Yemek yedikten sonra halsizlik ve uyku hali gibi şikâyetleriniz
oluyorsa insülin direncinin ölçtürülmesinde fayda vardır. İnsülin direncine
farklı yöntemlerle bakılmaktadır. Esasında gerçek bir insülin direnci ölçümü
oldukça zor ve hastane şartlarında yapılması gereken bir yöntemdir. Rutin
polikliniklerde bakılan değerler son derece yüzeysel olabilmektedir. Hastanın
bulguları, şikâyetleri ve kan tetkikindeki bazı değerler bizi tanıya
yönlendirir. İnsülin direncini ele veren vücuttaki değişimler şu şekilde
sıralanabilir:
Cilt renginde koyulaşma
Ense, koltuk alt ve genital bölgede koyulaşma ve cilt
kalınlaşması
Adet düzensizlikleri
Kontrolsüz kilo artışı
Kilo verememek
Vücut kas/yağ doku dağılımı dengesinde bozukluklar
YEMEKTEN SONRA GÖZLERİNİZ KAPANIYORSA…
İnsülin direnci olan kişiler sıklıkla yemek yedikten
sonra aşırı yorgun, halsiz ve uykulu hissettiklerinden şikâyet ederler.
Örneğin; “Sadece iki dilim pizza yedim sonrasını hatırlamıyorum” diyebilirler. Buradaki
durum şu şekilde açıklanabilir; insülini zaten yüksek olan bir kişi pizzayı
yediğinde vücuda karbonhidrat girişiyle insülin salgılanır ve bu salgı
tüketilen karbonhidrat arttıkça yükselir. Bu salgı oranı kişiden kişiye değişir;
kiminde bir birim salgılanırken başka birinde bu oran beş-on hatta çok daha
fazla birim olacak kadar yükselebilir. Bunu engellemek için insülin salgısını
önlemek yani yüksek karbonhidrat alımını azaltmak gerekir. Bu kişiler yemekten
birkaç saat sonra şiddetli açlık hissedip, özellikle şeker ve şekerli gıdalar
yemek isterler. İnsülin depolatıcı bir
molekül olduğu için kanda yükselişiyle birlikte vücutta yağ doku depolanması da
artar. Bu kişilerin özellikle bel ve karın çevresinde yaygın olarak kalınlaşma görülür.
Böylece kilo alma-insülin direnci arasındaki kısır döngü başlar.
KARBONHİDRAT-PROTEİN DENGESİ İYİ KURULMALI
Yüksek insülinin yol açtığı kan şekerinin düşmesine karşı
ilk olarak karbonhidrat tüketimi kısıtlanmalıdır. Karbonhidrat alınacaksa eğer
eşliğinde bir protein kaynağı olmasına azami özen gösterilmelidir. Örneğin;
eğer pilav yenilecekse menüye hemen yoğurt eklenmeli ya da pilav-et birlikte
tüketilmelidir. Bir dilim ekmek yenilecekse yanında peynir tüketilebilir. Burada
tuza da dikkat etmekte fayda var. Mümkün olduğu kadar tuzsuz peynir türleri
tercih edilmelidir. Buna ek olarak da bol su tüketmekte de fayda var. Dengenin
sağlanmasında su hayli önemlidir çünkü vücut enerji üretimi sırasında en çok suyu
kullanmaktadır.
ARA ÖĞÜNLERLE KISIR DÖNGÜNDEN ÇIKIN
Uzun süreli açlık asla önerilmemektedir çünkü uzun süre
aç kaldıktan sonra yemek yerken ölçüyü yakalamak oldukça zordur. Ayrıca
metabolizmayı en çok uyaran ve hızlanmasını sağlayan da yemek yemektir. Bu
nedenle öğün atlanmamalı ve ara öğünlere dikkat edilmelidir. Eğer ara öğün
yetersiz ise ikinci bir ara öğün oluşturabilir. Ara öğünler düzenlenirken minik
uyaranlardan destek alınmalı ve metabolizma hızlandırılmalıdır. Kaliteli
karbonhidratlara menüde yer verilebilir. Aksi takdirde kısır döngü devam
edecektir. Mesela hem karbonhidrat hem protein içeren meyveli yoğurt
tüketilebilir. 1 bardak süt ile ince bir dilim kek yenebilir ya da karpuzla
birlikte peynir de tuzuna dikkat edilerek tercih edilebilir.
MEYVENİN YANINA 1 BARDAK SÜT
Ara öğünlerde meyve de tercih edilebilir. Meyvede fruktoz
vardır ve metabolizması glikoza göre biraz daha farklıdır. Bu nedenle çok yoğun
meyve tüketimi bir seferde önerilmemektedir. Hiç meyve yememek de doğru
değildir. Bir büyük portakal, 2-3 mandalina ya da bir muz ara öğün olarak
tüketilebilir. Eğer diyabetik bir sorun ya da insülin direnci varsa meyvenin
şekerini dengelemek adına yanına bir kâse yoğurt ya da biraz süt de eklenebilir.
Bazen meyvenin yanına 8-10 tane badem veya ceviz içi gibi kuru yemiş de önerilir.
Burada da yağ alımı ile emilim desteklenmektedir. Bu şekilde meyvenin glikozu
yükseltici etkisinden uzaklaşılmış olur.