Kalın, Türkiye Yazarlar Birliğinin (TYB) YouTube sayfasında canlı
yayınlanan, TYB Genel Başkan Yardımcısı Tarkan Zengin'in sunduğu "Kültür
Sohbetleri" programına katılarak yeni yayınlanan "Perde ve Mana: Akıl
Üzerine Bir Tahlil" kitabıyla ilgili konuştu.
Kitapta "akıl" konusuna eğilme sebebini anlatan
Kalın, "Bugün akli ve akıl üzerine bina edildiği iddia edilen ama bir o
kadar da akıl dışılıklarla ve akıl karşıtlıklarıyla dolu bir dünyada yaşıyoruz.
Bu paradoksu nasıl anlayabiliriz, buradan nasıl dersler çıkarabiliriz? Yani bir
anlamda çağın şu andaki ruhunu okumaya çalışacak olursak, aklın burada yeri
nerededir? Bu akıl dışılıklar hem irrasyonel hem safrasyonel yani hem akıl
karşıtı hem de akıl altı diyebileceğimiz akla saldıran bu güçler, güdüler
nereden kaynaklanıyor? Bu soruya cevap bulmaya çalıştım zihnimde." diye
konuştu.
Kalın, ünlü düşünürlerin akıl ile ilgili görüşlerinden
örnekler vererek aklın önemine dikkati çekti.
Aklın kendi ışığının, hakikatin ışığıyla birleştiği zaman
yolu aydınlattığını belirten Kalın, şöyle devam etti:
"Eğer akıl, kendi önyargılarını, arzularını,
taleplerini, dar bakış açısını varlığa empoze etmeye çalışırsa o zaman bu akıl,
insanı özgürlükten, erdemden ve kelimenin orijinal manasında akıldan
uzaklaştıran başka bir şeye dönüşür. Aklın en büyük paradokslarından bir tanesi
de budur ve modern dönemde belki akla yapılan en büyük kötülüklerden birisi
onun bu asli manasını unutarak bir tarafta aklı mutlaklaştırmak,
tanrısallaştırmak olmuştur. Öbür tarafta da onu tamamen anlamsız, işlevsiz,
sosyo politik, ekonomik süreçlerin bir yan ürünü haline getirmek olmuştur. Bu
paradokstan çıkabiliriz. Bu ikilem bizim akılla ilgili ana düşüncemize yön
vermek zorunda değil başka bir akıl tasavvur edebiliriz."
Alman filozof Immanuel Kant'ın bir makalesindeki
"Aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz" sözü hatırlatılarak 2020'de
nasıl bir çağda yaşandığına ilişkin soru üzerine Kalın, "Kant'ın
eserlerini ortaya koyduğu yıllardan bugüne bakacak olursanız özellikle Batı
medeniyetinin tecrübesini, iki dünya savaşını, arada yaşanan onlarca savaşı,
etnik katliamı, soykırımı, bugün ileri kapitalizmin insanlığı getirdiği
noktayı, küresel ısınmayı, çevre krizini, göç krizini bütün bunları
düşündüğünüz zaman Kant'ı herhalde çok daha büyük karamsarlığa sevk edecek bir
çağda yaşıyoruz. Ne 'aydınlanmış' ne de 'aydınlanma çağı' diyebiliriz bu çağa,
çünkü giderek kibriyle, nobranlığıyla, varlığı nesneye indirgeyen, onu da
ticari değiş tokuş değerine indirgeyen bir çağda yaşıyoruz. Elbette modern
çağın, teknolojinin getirdiği kolaylıklar insanın hayatını kolaylaştıran
yönleri var fakat bunun hangi bedeller karşılığında olduğunu, bu konforu
yakalamaya çalışırken neleri kaybettiğimizi, neleri unuttuğumuzu, nelere rağmen
bunları yaptığımızı da hatırlamamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.
"GÖRMEDİĞİMİZ BİR ORGANİZMA BU KOCA, DEVASA DÜNYA
SİSTEMİNİ DİZE GETİRDİ"
Kalın, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde
bunun muhasebesini yapma imkanlarının olduğunu dile getirerek şu
değerlendirmeyi yaptı:
"Bu ileri kapitalizm çağında biz her şeyi aşırı
yapıyoruz, aşırı üretiyoruz, aşırı tüketiyoruz, aşırı hız merakı içerisindeyiz.
Her şeyin daha büyük, daha hızlı, daha güçlü vesaire olmasını istiyoruz ama
'acaba bütün bunların toplamından yaşam kalitemizi yükselten bir sonuç çıkıyor
mu? Daha nitelikli daha iyi hayatlar yaşıyor muyuz?' diye bir soru sorduğumuzda
bunun pek de öyle olmadığını görüyoruz. Şu 3-4 aylık dönemde hepimiz biraz
yavaşladık. Bütün dünya bir yavaşladı. Hiç beklenmedik bir tehditle karşı
karşıya kaldık. Görmediğimiz bir organizma bu koca, devasa dünya sistemini dize
getirdi. Elbette insanların hayatını korumak, sağlıklı kalmalarını sağlamak
için birçok tedbirler aldık. Öbür tarafta toplumsal ve ekonomik hayatın normale
dönmesi için tedbirler aldık. Bunları da uyguluyoruz. Bu süreçte
Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dünyada bu sınavı en iyi veren ülkelerden
birisi olduk. Baktığınız zaman vaka, ölüm, entübe hasta sayısına çok iyi bir
sınav verdik. Milletimiz, halkımız da bu tedbirleri benimsedi, sahiplendi ve
ciddiyetle uyguladı ve bütün bunlar ortaya güzel bir kolektif başarı hikayesi
çıkarttı."
