Kıbrıs’ın en büyük üniversitesi; YAKIN DOĞU

Kıbrıs’ın en büyük üniversitesi; YAKIN DOĞU

YDÜ Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç Dr. Dağlı:


Kıbrıs’ın en büyük üniversitesi; YAKIN DOĞU

Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç Dr. Gökmen Dağlı, Yakın Doğu Üniversitesi’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en büyük üniversitesi olduğunu belirterek, Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nin Türkiye’de sayılı fakülteler arasında olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Gökmen Dağlı ve Adana Temsilcisi Mevlüt Sezer, Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi Fatma İnci Gül’ü ziyaret etti. Doç. Dr. Dağlı, Atatürk Eğitim Fakültesi’nin Adada bulunan 10 büyük fakülteden birisi olduğuna işaret ederek, “Yakın Doğu Üniversitesi’nin, “Adada kıtalı gibi yaşamak, bir laptop gibi değil bir süper bilgisayar dediğimiz ana bilgisayar gibi düşünebilmek. Bu bizim vizyonumuz ve sloganımızdır. Öğrenciler, Yakın Doğu sınırlarına bir kez girdiği zaman bir daha bırakmak istemiyor. Kıbrıs dışından gelen öğrencilerimize kültür şoku semineri veriyorum. Seminerde ilk verdiğim mesaj şu diyorum ki; kendilerine şimdi siz liseden çıktınız yeni bir üniversiteye geldiniz. Herkes korkuyor acaba doğru üniversiteye mi geldim, doğru kararı mı verdim? İlk yıl böyle düşünürler, ikinci yıl oradaki ortamı görüyorlar. Güzel ilişkiler kuruyorlar ve üniversitenin imkanları çok çok iyi. En son teknolojiler kullanılıyor. Öğrenciler burada kendilerini çok iyi emniyette hissediyorlar. Kampus içerisinde her türlü ihtiyaçlarını karşılıyorlar. En başta sağlık geliyor. Ebeveynler çocuğunu gönderirken emniyetini düşünür. Bizim hastanemiz SGK aracılığıyla anında müdahale edebiliyorlar. Hem bunlarla ilgili öğrenciler çok rahat zaten” dedi.

 

“YAKIN DOĞU’DAKİ EĞİTİM

BİRÇOK ÜNİVERSİTEDE YOK”

Gökmen Dağlı, Yakın Doğu’lu öğrencilerin üçüncü yıldan sonra Kıbrıs’a çok alıştıklarına dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam etti:

“Yakın Doğu’nun onlara verdiği aile ortamı, hocaların yaklaşımı çok önemli. Özellikle bizim eğitim fakültesinde öğrenci ile birebir ilişki var. Yani hoca-öğrenci arasında disiplin var. Fakat öğrenci her türlü sıkıntısını gelip anlatabiliyor. Sadece ders değil dışarıdaki sıkıntıları olabiliyor. Aile ilişkilerinde sıkıntıları olabiliyor, çok rahatlıkla konuşabiliyorlar ve o gördükleri sıcak ilgi aile ortamını doğuruyor. Dolayısı ile baktığımızda Yakın Doğu’ya gelen öğrenciler dördüncü sınıftan sonra mezun olma aşamasına geldiği zaman Kıbrıs’tan ayrılmak istemiyorlar. Öğrenciler, ilk baştaki girişten çıkışa kadar geçen süreç içerisinde o düşünceleri davranışları duyguları o kadar değişiyor ki kopamıyorlar. Ve mezun ettiğimiz öğrenciler sürekli arıyorlar bizi. Gençlerimiz sosyal iletişimi çok rahat kurabiliyor. Katı kurallar içerisine girmek istemeyen bir gençliğimiz var. Bu nedenle yaklaşımımız daha farklı olmalıdır. Bizim Yakın Doğu Ailesi olarak gerçekten bu konuda hiçbir sıkıntımız yok. Yakın Doğu Üniversitesi’ndeki eğitim, birçok üniversitede yok. Bizim Atatürk Eğitim Fakültesi, Türkiye’de sayılı fakülteler arasına girmiş, Kıbrıs’ın en büyük üniversitesi Yakın Doğu.”

