“Yazmak için insanın içinde ışık olması lazım”

   “Yazmak için insanın  içinde ışık olması lazım”

BASIN İlan Kurumu (BİK) Adana Şube Müdürü Çetin Oranlı, kentimizde göreve başlamasının üzerinden kısa bir süre geçmesine karşın, basın sektöründe, mesleki deneyimi ve yetkinliğiyle, renkli, cana yakın kişiliğiyle kendini sevdirip, saydırdı. Müdür Oranlı, Gazette Gazetesi ve Gazette TV İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ün hazırlayıp sunduğu ‘’İnci Gül ile Biz Bize’’ programının konuğu oldu.

BASIN İlan Kurumu’na geçmeden önce, başta Milli Gazete Konya bürosu olmak üzere çeşitli gazetelerde görev alan Çetin Oranlı, Mersin’deki görevinin ardından Adana’ya atandı. İkisi, gazetecilik mesleği üzerine olmak üzere yayınlanmış birçok kitabı bulunan BİK Şube Müdürü Çetin Oranlı, aynı zamanda iyi bir fotoğraf sanatçısı olarak da öne çıkıyor.

Fatma İnci Gül sordu, BİK Şube Müdürü yanıtladı. İnsani duyguların da zaman zaman dışa vurduğu zevkle okuyacağınız o röportaj:

 

Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz?

Öncelikle bu güzel ortamda bizi misafir ettiğiniz için teşekkür ediyorum, yeni yılınızın da hayırlı olmasını diliyorum. Ben 1974 Ordu Kumru doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi memleketimde, yükseköğrenimimi Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesinde tamamladım. Ortaokul, lise yıllarımdan itibaren yazım hayatım başladı. İlk denemelerimi ortaokul yıllarımda yazdım. Lise yıllarımda da bunu sürdürdüm. Lise yıllarımda ilçemizde çıkan haftalık bir gazetede yazmaya başladım. Üniversitede iken de ilk önce Milli Gazete Konya bürosunda fahri muhabir olarak çalışmaya başladım. Daha sonra İç Anadolu bölge gazetesi olan Merhaba’da çalışmaya başladım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, üniversite ve askerliğin ardından bir gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü üstlendim. Yani fikir işçisi olarak uzun yıllar çalıştım. Nitelikli işler yapmaya gayret ettim. Bundan övünerek bahsedebilirim; çok sayıda genç arkadaşı sektöre kazandırdım.

Kitap yazmak bambaşka bir şey olsa gerek değil mi?

ÇALIŞARAK BUGÜNLERE GELDİM

Yazmak için insanın içinde bir ışık olması lazım. Buna ilham da denilebilir. Mesela toplumu anlamak için duygularla hareket etmek gerekiyor. İlkokul ve ortaokulda okuduğum kitaplar beni etkiledi. Okuduğum kitapların etkisi ile ben de yazmaya başladım. Önce şiirler, denemeler, kompozisyonlar ve biraz da öğretmenlerimizin teşviki ile bir ışıltı olduğunu keşfettik diyelim. Aziz Sancar’ın bir sözü var ‘’Ben zekaya değil çalışmaya inanıyorum.’’ Bende çalışarak bugünlere geldim.

Bir taraftan da köşe yazısı da yazıyordum, bu ilgim hep devam ediyordu. Edebiyat dergileri vardı. Bazı arkadaşların onlarda da şiir, denemeler yayınlıyorduk. Ama kitaplaştırma aşamasına 2000’li yıllarda elimizde harika bir proje olmasına rağmen kısmet olmadı. Ancak 2016’dan sonra gazetecilik kitabımıza başladık ve yazmaya devam ediyorum. Son iki kitabımız büyük bir yayın evinden çıktı. İlk iki kitabım mesleki alandan zaten. Onlardan da bahsetmek gerekirse ‘’Olaylar, Kişiler Tecrübe Işığında Gazetecilik’’ 2016 yılında yayınlandı. Bazı iletişim fakültelerinde ders kitabı olarak da yararlanılıyor. İkinci baskısını yapacağız inşallah ‘’Sözün Ardı’’ kitabı da öyle. Sonraki kitaplar hikaye kitapları zaten, biliyorsunuz kısa hikayeler yazıyorum. Refik Halit Karay’ın hikayeleri beni çok etkilemiştir, hep çok güzel anlatmıştır insanımızı, Sait Faik Abasıyanık çok güzel anlatmıştır. Bende o format da yazmaya çalışıyorum. Beni etkileyen çok fazla yazar ama hikaye alanında özellikle bu iki ismi anmak isterim. Zaten Çukurova’da yazmak için bereketli bir alan, büyük yazarlar doğmuş bildiğiniz gibi.

Konuları seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

İÇİ BOŞ BİR KİTABIN KİMSEYE FAYDASI YOK

Genelde konuları seçme uzun bir yolculuktan sonra ortaya çıkıyor. Uzun süre süzgeçten geçmiş oluyoruz, zihnimde önce netleştirmem lazım. Ama ben yaşadığım topraklardan, milletimizden, insanımızın hassasiyetinden ve iyi kalbinden ilham almaya çalışıyorum. Değerlerimize vurgu yapmaya çalışıyorum. Çünkü içi boş bir kitabın kimseye faydası yok. Sabun köpüğü gibi yazılar yayınlanıyor, öyle bir kitap çıktıktan sonra ne faydası var isterse bir milyon satsın. Birilerine faydalı olacaksa, dünyasını değiştirecekse, içinde iyilik ve güzellik uyandıracaksa bir anlamı var. Ben yaşadığımız toplumdan ilham alıyorum.

Türkiye aşığısınız ve bu topraklarda da herkesin Türkiye’yi sevmesini daha çok isteyen bir yazarsınız. arzu ettiğiniz bu hissiyat sizce mümkün müdür? Özellikle kitaplarınızı okuyan kesimde bunu hissediyor musunuz?

Hissediyorum, toplumda duyarlılık taşıyan çok ciddi bir çoğunluk var. Aslında insan doğasında iyilik ve kötülük hep bir arada yaşıyor, bir zıtlıklar var, mücadele var. Dolayısıyla her insan içinde, en kötü gördüğümüz insanın içinde bile bir iyilik var, iyilik damarı var. Önemli olan onu yakalayıp onu baskın hale getirebilmek, bu kabiliyeti ortaya koymak.

 

 Türk insanı ile vatan aşkı arasındaki bağı nedir?

Bizde vatan sevgisi olmazsa olmazdır. Hadis-i Şerif’te var “ vatan sevgisi imandandır. “ Temel şart, vatanını sevmeyen insan başka bir şeyi sevse ne anlamı var. Aslında onun sevgisi gelip geçici şeyler üzerine, maddiyat, materyal üzerine dayanıyordur ama vatan sevgisi kutsaldır, soyut yönü güçlü olan manevi tarafı olan bir şey, ancak bu kadar net ifade edilebilir.

Şiirde yazıyorsunuz duygusal mısınız?

Tabi önceden beri duygusal yapım vardır. Belki zaman insanın keskin uçlarını törpülüyor yani gazetecilikte kendi kimliğinizi korumazsanız insanı erozyona uğratmaya yönelik çok şey olur ama değerleriniz, kimliğiniz var ise ayaklarınız sağlam basıyorsa onu korursunuz. Duygusal yanım her zaman vardır. Önemli olan insanın duygularını denetlemesi bazen onu denetlemesi gerekir.

Size hitap edilirken kullanılan sözcüklerden hangisinden hoşlanıyorsunuz?

Meta iletişim diye kavram var biliyorsunuz, ifade edilenlerin yanında ifade edilmeyenler vardır. Samimiyetle kardeşim demekte güzeldir, saygılı bir ifade ile Çetin Bey demekte güzeldir ama eskiden yazı işleri müdürlüğü yaptığımda müdürüm diye takılırlardı. Bunun söylenme şekli önemli, üslup önemli, yani yaşça büyük biri kardeş diye hitap eder. İnsanın çevreyi anlamlandırması ile ilgili bu karşı tarafın aslında bize hitap şekli onun kalitesini ortaya koyuyor.

Tüm kitaplarınız için ayrı bir yeri vardır ama en çok sizi hangi kitabınız gururlandırıyor?

 Henüz yazmadığım kitap beni gururlandırıyor. Nazım Hikmet’in dediği gibi “En güzel deniz gidilmemiş olandır, en güzel çocuk henüz doğmamış olandır” iyi ki bu şiiri söylemiş bize de ilham oldu, yoksa bu soruyu cevaplamak çok zor gerçekten. Çünkü hepsi insanın evlatları gibi, ayrım yapmak çok zor. Geriye baktığınızda görüyorsunuz bazı acemilikler yapmışım diyorsunuz. Şimdi yazsam hikayeyi şöyle ele alırdım diyorum ama o da bir taraftan sizin o kişisel tarihiniz öyle kabullenmek lazım.