Kendi içinde bu süreci yönetirken imkanlar ve güçlerin
yettiği ölçüde başka ülkelere de yardım edildiğini anımsatan Kalın,
"Herhalde bu süreçte dünyaya en fazla yardım gönderen ülke de Türkiye
oldu. Bu, dünyanın dört bir yanında Somali'sinden İtalya'sına, İspanya'sından
Amerika'sına her yerde çok güzel yankılandı. Milletimizin asaletini,
devletimizin bu konudaki ciddiyetini ortaya koyan bir süreç oldu ama bu dönemde
aynı zamanda yavaşlarken biraz içimize de döndük, muhasebe yaptık bu kadar
koşuşturmaca, bu kadar canhıraş bir şekilde her şeye yetişme gayretinin
neticede bizi böyle bir noktaya getirdiğini, biraz yavaşladığımızda, biraz
içimize döndüğümüzde, biraz sakinleştiğimizde çok da bir şey kaybetmediğimizi
gördük. Hatta kaybettiğimiz birçok şeyi yeniden hatırladık. Daha nitelikli
zaman geçirdik. Kitap okuduk, müzik yaptık, sohbet ettik, birbirimizle
konuştuk. Belki fiziki olarak mesafeler uzaktı ama manevi ve ruhi manada
birbirimize biraz daha yaklaştık." ifadelerini kullandı.
Bu dönemde, "Canhıraş şekilde bir yere doğru
koşuyoruz, ama bu bizim yaşam kalitemizi kendimizi anlamamıza, aradığınız şeyi
bulmamıza ne kadar katkı sağladı?" sorularını da kendilerine sorduklarını
dile getiren Kalın, "Bu sorgulamayı devam ettirmek gerekiyor. Bugün
dolayısıyla gerçek manada bir aydınlanmadan bahsedeceksek bunu herhalde artık
aydınlanmanın Avrupa aydınlanmasının kodlarıyla yapmak mümkün değil, Bunu net
bir şekilde gördük. Farklı bir akıl, bilim, düşünce, sanat, kalp, şiir, mimari,
varlık, evren tabiat tasavvuruna ihtiyacımız var." dedi.
Burada İslam düşünce geleneğinin muazzam bir birikimi
olduğunu ve İslam dünyasının bunun farkında bile olmadığını belirten Kalın,
şunları kaydetti:
"Çağın bu ışıltılı, göz kamaştıran akımları, cazibe
merkezleri, trendleri bizim zihnimizi çok meşgul ediyor olabilir, hayatlarımızı
çok domine etmiş olabilir. Biraz geri durup biraz daha geniş bir perspektiften
baktığımızda İslam düşünce geleneğinden, kadim Çin, Hint, hatta Afrika
geleneğinden almamız ve öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki. İnsanlığın
binlerce yıllık akıl, kültür, bilim sanat ve birlikte yaşama bir arada yaşama
tecrübesini Avrupa düşüncesinin son 100 yılına indirgemek, o 100- 200 yıllık
tecrübenin ortaya koyduğu dar perspektiften dünyaya bakmak bizi
fakirleştiriyor. Yani biz Türk modernleşmesinde de Türkiye Cumhuriyeti'nin
kurulması sürecinde ve sonrasında, çarpık modernleşme tarihimizde de bunları
yaşadık. Kendi tarihimize, kültürümüze bile Avrupa merkezli bir bakış açısıyla
baktık ve çok şeyi kaybettik. Avrupa kendi içinde Avrupa merkezciliği
sorgularken, Biz Avrupa'ya ilişkin o kültüre ilişkin katı dogmatik bakış
açılarını devam ettirdik."
Türkiye'nin bir taraftan bu geleneğin büyük varislerinden
birisi olduğunu ve "Osmanlı tecrübesinin bunun muazzam örneklerinden
olduğunu aktaran Kalın, "Öbür taraftan Batı'yla 200-250 yıldır yoğun bir
ilişki içerisinde, bununla kastettiğim sadece siyasi, askeri, tarih değil o
tarih çok daha ileri gidiyor ama entelektüel manada etkileşimin çok yoğun
olduğu bir dönemden geçtik, bir modernleşme döneminden geçtik. Bütün bunlardan
yeni bir söylemin çıkması gerekiyor. Bunun için de bizim hem geleneğe hem
bugüne farklı yeni bir bakış açısı ile bakmamız gerekiyor. Ben diğer kitaplarımda
da biraz bunu açmaya çalıştım. Kendimce bu soruları nasıl sorabiliriz, bunlara
nasıl cevaplar aramalıyız diye bir gayretin içine girdim. Bu kitapta da biraz
özellikle akıl kavramı üzerinden bunu biraz açmaya çalıştım."
değerlendirmesini yaptı.
İslam karşıtlarının İslam'ı akıl ve şiddet karşıtı
göstermesine ilişkin bir soru üzerine Kalın, bunun çok eski bir tarihi olduğunu
anlattı. İslam karşıtlarının "İslam'ın akıl dışı bir din olduğu ya
şiddetle ya şehvetle kendine taraftar bulduğu"na yönelik tezinin modern
dönemlere kadar devam ettiğini, bugün bile halen İslam karşıtı bazı çevrelerde
bu tezlerin işlenmeye devam ettiğini ifade etti.
"Bürokraside olmasaydınız nerede olmak
isterdiniz?" sorusuna ise "Rabb'im böyle nasip etti, burada
görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Allah hepimize bulunduğumuz yerde her şeyin en
iyisini yapmayı nasip eylesin." yanıtını verdi. AA