Yakın Doğu Üniversitesi’ne yaklaşık 103 ülkeden çok sayıda yabancı öğrencinin eğitim görmeye geldiğini ifade eden Gökmen Dağlı, “Öğrencilerimiz, yabancı öğrencileri de gördüğü için kendilerini uluslararası boyutta değerlendirebiliyorlar. Yani farklı bakış açıları ve farklı kültürlerden aldıkları bilgi birikimi ile mezun oldukları zaman olaylara farklı bakabiliyorlar. Önemli olan insan yetiştirmek. İnsan yetiştirme de ise sadece ülkesel değil, uluslararası olmalıdır. Bizim üniversite bunu çok iyi yapabiliyorlar, yabancılarla çok iyi diyaloglar kurabiliyorlar. Mezun olanların bile kendi aralarında iletişimleri var. Yani diyebilirim ki ben çok fazla üniversitelerde bulundum,  bizim üniversitedeki övmek için söylemiyorum; iklim ve aile yapısı öğrencileri bir arada tutuyor. Hocalar da mutlu öğrencilerde mutlu. Bunun için tercih ederken öğrencilik hayatınca çekeceği zorluğu düşündüğü için en rahat,  en mutlu olabileceği yer neresi olabilir diye düşündüklerinde ben Yakın Doğu derim diyen öğrencilerimize tanık oluyoruz. En büyük tercih edilme sebeplerinden biridir diyebilirim. Öğrencilerimiz mutlu olduğu sürece biz mutluyuz. İnsan yetiştirmek gerçekten dünyada en önemli bir olgu. Hatanın sıfır olması lazım. Nasıl ki bir cerrah ameliyata girdiğinde hastanın yaşaması için sıfır hata yapmaya çalışıyorsa, bizim eğitimde de aynı şekilde davranmamız gerekiyor. Yakın Doğu’nun tercih edilmesinin en büyük nedeni, ailesel olarak öğrencilere verdiği çok şey var. Ada’nın en kalabalık üniversitesi biziz. 25 bin öğrencimiz var ki, bu sayı gittikçe artıyor” şeklinde konuştu.

 

KIBRISLILAR TÜRKLER’İ TÜRKLER KIBRISLILAR’I

“SEVMİYOR” ALGISI ARTIK YOK

Doç. Dr. Dağlı, “Kıbrıs vatandaşları Türk vatandaşlarını; Türkiyeliler de Kıbrıslılar’ı sevmiyor” algısının 1974 ile 1985 yılları arasında yaratıldığını kaydederek, şunları söyledi:

“Bu oluşturulan algıda iki kültür arasındaki farklılıktan kaynaklanıyor. Özellikle 1985 yılından sonra bizim Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 1983’te kuruldu, birkaç yılda kurulum aşamasından sonra özellikle Türkiye’yle olan iş birliklerinin çok çok güçlü hale gelmesi ve orada bizim nüfusumuza geçmiş Kıbrıs vatandaşı olmuş Türkiye’den gelen birçok göçmenimiz var. Gerçek yerli halktan çok daha Kıbrıslı kültürünü almış, o kültür içerisinde Türkiyeli ya da Kıbrıslı ayrımı ya da Türkiye’de şöyle Kıbrıs da o kavramlar da biraz önce bahsettiğim gibi tamamen spekülasyon haline gelmiş ve bir yeri kötülemek veya bir yerden kötü haberler çıkartmak için bir kaç olay olmuşsa bu genele yayılmış. Kumarhaneler var, yerli kulüpler var, Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımı var öyle bir şey yok. Kıbrıslı Türk insanının genel yapısı dünya hümanistliği açısından dünya insanlığı açısından en uç seviyede. Ama Rum tarafı öyle değil. Rum tarafında çok fanatiklik var. Bu, yapılan bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Kıbrıs Türk’ü çok insancıl duygularla yaklaşabilen, herkese insan gözüyle bakan, ön yargısı olmayan bir halk tiplemesidir. Bunlar 75 ve 85 yılları arasında, Türkiye’den gelenlerin kültür çatışmasından doğan fakat bu çatışma zaman içerisinde normale dönmüştür. Böyle bir algı varmış gibi yaratılıyor. Ama şu anda Kıbrıs’a bile gittiğiniz de sıkıntı yok. Dünya küçüldü, dünya zaten artık o milliyetçilik akımlarından çok herkes kendi dünyası içerisinde yaşıyor. Yabancı ülkeye bile gittiğimizde çok fazla milliyetçilik ya da sen Türksün, sen Kıbrıslısın gibi düşünceler, günümüzde yitirilmiş durumda. Özellikle Kuzey Kıbrıs Türk’ünün insanlık yaklaşımı açısından hümanistlik duygusu açısından baktığımız da geniş bir yaklaşımı var ve herkesi olduğu gibi kabul ediyorlar. Ama ilk dediğimiz o sendrom, 75-85 yıllarındaki o iki kültürün bir araya gelip birleştirip özümlenmesinden sonra her şey rayına oturdu. Böyle bir algının da olduğunu kabul etmiyorum.

