HDP oylarını artırarak Meclis’e girecek

HDP oylarını artırarak Meclis’e girecek

HDP Adana Milletvekili Rıdvan Turan ile son günlere dair gündem maddelerini konuştuk. Turan ile siyasetin geldiği noktayı ve ülkenin genel manada ki durumu hakkında geniş bir söyleşi yaptık ve sizler için HDP'nin siyasi stratejisinin ipuçlarını öğrenmeye çalıştık.

HDP oylarını artırarak Meclis’e girecek

Erken seçim var. Zannediyorum ki HDP aynı adayları gösterecek.  Yani demek oluyor ki siz yine Adana’dan adaysınız. Seçime sizinle ve Nihal Hanım’la girecekler.

Kesinleşmedi ama büyük olasılıkla öyle olacak. Bazı küçük değişmeler olabilir.

Seçimde HDP’nin tekrar aynı oy oranını alabileceğini düşünüyor musunuz?

Hayır. Mümkün değil daha çok alacak. Kamuoyu araştırmaları gösteriyor. HDP’nin artış eğiliminde olduğu ortada. Tabi önce şunu söylemek lazım, tekrar seçim derken bu pek bir erken seçim formatında değil. Çünkü erken seçim yaklaşık üç yıl kadar geçkin sürelerde yapıldı şimdiye kadar. Bu birkaç ay öncesinden çıkan bir seçim.  O nedenle karar düzeltme seçim gibi halkın verdiği kararla belirli sürede değişmesi pek olası olmayan bir karardır. İktidar bunu beğenmediğinde tekrar sandığa yöneliyor. Benim gördüğüm şey şu; burada seçim tek yol değildi. Bu AKP-CHP koalisyonunun kurulması yönünde bir engelden başka bir engel yoktu. O engelde böyle bir koalisyonu engelledi. Zira bir başka iktidar stratejisi söz konusu.  Genellikle niye bu noktadayız tartışması yapıldığında Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak bir kesim şöyle söylüyor: ”Çünkü çaremiz olmadığından dolayı”. Oysa çare vardı. Bu çare iki açıdan giderek ortadan kalktı.  Bir MHP’nin mevcut tutumuna zemin hazırladı. İkincide Cumhurbaşkanı’nın tekrar seçime gitme iradesinde olması. Çünkü Cumhurbaşkanımız bu sonucu beğenmedi bu çok açık. Bunu parlamentoda görüştüğümüz konuştuğumuz AKP’li vekillerde olduğundan söylüyorum. Çok enteresan. Örneğin AKP’nin bir hayli kurmayı diyebileceğimiz ismini vermek istemiyorum, seçim yüzdelerini etkileyecek makro bir ölçek yok. Bu Ak Parti'nin tek başına hükümet kurma yolunu açmaz. Halk olarak bizi en çok üzen çatışmalı sürece girdi olay. Yaşamak istemeyeceğimiz olaylarla karşı karşıya kaldık. Tabii bunların hepsini “ iktidar süresi” olarak ele almak doğrudur. HDP'nin Parti olarak parlamentoya girmesini önlemek için çok açık operasyona niyet söz konusu. Çünkü HDP’nin 4. Parti olarak parlamentoya girdiği hemen her koşulda AK Parti'nin tek başına iktidar olması zordur. Cumhurbaşkanın da Başkan olması mümkün değildir.  Dikkat edin başından beri mantar tabancası patlamamışken, çatışma olmamışken birden HDP çirkin ördek yavrusu ilan edildi. Biri partiyi flu gördü. Diğeri de dokuzunda” HDP terör örgütünün meclisinin uzantısıdır” dedi. Bu çok ağır bir laftır. Çatışmasız süreç devam ediyordu. Şimdi seçilmiş parlamentoları siz kabul etmezseniz seçilmiş belediye başkanlarını cezaevine gönderirseniz bu pekte barışçıl bir hareket olmaz. Sivil siyasetin önünün tıkandığı her adımda çatışma siyasetine imkan sağlar.Geçtiğimiz dönemlerde  hükümetin en çok tartıştığı şeylerden silah nasıl bırakılacak tartışmasıydı.

Daha önce İmralı'nın kararları ön plandaydı. Şu anda ise Kandil ön planda bu durum hakkında ne düşüyorsunuz?

Aslında bu durum şöyle;  benim izlediğim kadarıyla tabii sonuçta o başka bir örgüt. Silahı yönetim olarak kullanamıyordu. Biz legal bir siyasi partiyiz. Sorunları konuşarak halledeceğimize inanıyoruz. Seçim öncesinden başlayan Mart ayından bu zamana kadar bir tecrit var. Abdullah Öcalan’ın ne söylediğini kimse bilmiyor. Bir varsayım bu. Hükümet bu görüşmeleri engelliyor. Oysa ki bir defa görüşülse bile bu çatışma sürecinin biteceğine inanıyorum. Hükümet burada bir gerilim stratejisi uyguluyor. Bakanlar ve valiler telefonlarımıza çıkmıyor.

Seçim hükümetinde de HDP’nin birkaç milletvekiline bakanlık teklif edildi. Bu konuda ne söylemek isterseniz?

Evet, ama bu böyle olmak zorunda olduğu için anayasa böyle söylüyor. Seçim hükümetine yönelmeyebilirdiniz. Mesela diyelim ki seçim hükümetine görev verdiniz o zaman ya koalisyon olacaktı ya da azınlık hükümeti kurulacaktı. Başka yöntemleri vardı. Ama mesela seçim hükümeti kavramsal çerçevesinin içine girdiği zaman meclisteki tüm partiler anayasal gereklilikler sebebiyle orada temsil edilmesi gerekir. Bu gergin sürecin çözülmesine bir işret değil keşke çözülse. Kısa sürede bu çatışma siyaseti ortadan kalsa iki tarafta parmağı tetikten çekse çok iyi olur. Ama biz böyle söylediğimiz zaman “devlete silah bırak “diyorlar şeklinde algılanıyor. Böyle bir şey söylenmiyor. Kimse askere silah bıraksın demiyor.  Sadece şu söyleniyor; iki tarafta elini tetikten çeksinde çatışma süreci bitsin deniliyor. Bu meselenin çatışmayla değil de sivil siyasetle önü açılsın. Ben bu eksende hükümetin gideceğini düşünüyorum. Şunun altını çizeyim ki silahı bu süreçte her kim kullanıyorsa tamamen dışlanması lazım. Yani bütün benzer sorunların yaşandığı ülkelerde İrlanda İngiltere, ya da Güney Afrika bunların her birinde silahlı sorunlar olmuştur. Ama silahla başlayan süreç hiçbir zaman silahla sona ermez. Masada sona erir. Bende şunu görüyorum tabii ki o İmralı'da kurulan ama Cumhurbaşkanın kabul etmiyorum dediği masa tekrar kurulacak. Bütün çatışmalar sonuçta konuşarak hallolur. Ama mesele şu o masaya insanlar oturduğunda “şu masaya 10 gün öncesinden otursaydık 100 kişi ölmeyecekti” duygusuna kapılacaklar. Sivil siyasetin alan bulamadığı her yerde çatışma siyaseti öne geçiyor ve gidenler ölenler bizim canımız askerler, polislerde bizim canımız. O ölenlerin hepsinin annesi babası var. Mesela dün geceden bu yana 2’i çocuk 11 sivil vatandaşımız hayatını kaybetti. Özellikle Hakkari-Cizre bölgesinde muazzam bir özel hareket örgütü var. Mesele sokağa çıkma yasağını ilan edenler, seçimlerin hemen öncesinde bir iç güvenlik yasasıyla tamamen anayasaya aykırı Türkiye”nin altına imza atıldı. Uluslararası yasalara ve anayasaya aykırı bir yasa çıkarıldı. Bu yasa yasal değil. Şimdi o yasayı zorla orda tesis etmeye çalışıyorlar bu olmaz. Bu tür meseleleri örneğin anayasaya ne diyor:” herkes silahsız yürüyüş gösteri yapma hakkına sahiptir. Bunun üzerinden yürütmenin hiçbir tasarrufu olamaz. Ama 2009 sayılı yasayla beraber biz bunun istisnalarını koymaya başladık. İç güvenlik yasasıyla bu yalnızca valinin iki dudağı arasına sıkışma meseledir. Vali isterse yürütmeyebilir. Anayasanın 90. Maddesi diyor ki örneğin Uluslararası anlaşmalar yasal mevzuların üzerindedir diyor. Avrupa insan hakları sözleşmesi eğer uluslararası sözleşmeyse ki öyle. Eğer Türkiye buna imza atmışsa. Bunun üzerinde yalnızca şuna bakar devlet. Silah var çatışma var. 11 kişinin öldüğü hepsi sivil demek ki burada yetkinin kanunsuz bir biçimde kullanılması söz konusu. Ama valiye emri veren bakanlar, başkanlar.

Ben farklı açıdan bakmak istiyorum olaya orda çocukların ne işi var. Sonuç itibariyle hakkını arayan vatandaş birey reşit olmalı. Orda çocukların ne işi var?

Şimdi şurada bir çatışma çıksa burada yetişkinde var, büyükte var, küçükte. Orada özel harekatın operasyon yaptığı kentin içi. Ve ölen çocuklardan bir tanesi balkonda oynayan çocuk. Bugün 6-7 yaşında kendi evinin önünde oynayan bir tanesi havan atışı sebebiyle yıkılan duvarda ezilen bir çocuktu yani bu çocuklar kendi evinin önünde oynayan çocuklar. Artık gelinen noktada buradan çıkmamız lazım. Eğer herkes birbiriyle öteki olarak görmeden barış içerinde yaşanacaksa o zaman tahammül kültürünü inşa edeceğiz. Bizim bakış açımız şu; HDP çok eleştiri alıyor bu zamana kadar özelikle eş başkanlarımızın özellikle Selahattin Demirtaş’ın bütün söylemi barış üzerine. Biz savaş siyasetinin nelere yol açtığını biliyoruz. Örneğin yalnızca 17 milyon insan faili meçhule gitti. Bunlar bilinmez şeyler değil. Ama talebimiz şu; demokratik halk ve özgürlüklerimiz zorla bastırılabileceği zannediliyorsa bu büyük bir yanlışlık olur. Sosyal medyada birisi yazmış “büyük tahrik “diye. Tahrik falan değil 17 milyon insan öldü. Yani bu sorunu hep birlikte çözebiliriz. Bu sorunu çözmek için MHP-AKP-CHP-HDP’ ye de ihtiyaç var. Halk şunu söyledi bize bir mesajı var. Hani Cumhurbaşkanı hep der, ya yolsuzluk olur başka bir şey olur hep “Sandığa bakın siz” der. Sandığı bir tür aklanma olarak görür ve sandığı milli iradenin üzerinde güç ve söz yoktur. Peki milli irade bir şey söyledi bu ülkeyi 13 yıldır yönetiyorsun artık sen tek başına yönetemezsin diyor. Bu neden kabul edilmiyor. CHP ve AKP’nin koalisyon yapmamasının tek nedeni Sayın Cumhurbaşkanı istemedi ama Davutoğlu istedi. Davutoğlu koalisyon olsun diye çok çabaladı. Ama bunun üzerine başka bir seçenek olmadı. Buradan ne çıkıyor kamu araştırmaları diyor ki sonuç anlamında değişiklik olmayacak. Yani bundan beklenti nedir. Şu duyguysa ya “ şu iş bitsin de Erdoğan başkan olsun duygusunu yaratmaksa böyle bir duygu yaratılmıyor. Bizim her şeyden önce akan kanI durdurmak gibi bir düşüncemiz olmalı. Sabah uyandığımda elim telefona gidiyor haberlere bakıyorum. Korkuyorum ki acaba kaç kişi hayatını kaybetti. Sonuçta kanın rengi aynı denk. Akan gözyaşı aynı. Acı aynı. Ben bunu taziyelere gittiğim zaman gördüm. Orda ki duyguda aynı. Şu anda bile yarbayın feryadı “acaba yarbayı kim provoke etti “diye konuşuluyor. Hepimizin yandığı gibi yarbayın da ciğeri yanıyor. CHP’nin  bir önergesi oldu bir meclis araştırma komisyonu kurulsun diye. Çünkü çatışma siyasetinin önüne geçmemiz için bunlara mutlaka bakmamız gerekir. Bir ülkenin parlamentosu bu kadar hadisler yaşıyorken bunun araştırmaya gerek yok denilebilir mi? bunun tek bir anlamı vardır.biz bu işi askere ve polise havale ediyoruz demektir. Şimdi 1 Kasımda tekrardan seçime gideceğiz. HDP’nin oyu artacak. Ama artmasın. Barış bu memlekete gelecekse bizim oyumuz artmasın. Biliyoruz birileri sürekli kamu araştırmaları yapıyor. Oy neye çıkmış çatışma ne boyuta gelmiş. Eğer  bu memlekete barış gelecekse parlamentoda hiçbir HDP’li olmasın. Barış her şeyden önemli. Tek bir şeyden önemsiz cumhurbaşkanın koltuğundan.

Bu erken seçimde partilerin özellikle muhalif partilerin Cumhurbaşkanının  üzerinden siyaset yapılacağı gündemde HDP ‘de böyle bir yol izleyecek mi?

Biz geçen seçimlerde dediğimizi demeye devam edeceğiz. Bizim ülkemizin çok temel sorunlar var.Şiddet sarmalı,ekonomik sorunlar ve işsizlik ilk üçte geliyor. Bizim Cumhurbaşkanın üzerinden tartışma yürütmek gibi bir önceliğimiz yok. Fakat Cumhurbaşkanı muazzam bir stratejik hata yaptı geçen dönemde. HDP’yi kendi varlığının antitezi olarak görmek ve HDP’yi hedef almak. O HDP'yi hedef alarak HDP’nin toplumda kabul edilirliği ve oyu arttı. Bizim Cumhurbaşkanı ile tartışma yapmak gibi bir niyetimiz yok tabii ki de. Ama tabi Cumhurbaşkanı da Cumhurbaşkanı gibi yani anayasal yetkilerine bakarak bu işi yapmalı. Cumhurbaşkanın müdahale etmediği hiçbir iş kalmıyor. Türkiye’nin en büyük sorunu bana sorarsanız huzurdur. Huzur yok memleketimiz de. Gençlerimizin öldüğü bu çatışmalı süreç artık sona ermeli. Ben bugün sizinle Adana’nın tarım sorununu konuşmak isterdim. Ama ülke de bulunan bu süreç buna duvar örüyor. Bundan dolayı başka bir şey konuşamıyoruz. Zaten ülkeden başka sorunlar konuşulmaya başlandığında siyaset tam yerine oturmuş olacak. Ben sağduyunun egemen olacağını düşünüyorum.

Bu erken seçimde Maliye Bakanlığı kararını açıkladı. Hiçbir şekilde hiçbir siyasi partiye bütçe verilmeyecek. Hdp 7 Haziran seçiminden önce böyle bir destek almamıştı. Bu durum sizi zorlayacak mı?

Biz geçen seçimlerde seçim bürosu aradık. Vermek istemeyenler oldu. Bir arkadaş çıktı dedi ki ben bakkal dükkanımı kapatıyorum2 ay. Burayı siz seçim bürosu yapın dedi. Biz küçücük dükkanda seçim bürosu açtık. HDP böyle yüzde 13 oy aldı. Bütün partilerin seçim bürosunda ön yüzü vardı bir tek bizim yoktu. Bizim arkamızda cemaat, uluslararası finans olduğu söyleniyor. Böyle bir destek vardı da biz neden görmedik. Biz bu işi fukaralıkla yaptık. Biz yüzde 13 oy almak 80 milletvekili çıkarmaktan çok bir mesaj veriyoruz topluma. Biz seçime hazırlanırken bu işlerin yan yana dayanışma yaparak, barış içerisinde olmamız gerektiğini öne sürerek gösteriyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

HDP’nin kendisini var ettiği ve geliştirmeye çalıştığı alan sivil siyaset ve barıştır. Bunun için üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Sonuna kadar. Bunun için uğraşıyoruz. Barış bu memlekette her şeyden önemli. Barış yoksa hiçbir şey yoktur. Barış olmayınca ekmeğimiz her zaman daha da küçülüyor. Huzurumuz, imkanlarımız azalıyor. Her şeyden önce yan yana yaşama azmimiz törpüleniyor. O nedenle barış diyoruz. Bu barışı da elde edebilmemiz içinde herkesin seferber olması lazım. Güçlü durması lazım. Ve şunu da göstermemiz lazım. Bu ülke bir kişinin siyasi ikbalinden daha büyük ve güçlü. Bunu  hep beraber gösterebilmemiz lazım.

RÖPORTAJ : Nüverda BACAKSIZLAR

Fotoğraflar : Ezgi TÜRE