Fotoğraf tutkunuzun olduğunu söylemiştiniz. Çekimler sırasında da size mutlaka ilham geliyordur. Çünkü çok yer geziyor, görüyorsunuz. Dolayısıyla çok insanla temas halindesiniz. Neler söylemek istersiniz?

Çektiğim fotoğrafların hepsini telefonumla çekiyorum. Profesyonel makinem, arızalı ve evde vitrinde duruyor. Cep telefonuyla çekiyorum ve bunu kişisel hatıra, kişisel hikayemin bir parçası olarak görüyorum. Doğal güzellikleri yansıtmaya çalışıyorum.

KENT VE ŞEHİR KAVRAMLARINI AYRI AYRI KULLANMAK LAZIM

Arada bir de kitaplarımı paylaşıyorum. Yapanları kınamıyorum ama kendi eserlerimi paylaşmayı pek hoş bulmuyorum. Okurlarımın paylaşması daha hoş oluyor ama arada sırada da hatırlatmak gerekiyor, ben de onu yapıyorum. Gittiğim yerlerde doğal güzellikler, tarihi eserler bunları yansıtmaya çalışıyorum. Hem de kişisel anlamda ajandama not düşmüş oluyorum. Adana’nın da bu anlamda çok zengin olduğunu da söylemek isterim. Hem tarih olarak derinliği olan bir şehir hem de doğal güzellikler olarak dolu bir şehir. Gittiğim her yerde de ilham almaya, güzellikle bakmaya çalışıyorum. Tabi bunlar boşa gitmiyor, ileride yazıya dönüşecek şeyler var bunların içinde ama olgunlaştığında konuşmak daha doğru olur. Şehirlere karşı duyarlılığım var ama şehir ve kent kavramlarını ayrı ayrı kullanmak gerekiyor ve kendi kültürümüzün, kendi mimarimizin yansıdığı şehirleri yaşatmak gerekiyor. Kent ise biraz daha yapay kurgular üzerine inşa edilen bir kavram. O nedenle de bu alanda da bir duyarlılık taşımak gerektiğini düşünüyorum.

 

Kitap bakımından baktığımız zaman Türkiye üretken bir ülke midir?

 

Aslında epey kitap yayınlanıyor ve son yıllarda da bir hareketlilik var ama yayınlanan kitap ve okuma oranları açısından değerlendirecek olursak; batı ülkelerinin, Japonya, Kore gibi ülkelerin çok gerisindeyiz. Biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Tabi gelişmiş ülkelerle kıyaslama doğru olmaz belki ama hem basılan kitap sayısının hem de kitapların okunma oranlarının çok yukarılara taşınması gerekiyor. Tabi yeterli noktada değiliz ama iyiye doğru bir gidişat var. Özellikle amatör tarzda kitap bastırmak isteyen çok sayıda insan var. Bu da güzel, ben her birini değerli görüyorum.

 

Dünyada en çok satılan ve okunan kitapların yazarlarına baktığımızda hepsi yabancı. Halbuki bin 500 yıllık bir kültüre sahip ülkede yaşıyoruz. Neden listede bizim de bir yazarımız yok?

BATININ DOĞUYA KARŞI BİR ÖNYARGISI VAR

Nobel Edebiyat Ödülü alan bir yazarımız var aslında (gülüyor). Hakikaten ciddi anlamda bir dezavantajımız var. Evrensel çapta bir önyargıdan bahsedebiliriz. Maalesef Batı’nın, Doğu’ya karşı bir önyargısı var. Bizim de hatalarımız, eksiklerimiz var. Kaliteli eserleri yabancı dile çevirmekte biraz zorlanıyoruz. Fakat bize karşı bir önyargı var. Cengiz Aytmatov kitaplarını Rusça yazdığı halde o değeri bir türlü görememiştir. Aytmatov eğer Rusya’da doğmuş olsaydı; bugün ismi Tolstoy ile, Dostoyevski ile yan yana yazılırdı. Oysa onun ortaya koyduğu eserlerin içindeki özellikle birkaç tanesi başyapıt niteliğinde. Zaten ‘’100 Temel Eser’’ arasında da vardır. Başta Gün Olur Asra Bedel olmak üzere Cengiz Aytmatov’un kitaplarını herkese tavsiye ederim.

Programın tamamını YouTube’da Gazette TV kanalı üzerinden izleyebilirsiniz…

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER