Nevzat Özer: Anne babalık da bir meslek

Nevzat Özer: Anne babalık da bir meslek

Adana Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü, eğitimci, psikolojik ve aile danışmanı Nevzat Özer, ailenin toplumsal yaşamda çok önemli bir kavram olduğunu ve bu kurumun mutlaka geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Gazette TV’de canlı yayınlanan “İnci Gül’le Biz Bize” programına konuk olan Özer, bugün birçok ülkenin aileye yatırım yapmaya başladığını kaydetti Özer, Aileye yatırım yapmalı ve anne – babalığı tekrardan yüceltmek ve güçlendirmek zorundayız. Aile son sığınak, son kale ve bu kaleyi bizim her zaman dinamik tutmamız, desteklememiz ve güçlü tutmamız gerekiyor” diye konuştu.


Adana Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü, eğitimci, psikolojik ve aile danışmanı Nevzat Özer, programda sorulara şöyle yanıt verdi:

Sayın müdürüm eminim Adana’da birçok kişi sizi tanıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde müdürlük görevine geldiğiniz günden bugüne başarılı hizmetlere, projelere imza attınız. Fakat yine de sizi tanımayan izleyicilerimiz için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Önceliklere sizlere teşekkür ediyorum, bana bu imkânı verdiğiniz için. İsmim Nevzat Özer. Psikolojik danışmanım, aile danışmanıyım. Aynı zamanda da eğitimci kimliğim var. Yozgatlıyım, Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdum.  İlk, orta ve lise öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Daha sonra sırasıyla Anadolu Üniversitesi Yerel Yönetimler, Atatürk Üniversitesi’nde Lisans, Malatya Üniversitesi’nde de Yüksek Lisansımı tamamladım. 2004 yılında Erdoğan Aktay İlköğretim Okulu’na Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen olarak atandım. Daha sonra öğretmenlik mesleğinden sonra yöneticilik yaptım. Antalya’da Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Aile Bakanlığı’na geçtim. İl Müdür Yardımcılığı, Kayseri İl Müdürlüğü ve şimdi de Adana İl Müdürü olarak sayın bakanımızın tensibiyle Adana ilimize geldim. Yaklaşık 2 yıla yakındır Adana’da çalışıyorum.

Psikolojik danışman ve rehberlik uzmanısınız. Bunun yanı sıra eğitimci ve yazarsınız. Görevde yakaladığınız başarı, yönetim yeteneğinizden mi kaynaklanıyor yoksa bu vasıflarınızın etkisi mi?

AİLEYE YATIRIM YAPMAYA BAŞLIYORLAR

Ben, öncelikle bir sosyal bilimciyim, eğitimciyim. Bunun yanı sıra yöneticilik kimliğim de var. Sahada ve alanda çok çalışıyoruz. Sahada çalıştığımız bilgi – birikim ve tecrübelerimizi alana yansıtıyoruz. Sahada ve alanda çalışan bir yönetici olmanın da ciddi avantajlarını kullanıyorum. Çünkü ben psikoloji, sosyoloji, felsefe eğitimi alan birisiyim. Bu bilim dalları da insanlarla haşır – neşir olan dallar. Bizim alanımızın en önemli özelliği; devletimizi, ülkemizi seviyoruz ve insanlarımızı seviyoruz. Çünkü bizim hedef kitlemizde kadın, engelli, çocuk, şehit ve gazi, aile, istismar gibi oldukça geniş ve önemli alanlara bakan bir bakanlığız. İsmi aile ile başlayan bakanlığız. Birçok ülke artık ekonomik gelişme kadar ailenin de ne kadar önemli olduğunu, ülkelerin gelişmesinde ailenin de ne kadar pozitif ve itici bir güç olduğunun farkına varıyorlar ve aileye yatırım yapmaya başlıyorlar. Bu da çok önemli bir şey. Aileye yatırım yapmalı ve anne – babalığı tekrardan yüceltmek ve güçlendirmek zorundayız. Aile son sığınak, son kale ve bu kaleyi bizim her zaman dinamik tutmamız, desteklememiz ve güçlü tutmamız gerekiyor.

Helikopter anne ve baba nedir peki sayın müdürüm?

HER ÇOCUK BİREY OLMANIN ACISINI VE SIKINTISI GÖREREK ÖĞRENMELİ

Konumuza aile üzerinden girdik ve bu kavramlardan açıklamamız lazım. Son zamanlarda psikoloji biliminin de çok kullandığı kavramlar arasındadır helikopter anne ve baba kavramı. Çocuklarını sıkıntı, umutsuzluk, yoksulluk, yoksunluk gibi her türlü olumsuz olaylardan korumaya çalışmak için cansiperane çalışan ve birçok kararları çocuk adına alabilen, çocukların üzerine düşen, cam fanus içerisinde çocuk yetiştirmeye çalışan anne – babalardır. Yani çocuğun hayat içerisinde bir sıkıntısı olduğu zaman hemen anne ve babanın belirmesi demek. Bu, pedagojik ve psikolojik açıdan doğru bir yöntem değil. Oysa her çocuk, birey olabilme aşamasını, hayatın sillelerini, acılarını ve sıkıntılarını görerek öğrenmeli. Aile olarak bizler çocuklarımızı sadece evin refahına ortak etmek istiyoruz. Bu da çok yanlış bir düşünce tarzı. Çocuklarımızı evin refahına ortak edeceğiz ama evin yeri gelir imkansızlıklarına da ortak etmemiz lazım.

Görev alanınız içerisindeki en önemli başlığın aile olduğunu düşünüyorum. Güçlü bir aile yapısı, güçlü bir toplumu oluşturur öyle değil mi?

ÇOCUKLARINA AYIRDIKLARI SÜRE DAKİKALARA DÜŞTÜ

Napolyon’un, ‘’Bana iyi anneler verin, size mutlu çocuklar vereyim’’ diye çok güzel bir sözü vardır. Aile kavramı çok önemli bir kavram. Sözlerimin başında da söylediğim gibi; aile son sığınak, son kaledir. Çünkü yapılan araştırmalar gösteriyor ki; özellikle 2000 yılı ve sonrasını baz alırsak anne ve babaların çocuklarına ayırmış olduğu ortalama süre dakikalara düşmüş durumda. Bu çok ciddi bir durum. Bu durum, ebeveynlerin çocuklarıyla kurduğu ilişkilerin niteliksel ve niceliksel açısından erozyona uğradığını gösteriyor. Çocuklarımızın doğru adresleri biz olmamız lazım. Çocuklarımızın doğru adresleri biz olamazsak eğer çocuklarımız yanlış kişi ve adreslere yönelecekler. Çocuklarımızı dinlememiz, iletişim kanallarını açmamız lazım. Onlara sevgiyi yeterince vermemiz lazım.

Peki, sayın müdürüm hormonlu ve organik çocuklardan kasıt nedir?

HAYATLARINA YAPILAN MÜDAHALE SONUCU FİLİZLENEMİYORLAR

Dikkat çekmek açısından hormonlu ve organik çocuklar kavramını ilk ortaya atan kişiler arasındayım. Aslında hormonlu ve organik çocuklar dediğimiz konu; az önce bahsettiğim konularla paralel. Anne ve baba çok müdahaleciyse, çocuğun hayatındaki her alana karışıyorsa, çocuğuna herhangi bir konfor alanı açmadıysa, çocuğuyla sürekli dar alanda paslaşıyorsa, çocuğunu sürekli kısıtlıyorsa eğer, çocuk gelişemez. Çocuğa sürekli müdahale ediliyorsa çocuk da dışarıdan bir etkiyle hareket etmek isteyen biri haline geliyor. Bazen istemeden de olsa çocuklarımızın hayatlarına yaptığımız müdahale yüzünden çocuklarımız filizlenemiyor, gelişemiyor, atılgan hale gelemiyor. Biz de bu çocuklara hormonlu çocuk diyoruz. Organik çocuklar ise; hayatın acısını, kederini, sıkıntısını çeken, duvarlara çarpa çarpa büyüyen, toza - toprağa bulanan, evin içerisinde refahına da acısına da sıkıntısına da şahit olan, evine katkı sunan, yaşamın içerisinde inişlerin – çıkışların ve zikzakların olabileceğini bilen çocuklar. Yani egoları şişmiş, anne ve babalarıyla fazlasıyla eşit, mutlak özgürlük ve bolluk içerisinde yaşayan bir çocuk figürüyle karşı karşıyayız. Anne ve babalar, çocuklarını acıdan, hayal kırıklığından bir vebalıdan kaçırır gibi kaçırıyorlar. Oysa acının, kederin, ıstırabın, hayal kırıklığının insana öğreteceği çok şey var. Istırabın bir insana dokunduğunda neler yapabileceğini çocuklarımıza öğretmek zorundayız. O yüzden alın çocuklarınızı hastanelere, sevgi evlerine, yoğun bakım ünitelerine, huzur evlerine, hayatın kırılgan ve naif yerlerine götürün ve gezdirin. Kıssadan hisse; hayatın bu yönünü görmeyen çocuklara hormonlu, gören çocuklara ise organik çocuklar diyoruz. (gülüyor)

İçinde bulunduğumuz yüzyılda güçlü aile çatısının iki mimarı anne ve baba olmak nasıl bir şey?

ANNE BABALAR YETERLİ OLMAYABİLİR, AMA KENDİLERİNİ GELİŞTİREBİLİRLER

Aslında “Dünyanın En Zor Mesleği Anne ve Baba Olmak” isimli kitabın yazarıyım ben. Bu açıdan bu sorunuz tam da üstüne iyi geldi. 10 yıl öncesinin anne – babasıyla, 20 yıl öncesinin anne – babası arasında çok fark var. Çünkü günümüzün çocuğu oldukça zeki, rekabetçi ve sosyal medyayı, teknolojiyi çok iyi kullanıyor. Amiyane tabirle zehir gibi çocuklar ve bu siz, bu çocuklara anne – babalık yapacaksınız. O yüzden 20 yıl önce kullanılan bir pedagojik teknik, 20 yıl önce kullanılan anne – baba usulü bugünkü çocuklara yeterli gelmez. O açıdan anne ve baba olarak kendimizi hem geliştirmeli hem de seçenek ve alternatiflerimizi çoğaltmak zorundayız. Anne ve babalık da bir meslek. Her mesleğin bir altyapısı var, öğrenilebilir bir verisi ve gerçekleştirilebilir bir alanı var. Dolayısıyla anne – babalar; annelik nedir, babalık nedir bilmeyebilir ama öğrenebilir. Anne – babalar yeterli olmayabilir ama kendini geliştirebilir. Uzmanların görüşleri, bu alanda yazılmış kitaplar ve doğru kaynaklarla kendimizi geliştirmemiz lazım. Gençleri nasıl anlayacağımızı, çocukların kalbine nasıl gireceğimizi öğrenmemiz gerekiyor.

“Eğitim, bebek anne karnındayken başlar” derler. Sizce anne ve baba doğumdan önce başlayarak, bebekleriyle nasıl bir iletişim kurmalıdır?

İNSANLARA GÜZEL SÖZ SÖYLEMEK, TATLI KONUŞMAK GEREK

Uzmanlar, çocukların anne karnında birçok sesi aldığını söylüyorlar. Çocuk psikiyatristi değilim ama okuduğum makalelerden anladığım bu. Anne karnındaki çocuğun seslere, kavramlara, ebeveynlerinin kendi arasındaki ilişkilerini hissedebildiği söyleniyor. Bizim kadim kültürümüzde, dinimizde çocuk doğduğu zaman ilk olarak kulağına ezan okunur ve sonrasında da ismi söylenir. İnsanların kalbine gitmenin yolu; tatlı söz, güler yüz ve içtenlikten geçiyor. Psikolog olmanıza ya da bir eğitimci olmanıza gerek yok. Günümüzde üç argümanı kullandığınız anda çocuğun da bireyin de kalbini kazanıyorsunuz. Bir bebeğin anne karnında bu tür şeylerle haşır-neşir olması, annenin bebeğini sevmesi, babanın anne karnındaki çocuğuna güzel şeyler söylemesi elbette çocuğu etkileyecek. Japon Bilim İnsanı Dr. Masaru Emoto, suyla yaptığı bir deneyinde solundaki suyla dolu bir bardağa bir ay boyunca küfrediyor. Sağındaki su dolu bardağa ise güzel sözler söylüyor. Sonra bardaktaki suları inceliyor ve küfrettiği, hakaret ettiği suyun moleküllerinin bir kanser hücresi gibi göründüğünü, güzel sözler söylediği suyun moleküllerinin ise bir kar tanesi gibi olduğunu gözlemliyor. İnsan vücudunun yüzde 70’i sudan oluşuyor. Demek ki bir insanın yüzde 70’ini su oluşturuyorsa insana da güzel söz söylemek, tatlı konuşmak gerekiyor.

Çocuklarda sınır kavramının üzerinde çok durmaktasınız. Bunun sebebi nedir?

Çünkü bu durum en sık karşılaştığımız sıkıntılardan bir tanesi. Özellikle rehber öğretmenliği yaptığım zamanlarda ve şu anda da uzmanlarımızla yaptığımız istişarelerde duyuyorum. Ebeveynler, çocuklarına laf geçirememekten, çocuklarının kendilerini dinlemediğinden şikâyet ediyor. Sınır çizmenin temel nedeni; kontrol sağlama anlayışıdır, bir alan belirlemektir. Ebeveynler, anne ve baba rollerini kullanırken, neyi nasıl yaptıklarını ve yaparken neleri ıskaladıklarının farkında değiller. Çocuk, sınırı geçtiği zaman ne ile karşılaşacağını bilmesi lazım. Belki eleştirilebilir ama ben evde anne ve babanın bir ağırlığının olması gerektiğini düşünüyorum. Otorite değil, bir ağırlığının olması lazım. Bunu ben makalelerimde de kullandım. Çocuklar, anne ve babalarıyla arkadaş olmamalı. Çünkü çocuk arkadaşıyla yaptığı her hareketi senin üzerinde de uygulamaya çalışıyor. O açıdan herkes evde bulunduğu rolleri iyi bilmeli.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER