma oranı söz konusu. Çünkü eskiden kadınların boşanması toplumda pek kabul edilebilir bir durum değildi. Kadın ancak çok büyük şiddetlere maruz kalırsa boşanma söz konusu oluyordu. Bunun dışında ‘’armudun sapı, üzümün çöpü’’ gibi sebeplerle boşanmalar yaşanmıyordu ama şu anda Yargıtay’ın vermiş olduğu birçok kararda artık görüyoruz ki ‘’armudun sapı, üzümün çöpü’’ haline geldi. Yani çiftler artık evdeki düzenle ilgili herhangi bir konuyu bile boşanma sebebi olarak davaya konu edebiliyorlar. Dediğim gibi; tarafların birbirine olan tahammülsüzlüğü ile ilgili diye düşünüyorum.

Genelde kaç yıllık evliliklerin boşanma davası için size geliyorlar?

Benim 70 yaşında olup da boşanma davası için gelen müvekkilim de oldu. -gülüyor- Tabi, orada çok farklı sebepler var ama genç olarak gelenlerin oranı çok daha yüksek. Çünkü gerçekten tahammülsüzlük, sadakatsizlik ciddi oranda fazla.

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre; hit olan boşanma nedenlerinin başında ‘’horlama’’ geliyormuş. Yani taraf, horluyor diye eşine boşanma davası açabiliyormuş. Türkiye’de bunun emsali var mı?

Türkiye’de de ‘’bardağı buraya neden koydun’’ gibi, karşı tarafın ailesiyle ilgili gibi sebeplerden boşanma davaları var. Genel olarak horlamaya benzer çok basit örnekleri de mevcut.

Türkiye’de çok güçlü bir aile yapısı olduğunu biliyoruz ama son yıllarda bu aile yapısının zayıfladığını söyleyebilir miyiz?

ARTIK ÇOCUK ODAKLI EVLİLİKLER YAPILIYOR

Evet, güçlü aile yapısı artık maalesef günümüzde kalmadı. Kadınların iş hayatına girmesiyle, kendi ayaklarının üzerinde durmasıyla, ekonomik özgürlüklerini elde etmesiyle ve artık evlilik kurumunda evliliğe başlarken çocuk odaklı evlilikler yapılıyor. Daha sonra taraflar bakıyor ve aralarında herhangi bir uyumun olmadığını görüyor ve en ufak bir şeyde boşanmayı tercih ediyorlar. Eskiden böyle bir durum söz konusu değildi. Toplumda kadının boşanması ayıp olarak karşılanırdı. Bu algı kırıldı ve kadınlar artık böyle bir bakış açısıyla karşı karşıya kalmıyorlar. O yüzden boşanmalar daha kolay gerçekleşiyor.

Malum önce pandemi dönemi ardından Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasıyla birlikte kötüleşen ekonomik durum, özellikle küçük işletmeleri zor durumda bıraktı. Baktığımızda iş hukuku davaları yönünden de bir artış oldu mu?

SAVAŞ EKONOMİK ANLAMDA ÜLKEMİZE CİDDİ ZARAR VERDİ

Aslında bu süreçte Rusya-Ukrayna savaşı ekonomik anlamda ülkemize ciddi zararlar verdi. Çünkü biz ülke olarak ithalat- ihracatımızın büyük bir kısmını Rusya ile gerçekleştiriyoruz. İthalat ve ihracattaki sıkıntılardan kaynaklı olarak artık şirketler küçülmeye gittiler ya da konkordato ilan ederek şirketlerini tasfiye ettiler. Tabi küçülmeye giden şirketler de bünyesinde çalıştırdıkları işçileri çıkarmak zorunda kaldılar. Burada işçinin işten çıkmasıyla birlikte arabuluculuk gündeme geliyor. İşçi, arabulucuya başvuruyor ancak zaten şirketin ekonomik olarak sıkıntıları olduğundan dolayı arabuluculuk sürecinde yüzde 50 oranında bir anlaşamama söz konusu. Zaten davaya konu olduğunda da davalarında iş yükünü epey artırmış görünüyor.

Son olarak dar gelirli tüketicilere vermek istediğiniz bir mesajınız var mı ve yine eklemek istedikleriniz nelerdir?

Günümüzde ekonomik sıkıntılarımızın olduğu dönemde ev ekonomisi konusunda iyi bir planlama yapmalarını tavsiye ediyorum.  Aynı zamanda piyasadaki fiyat araştırmalarını yapıp, bizim uygulamamız olan ‘’Çek Gönder, Yaz Gönder’’ uygulamasına gönderebilirler. Kendi haklarını arama konusunda biraz daha duyarlı olmalarını tavsiye ediyorum. 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER