Mide kanseri erkeklerde
akciğer, kolon ve prostat kanserinden sonra 4. sırada, kadınlarda ise meme ve
akciğer kanserinden sonra 3. sırada görülen bir sindirim sistemi hastalığıdır.
Daha çok 50-70 yaşları arasında ve erkeklerde görülür. Mide kanseri yüzde 80 civarında hiç belirti vermeden de ilerleyebilir, hazımsızlık,
şişkinlik, bulantı, kusma,
iştahsızlık ve karın ağrısı şikayetlerine de yol açabilir. Peki, genetik
faktörler dışında neler mide kanserine yol açar? Pet şişeler, damacana suları,
kahve-çay gerçekten zararlı mı? Mide ilaçlarını ne kadar süre kullanmak
gerekir? İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ümit Koç, merak edilen tüm bu
soruların yanıtlarını verdi.
BU
BELİRTİLER VARSA DOKTORA GÖRÜNÜN
Mide kanseri çok çeşitli
belirtiler vererek ortaya çıkar. Bu belirtileri erkenden anlamak ve gerekli
tanı yöntemleri ile hastalığın varlığını belirlemek tedavide en büyük adımdır.
Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin varlığı önemlidir: Kronik kansızlık, istenmeyen
ani kilo kaybı, iştahsızlık, erken doyma, halsizlik, midede ekşime, yanma, bulantı,
kusma, yutma güçlüğü, karında şişkinlik.
Kansere neden olan
faktörler değiştirilemeyen ve değiştirilebilir faktörler olarak ikiye
ayrılabilir. Yaş, genetik yatkınlık, cinsiyet gibi faktörler değiştirilemeyen
faktörlerdir. Değiştirilebilir olanlar ise sigara, alkol, beslenme, çevre
kirliliği gibi faktörlerdir.
Genetik yatkınlık, ileri
yaşta ve erkek olmak gibi değiştiremediğimiz risk faktörleri mide kanserinde
rol almaktadır. Bunların dışında mide kanseri oluşumunda sigara ve alkol başta
olmak üzere beslenme alışkanlıklarımız, obezite, hareketsiz yaşam tarzı ve
çevresel kirlilik gibi değiştirilebilir faktörler de etkilidir.
HER 10 KİŞİDEN BİRİNDE BU
BAKTERİ VAR!
Mide, sindirim sisteminin
bir parçası olduğundan beslenme alışkanlıklarımızın sonuçlarına doğrudan maruz
kalan bir organdır. Yapılan çalışmalarda tuzlu beslenme, özellikle tuzlanarak
saklanmış yiyecekler, tütsülenerek saklanmış yiyecekler, mangal gibi alevde
çokça yanmış yiyeceklerin tüketilmesinin mide kanseri riskini artırdığı
bilinmektedir. Yine çok sıcak içme ve yeme alışkanlığı da mide kanserinde risk
oluşturur. İşlenmiş etleri çok fazla tüketme (pastırma, sosis, sucuk ve jambon)
bu etlerde ‘nitrozaminler’ denilen kimyasal maddeler bulunduğundan mide kanseri
riskini artırır. Kanada'da yapılan bir çalışma, Helikobakter Pilori (HP) bakterisi
taşıyan kişilerde kanser riskinin çok daha fazla olduğunu göstermiştir. Helikobakter Pilori, mide yüzeyine yerleşip gastrite
neden olan bir bakteridir. Toplumumuzun yüzde 10’unda görülmektedir. HP
enfeksiyonu olan kişilerin yüzde 1’inde mide kanseri geliştiği bildirilmiştir.
Bu nedenle tedavisi önemlidir.
SALAMURA
GIDALAR RİSKLİ!
Salamura gıdaları çok
tüketmek de riski artırabilir. İnsan metabolizmasında hücrelerin oksijen
kullanımı sırasında normal olarak aktif oksijen radikalleri dediğimiz moleküller
oluşur. Bu moleküller antioksidan moleküller ile yok edilirler. Eğer yok
edilemezlerse DNA yapısını bozarak kanser oluşumuna neden olabilirler. En güçlü
antioksidan molekülller C ve E vitaminleridir. Antioksidanlar taze sebze ve
meyvelerde, tahıllarda, baharatlarda ve çay, kahve gibi içeceklerde bol
miktarda bulunur. Kahve günümüzde çokça tüketilen içerisinde başta kafein,
antioksidanlar olmakla birlikte yaklaşık bine yakın aktif madde bulunan bir
içecektir. Birçok şekilde hazırlama yöntemi bulunmakta ve her yöntemde
içerisindeki maddelerin etkinliği değişmektedir. Bu nedenle araştırmalarda bir
standardizasyon yapmak zor olduğundan farklı sonuçlar ortaya atılmıştır. Günümüzde
yapılan çalışmalarda kahve tüketiminin kansere yol açtığını söylemek yanlıştır.
Tam tersine kahvenin kanserden koruyucu olduğunu gösteren çalışmalar olsa da,
bunun ne derece doğru olduğu ileride çalışmalarda ortaya çıkacaktır.
ZARARLI DEMEK İÇİN 1 GÜNDE
60 DAMACANA İÇİLMELİ!
Plastik
ambalajlarda, pet şişelerde ve damacanalarda Bisfenol A (BPA) maddesi üretim aşamasında
kullanılmaktadır. Bu madde insan ve hayvan deneylerinde gösterildiği üzere
yüksek dozlarda hormonal etkilere neden olabilmektedir. Ancak bu etkisinin
ortaya çıkması için çok yüksek dozlarda alınması gerekir. Bu nedenle özellikle
yeni doğanlarda en kötü durum senaryosu göz önüne alınarak biberonlarda
kullanımı yasaklanmıştır. Ancak Hacettepe Üniversitesi Gıda Araştırma Merkezi’nde
polikarbonat damacana ambalajları ile ilgili yapılan araştırma sonuçlarına
göre Bisfenol
A (BPA) maddesi, tabiatta her yerde vardır. Bu maddenin insan
sağlığına zarar veren hale gelebilmesi için damacanaların 35 derece sıcaklıkta
60 gün süreyle bekletilip, bir kişi tarafından günde en az 60 adet damacananın
içilmesinin gerektiği belirtilmektedir. Pet şişe üretiminde kullanılan bir
diğer madde ağır metal olan antimondur. Bu madde pet şişelerdeki su içerisinde
çözünebilmekte ve insan vücuduna geçebilmektedir. Antimon bileşikleri doğada da
olan bir ağır metaldir. Yapılan çalışmalarda ısıya maruz kalmış pet şişe
içerisindeki sudaki miktarı ısı ile artmaktadır. Ancak güvenli miktar olarak
belirlenmiş sınırı geçememektedir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda plastik
şişeler içindeki suların insan sağlığına zararlı etkileri olduğunu gösteren
etkili bir kanıt bulunamamıştır. Cam şişe, içindeki su ile etkileşimi en az
olan bir maddedir. Ancak cam şişelerin dezenfeksiyonu daha zordur. Bu nedenle
bakteriyel enfeksiyona yol açmamak için dikkatli bir biçimde kullanmadan önce
dezenfekte edilmelidirler.
MİDE
İLACINI 5 YILDAN FAZLA KULLANMAYIN
Mide
koruyucu olarak günümüzde kullanılan en etkin ilaçlar proton pompa inhibitörü
(PPI) olarak adlandırılan ilaçlardır. Bu ilaçlar reflü ve gastrit tedavisinde
mide asit salgısını azaltmak amacıyla kullanılır. Mide asidinin yok edilmesi
midede olmaması gereken bakteriyel çoğalmaya sebep olabilir. Bu ilaçların mide
kanserine neden olduğunu söylemek için daha fazla çalışmaya gerek vardır. Yine
de 5 yıldan uzun süre kullanılması önerilmemektedir.
Mide
kanseri tedavisi günümüzde mümkün olan bir hastalıktır. Buna rağmen teşhis konulan
ve tedavi edilen mide kanserli hastaların yüzde 50’sinin tedavisi başarısız
olmaktadır. Bunun en büyük nedeni ise tanının geç konmasıdır. Her kanserde olduğu
gibi mide kanserinde de erken tanı ile yüksek tedavi başarısı
sağlanabilmektedir. Bu yüzden özellikle 40 yaşından sonra, mide kanseri ile ilgili
bulgular olmasa bile endoskopi ile mide iç yüzeyi incelenmelidir.