Erken dönemde hastalıkta cerrahi tedavi ile uzun süreli yaşam
yüzde 85 gibi yüksek oranlara varmaktadır" ifadelerini kullandı.
Özyurtkan, akciğer kanserine ilişkin yaptığı yazılı açıklamasında, söz konusu
kanserin akciğer dokularındaki hücrelerin kontrolsüz çoğaldığı bir hastalık
olduğunu belirtti. Bu kontrolsüz çoğalmanın, hücrelerin çevredeki dokuları
sarması veya akciğer dışındaki organlara yayılmaları ile metastaz şeklinde
sonuçlanabileceğine işaret eden Özyurtkan, şunları kaydetti:
"Çeşitli ülkelerde yayınlanan raporlar göz önüne
alındığında, akciğer kanserinin tüm dünyada kanser türleri arasında, erkeklerde
ve kadınlarda en sık ölüme neden olan kanser türü olduğu görülmektedir. Tüm
dünyada her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır.
Akciğer kanserinin en sık sebebi sigara kullanımıdır. Fakat
akciğer kanseri sigara içmeyenlerde de görülebilmektedir. Gelişmiş ülkelerde
akciğer kanserinden ölümlerin erkeklerde yüzde 92-94'ünün, kadınlarda ise yüzde
78-80'inin sigaraya bağlı olduğu bildirilmiştir. Bir ülkede ne kadar fazla
sigara tüketiliyorsa, akciğer kanseri o kadar fazla görülür."
Özyurtkan, Türkiye'de yapılan çalışmalarda akciğer
kanserli kadınların yüzde 17'sinin, erkeklerin ise yüzde 94'ünün sigara
içtiklerinin bildirildiğini dile getirdi.
"Diğer bir faktör asbest"
Pasif sigara içiciliği olarak bilinen sigara içilen
ortamda bulunularak sigara dumanına maruz kalmanın da sigara kullanmak gibi
akciğer kanseri açısından risk faktörü olduguna dikkati çeken Özyurtkan, şu
açıklamalarda bulundu: "Kanser gelişme riski; sigara içme süresi, günde
içilen sigara sayısı, erken başlama yaşı, derin çekme yani inhalasyon ve katran
yani tar miktarı ile artar, kullanımı kesme süresi ile azalır. Sigara miktarı
arttıkça risk katlanarak artmakta ancak sigarayı bıraktıktan sonra risk giderek
azalmaktadır. Akciğer kanserine sebep olan diğer bir faktör asbest denen bir
mineraldir. Asbest bazı endüstrilerde kullanılır ve doğal olarak fiberlerde
bulunur. Asbest fiberleri havada dolaşıp kıyafetlere yapışır ve solundukları
zaman akciğerlere yerleşerek akciğer hücrelerini zarara uğratır ve kanser
riskini artırır." Özyurtkan, renksiz, kokusuz, tatsız ve doğal olarak
meydana gelen radyoaktif bir gaz olan radonun da akciğere yerleşip kanser
oluşumuna sebep olabilen bir madde olduğu bilgisini paylaştı. Radonun toprakta doğal
olarak bulunduğunu ve iyi havalandırılmayan ev ve iş yerlerinin altında yer
alan topraktaki miktarına bağlı olarak kapalı mekan havasındaki miktarının
yüksek olabileceğini bildiren Özyurtkan, şu ifadeleri kullandı: "Zemin kat
ve eski binalarda yaşayanlarda sık görülür, bu nedenle metro ve tünel işçileri
gibi mesleki gruplar da risk taşır. Gemi yapımı, yapı malzemeleri çıkarımı,
çanak-çömlek imalatı, matbaa işleri ve madencilik gibi belirli meslek
çalışanlarında akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Başlıca mesleki
karsinojenler arasında asbest, arsenik, alüminyum, krom, nikel, berilyum,
kadmiyum ve formaldehit sayılabilir. Akciğer kanseri gelişimindeki önemli diğer
bir faktör ise hastada diğer bir akciğer hastalığı bulunmasıdır. Silikozis gibi
fibrotik akciğer hastalığı olanlarda kanser riski artmıştır. Ayrıca sarkoidozlu
hastalarda 3 kat, tüberkülozlu hastalarda 8 kat artmış risk vardır. Akciğer
kanserinde kalıtsal ön yatkınlık yaratan faktörlerin varlığı da bilinmektedir.
Birinci derece akrabalarında akciğer kanseri olan kişilerde kanser geliştirme
riski 2-4 kat artmaktadır."
"Bitmek bilmeyen öksürük ve kalıcı göğüs ağrısında
hemen doktora başvurulmalı"
Akciğer kanserinin çok çeşitli bulguları olabileceğine
değinen Özyurtkan, genel olarak bakıldığında, bitmek bilmeyen ve zamanla daha
kötüye giden bir öksürük, kalıcı göğüs ağrısı, kan tükürmek, nefes darlığı,
hırıltılı nefes alıp vermek, sık sık zatürre veya bronşit olunması ve
geçmemesi, boyun ve yüzde şişkinlik olması durumlarında hemen doktora başvurmak
gerektiğini vurguladı. Akciğer kanserlerinin genel olarak iki gruba ayrıldığını
belirten Özyurtkan, şunları kaydetti:
"Bunlar, küçük hücreli akciğer kanseri ve skuamöz
hücreli karsinom, adenokarsinom, büyük hücreli karsinom ve karsinoid tümör
olmak üzere küçük hücreli olmayan akciğer kanserleridir. Genel olarak
bakıldığında akciğer kanserleri akciğer içerisinde büyüme yaparlar. Zamanla
kalp, yemek borusu, nefes borusu, göğüs kemikleri ve omurga olmak üzere komşu
organları ele geçirip o organlarla ilgili şikayetler yaratabilirler. Organların
yanı sıra, lenf bezi denen ve vücutta hemen her yerde doğal olarak bulunan
yapılara sıçrama yapabilirler. Son olarak da beyin, karaciğer ve kemikler gibi
başka uzak organlara sıçrayabilirler. Akciğer kanseri, yakın bölgede lenf
bezelerine veya başka organlara yayılım göstermeden önce nadiren belirti
verdiğinden hastaların çok az bir kısmına erken tanı konur. Ülkemizde yapılan
bir çalışmada tanı anında akciğer kanserli hastaların yüzde 85'inin ileri
evrede oldukları ortaya çıkmıştır. Erken tanı, çoğu zaman tesadüfen, başka bir
hastalık nedeniyle çekilen Akciğer Grafisi, Bilgisayarlı Tomografi, Manyetik
Rezonans Görüntüleme, PET/CT tetkiklerinde kitlenin görülmesi ile konur. Balgam
örneğinin incelenmesi, hava yollarının endoskopik olarak değerlendirilmesi
anlamına gelen bronkoskopi ve bronkoskopik biyopsi, bazı durumlarda
ultrasonografik tanı yöntemleri ile tanı koyulabilir."
Özyurtkan, hastalığın yerine göre bazı durumlarda
tanının, radyolojik olan bilgisayarlı tomografi eşliğinde iğne batırma yöntemi
ile de koyulabildiğini ifade etti. Bazı durumlarda da akciğer dokusundan parça
çıkarılarak tanı koyulabildiği bilgisini veren Özyurtkan, radyolojik olarak
bölgesel lenf bezelerine yayılımdan şüphe ediliyorsa bu bezelerin değerlendirilmesi
için mediastinoskopi ve torakoskopik cerrahi uygulandığını belirtti.
"Erken tanı çok önemli"
Akciğer kanserinin nasıl tedavi edileceğine ilişkin,
küçük hücreli akciğer kanserinde temel tedavi prensibinin kemoterapi ve
radyoterapi olduğunu dile getiren Özyurtkan, şu açıklamalarda bulundu:
"Cerrahi bu hastalarda çok az düşünülür, zira bu kanser türü en çok
yayılmayı seven türdür ve tanı koyulduğunda oldukça yüksek oranda hasta ileri
evrededir. Buna karşılık küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinde seçilmiş
hastalarda cerrahi uygulanması yaşam şansını direkt olarak artırır. Akciğer
kanserinde erken tanı çok önemlidir. Erken dönemde hastalıkta cerrahi tedavi
ile uzun süreli yaşam yüzde 85 gibi yüksek oranlara varmaktadır. Akciğer
kanserinden ölümlerin nedeni çoğunlukla uzak metastazlardır. Bu da erken
tanının önemini artırmaktadır." Özyurtkan, hastalığın evresi ve histolojik
tipini belirledikten sonra, hastanın yaşı ve performans durumu da göz önünde
tutularak tedavisinin planlandığını dile getirdi.
"Erken
evrelerde cerrahi tedavi uygulanır"
Küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinin 4 evreye
ayrıldığını ve erken evreler olarak kabul edilen evre 1 ve 2'de cerrahi tedavi
uygulandığını kaydeden Özyurtkan, şunlara vurgu yaptı: "Cerrahi tedavide amaç hastalıklı
akciğer dokusunu anatomik olarak çıkarmak ve mediastendeki lenf bezlerini
onkolojik prensipler çerçevesinde çıkarmaktır. Evre 3 hastalarda kalp,
mediasten, trakea, göğüs duvarı kemikleri ve omurga ve aort gibi büyük damarlar
olmak üzere komşu bazı organlarda tutulum mevcuttur ve bu durumlarda bazı
seçilmiş hastalarda neoadjuvan kemoterapi veya radyoterapi, yani ameliyattan
önce tümörü küçültme tedavisi sonrasında operasyon uygulanabilir. Yine
mediastendeki lenf bezi tutulumu olan hastalar da evre 3 grubundadır. Bu
hastalarda da yine neoadjuvan tedavi sonrası operasyon mümkün olabilmektedir.
Evre 4 hastalıkta diğer organlarda metastaz mevcut olduğundan hastalığın
tedavisi genellikle kemoterapi veya radyoterapi ya da kemo-radyoterapiyle
yapılır." AA