Guatr kelime anlamı
olarak “büyük tiroit bezi” anlamına geliyor. İyot ise tiroit hormonu üretilmesi
için gerekli bir hammaddedir. Bu nedenle en sık guatr sebebi iyot eksikliği
durumudur. Dünyanın belli bölgelerinde toprakta iyot azdır, dolayısıyla o
bölgede yetişen meyve ve sebzede iyot bulunmaz, doğal kaynak sularında iyot az
olur. Kişi yöresel yiyeceklerle beslendiğinde yeterli iyot alamayabilir. Bu
durumda iyot eksikliğine bağlı bölge insanlarının hemen hepsinde tiroit bezi
büyük olarak saptanabilir. Bu duruma “endemik guatr” denir. Gelişmiş ülkelerde
ve son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü’nün de girişimiyle daha yaygın olarak
dünyada iyotun tuza ilave edilmesiyle iyot eksikliğine maruz kalan kişi sayısı
iyice azalmıştır.
Halk arasında
“guatr” olarak bütün tiroit hastalıkları tarif edilebilmektedir. Sıklıkla ifade
edilen Multinodüler Guatr'dır (MNG – çok sayıda nodül varlığına bağlı olarak
büyüyen tiroit bezi). Tiroit bezini büyüten hastalıklar (guatr yapan durumlar)
nodüler veya yaygın tiroit büyümesi şeklinde olabilir. Tiroidin nodüler
büyümelerinde tiroit fazlalığıyla seyreden durumlar “toksik MNG” (zehirli
guatr), tiroit hormon değerlerinin normal olduğu durumlar ise “non-toksik MNG”
olarak sınıflandırılır. Yaygın tiroit büyümesi yapan tiroit hastalıklarının
başında otoimmün tiroit hastalıkları gelir. Otoimmün tiroit hastalıklarının
tiroit hormon azlığı ile (hipotiroidizm) seyredenine “Hashimato hastalığı”,
tiroit hormon fazlalığı ile seyredenine (hipertiroidizm) “Graves hastalığı”
denir. Otoimmün tiroit hastalıklarının kadınlarda erkeklere oranla 5-6 misli
daha sık görüldüğü bilinmektedir. Toplumda yeni hastalık görülme sıklığı
Hashimato hastalığı için her yıl 1000 kişide 3.5, Graves hastalığı için her yıl
1000 kişide 1'den az olarak tahmin edilmektedir. Genel anlamda toplumda “Gutar”
sıklığı 20 yaş üstü erişkinlerde yüzde 30 civarı olarak kabul edilmektedir.
Buna otoimmün tiroit hastalıkları, multinodüler guatr ve iyot eksikliğine bağlı
guatr dâhildir. Ülkemizde de rakamlar buna benzer durumdadır.
HİPOTİROİDİZM
VE HİPERTİROİDİZM NASIL ORTAYA ÇIKAR?
Tiroit
bezinin az çalışmasından dolayı meydana gelen durumu “hipotiroidizm” olarak
adlandırıyoruz. Bu durumun belirtileri halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, kilo
artışı, üşüme, çabuk yorulma, cilt kuruluğu, bağırsak hareketlerinde yavaşlama,
unutkanlık ve depresif duygu durumu olarak gözlemlenir. Hipotiroit olarak
tanımlanan kadınların regl dönemleri daha sancılı geçebilir. Hipotiroidizmin en
sık sebebi Hashimato hastalığına bağlı hipotiroidizmdir. Bunu tiroit ameliyatı
sonrası ve radyoaktif iyot tedavisi sonrası gelişen hipotiroidizm izler.
Yaşlılarda belli bir sebebe bağlı olmaksızın gelişen tiroit yetmezliği de
hipotiroidizm sebeplerindendir. Geçici hipotiroidizm sebepleri arasında sessiz
tiroidit ve subakut tiroidit sayılabilir.
“Hipertiroidizm”
ise tiroit hormonunun fazla miktarda kanda dolaşması sonucu meydana geliyor.
Kalp çarpıntısı, iç sıkıntısı, el titremesi, kilo kaybı, aşırı terleme,
bağırsakların hızlı çalışması, regl düzensizlikleri, kalpte ritim bozukluğu
hipertiroidizm belirtileri arasında yer alıyor. Graves hastalığı, toksik
multinodüler guatr ve subakut tiroiditin erken evreleri de hipertiroidizm
sebepleri arasında sayılabilir.
KANSER
İHTİMALİ YARATIR MI?
Otoimmün
olmayan guatrı olan kişilerdeki nodüllerin kanser olma ihtimali, 1
santimetreden büyük nodüller için yüzde 5'ten azdır. Guatrın altta yatan
sebebine ve bunun tiroit fonksiyon bozukluğu veya baskı bulguları yapıp
yapmadığına bağlı olarak tedavisi belirlenir. Tiroit hormon replasman veya
supresyon tedavisi, anti-tiroit ilaç tedavisi, radyoaktif iyot tedavisi veya
cerrahi tedavi, seçenekler arasındadır. Bazı durumlarda klinik takip yeterli
olabilmektedir. Vücudumuzun çalışma hızını ayarlayan tiroit hormonun üretildiği
boyun ön kısmında, kelebek şeklindeki tiroit bezinin hastalıkları yaygın
olmakla beraber, çeşitlilik sergilemektedir. Doğru teşhis ve yakın takip doğru
tedaviyi getirir.
KADINLARDA
DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR
Yaş, ailede
tiroit hastalığı hikâyesi, gebelik, lityum kullanımı, otoimmün hastalıkların
(addison hastalığı, Tip 1 diyabet, pernisyöz anemi, romatoid artrit veya lupus
hastalığı gibi) kadında tiroit hastalığı görülme ihtimalini artıran faktörler
arasında olduğuna dikkat çeken Dr. Tahir Haytoğlu, yeni doğum yapan kadınlarda
ilk 6 ay içinde tiroit hastalığı görülme ihtimalinin yüzde 5 kadar (20'de 1)
olabileceğini vurguladı.
TİROİD
BEZİNİN YAPISAL BOZUKLUKLARI
Tiroit
bezinin büyümesi tiroit dokusunun tamamının büyümesi (diffüz guatr) veya tiroit
içinde çok sayıda nodül varlığında görülen büyüme (multinodüler guatr) şeklinde
olabilir. Diffüz guatr bölgesel olarak iyot eksikliği durumunda, bazı genetik
defektlere bağlı olarak doğuştan veya tiroit bezine karşı bağışıklık sisteminin
yaptığı otoimmün bir reaksiyon neticesinde gelişmiş olabilir.
Tiroit fonksiyon
bozukluğu olmadan görülen tiroit bezi büyümesinde iki soru cevaplanmaya
çalışılır:
1. Büyüme
nedeniyle baskı belirtileri gelişmiş mi? (Yutma güçlüğü, boyunda baskı hissi,
nefes darlığı, ses kısıklığı vb.)
2. Büyüme
ileride fonksiyon bozukluğuna da yol açacak bir duruma dönüşebilir mi?
Bu soruların
cevaplarının aranması için yapılacak ileri testler ve zaman içindeki değişimin
de gözlemlenmesi sonucunda hasta klinik olarak takibe alınabilir veya ilaç
tedavisi verilmesi kararlaştırılabilir. Bazı durumlarda cerrahi müdahale de
gerekli görülebilir.
TEDAVİSİ
NASILDIR?
Dr. Tahir
Haytoğlu, tiroit nodülü saptanan hastalarda tiroit içindeki büyümenin iyi huylu
bir büyüme mi yoksa kötü huylu bir büyümemi olduğunu anlamanın yollarını
anlattı. Haytoğlu, “Nodül tiroit içinde tek bir nodül mü, yoksa tiroitte birden
fazla sayıda nodüller mi var, nodülün büyüklüğü, nodülün ultrasonografik
özellikleri, kişinin klinik özellikleri, aile hikâyesi gibi özellikler var.
Bütün bunların yanında 1 santimetreden büyük olan veya şüpheli özellikler
taşıyan nodülün tiroit ince iğne aspirasyon biyopsisi denilen bir yöntemle,
nodül içinden hücre örnekleri alınarak, mikroskop altında hücresel özellikler,
hücrelerin birbiriyle duruşu, eşlik eden destek doku varlığı gibi ipuçlarıyla
değerlendirilmesi de gerekir. Bunun sonucunda nodülün ameliyat edilerek mi
tedavi edilmesi gerektiği, ameliyat olacaksa ne boyutta olacağının (tiroidin
tamamı mı yoksa bir kısmı mı alınacak) kararlaştırılması gerekir. Şüpheli
özellikler taşımayan, klinik belirti vermeyen nodüller takip edilerek, zaman
içindeki değişimi gözlemlenir. Zaman içinde büyüyen veya belirti vermeye
başlayan nodüllerin bazı durumlarda tekrar biyopsiyle değerlendirilmesi, bazen
de ameliyatla alınması gerekebilir. Takip altına alınan nodüllerin büyümesinin
durdurulması veya küçültülmeye çalışılması için tiroit supresyon tedavisi
olarak adlandırılan, fonksiyon bozukluğu olmadığı halde ağızdan tiroit hormonu
alınarak vücut tiroit dengesinin hafif tiroit fazlalığına yakın tutularak nodül
takip edilmesi uygun görülebilir. Bu tür tedavilerde nodül boyutunda azalma
görülmesi yüzde 50 olasılıkla olur. Tiroit supresyon tedavisi altında büyümeye
devam eden nodüllerin tekrar değerlendirilmesi gerekir.