 

“KIBRIS HÜKÜMETİ TÜRK GÖÇMENLERE BEYAZ KİMLİK VERECEK”

Kuzey Kıbrıs’ın gerçek nüfusuna baktığımızda 300 bin ama dışarıdan gelenler, çalışanlar, askerlerle 700 bin. Şu an Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yeni yapılan Vatandaşlık Yasası ile yerli halkın dışındaki Türk vatandaşlarına beyaz kimlik verilecek, bu beyaz kimlikte de, 10 yıl Kuzey Kıbrıs’ta yaşama şartı bulunuyor. Seçimlerde oy kullanmasın fakat tüm vatandaşlık haklarından faydalansın. ‘Nüfusun daha fazla artırılması mı, yoksa bu mevcutların korunması’ diye düşünüyorlar. Ve her yıl tahmin ediyorum 2 bin civarında vatandaşlık yapılacak. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kök vatandaşları var. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu, 1960 Cumhuriyeti’nde Türk ve Rumlar ortak bir Cumhuriyet kurdu. 1963 yılından sonra Rumlar Türkleri cumhuriyetten attı. Ama cumhuriyette imzaları olduğu için orası Kıbrıs Türk kökenlilerin sayılır. Bu kök vatandaşlara Avrupa Birliği’nin pasaportları var, ellerinde dolayısıyla Avrupa Birliği’nin pasaportları kök olan vatandaşlar Avrupa Birliği üzerinde aldı. O da uluslararası boyutta olan Kıbrıs Cumhuriyeti antlaşmasından doğan Kıbrıslı Türklerin haklarından kaynaklı. Fakat 1974’den sonra gelen göçmenlerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulduktan sonra Avrupa Birliği ‘kök vatandaş olmayanlara, biz bu pasaportu vermeyiz’ diyor. Burada Kıbrıs’ın elinde olan bir yetki yok. 1974 öncesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nde olanlar Avrupa Birliği pasaportu alabiliyorlar, gerisi aldı zaten hepsinin var. O zaman İngiltere veya diğer ülkelere gidişlerle ilgili sıkıntı yok. Ama 1974’den sonra gelen vatandaşlardan sonra diyorlar ki bunlar kök vatandaş değil, Avrupa Birliği’ne göre pasaport verilemez. Müracaatlar oldu. Ancak Avrupa Birliği’nden, ‘Siz, Kıbrıs kök vatandaşı olmadığınızdan dolayı size pasaport verilemez’ şeklinde cevap geliyor. Bu da doğal olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yetkisinde olan bir durum değil. Onun için onların Avrupa Birliği pasaport alabilmeleri ancak Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi ile antlaşma yaparsa o zaman Kuzey Kıbrıs’a vatandaşlık verdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da doğal olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden vatandaş olması ve bunu Avrupa Birliği’ne kabul ettirilmesi. Bu vardı Türkler bunu yüzde 65 kabul etti, Rumlar reddetti. O dönemde eğer Rumlar da ‘evet’ demiş olsaydı, Türkiye’den gelen vatandaşlarımız doğal olarak Avrupa’yı dolaşabilecekti. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üzerinden hareket edeceklerdi. Bunlar biraz hukuksal, Avrupa Birliği’nin temel hususları.

 

“KUZEY KIBRIS’IN KÖKÜ OSMANLI’DAN GELİYOR”

Kuzey Kıbrıs’ın kökü Osmanlı’dan gelir, temel vatandaşlardır ve bu süreçte hiç bozulmamışlardır. Osmanlı’yı halen koruyorlar, dolayısıyla bu konuda hiçbir sıkıntı yok. Olaya baktığımızda gönülden bir bağlılık var. Ana vatan yavru vatan diyoruz gerçekten o şekilde, et ve tırnak gibi. Birçok şeylerde spekülasyondur, bir olumsuzluk yaşanmıştır. Basit bir olumsuzluk genel üzerine yorumlanamaz. Ülkelerin genel menfaatlerine bakıldığında küçük şeylerle büyüğü yargılayamazsınız. Genelin üzerinden hareket etmek lazım, ufak tefek bazı sorunlar olmuşsa bunu genelleyip de tüm genelde olumsuz davranışlar sergileyip, her kesiminde zarar görmesi uygun değildir. Çok uç kesimler veya çok keskin kesimler var, her ülkede, her toplumda vardır ki onlarda geneli temsil etmediği için kendileri sistem içerisinde zamanla belirli odak noktalara, kenar noktalara doğru itilir.”

 

“ADANALI ÖĞRENCİ OLSAYDIM,

TERCİHİM YAKIN DOĞU OLURDU”

Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Dağlı, en iyi üniversitenin Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi olduğuna bir kez daha vurgu yaparak, “Öğrencilerin, Yakın Doğu’ya gelip de mutlu olabileceği, bundan sonraki hedeflerinde başarı sağlayacağı bir yerdir. Mezun ettiğimiz öğrencilerimizin iyi bir yere geldiğini gördükçe vermiş olduğumuz eğitimin kalitesini çok iyi anlıyoruz. Ben her zaman diyorum birinci tercih Yakın Doğu olmalıdır. Ben Adanalı bir vatandaş olsam, Kuzey Kıbrıs’ta okuma düşüncem varsa birinci tercihimi Yakın Doğu yapardım. Çünkü üniversite olarak merkezde, ulaşımı kolay, havaalanına çok yakın, üniversite kampus içerisindeki bütün öğrencilerin her türlü ihtiyacı sağlık, ekonomik ne varsa karşılanabilecek, çok ciddi eğitimin verildiği ki eğitimin ciddiyetini mezun ettiğimiz öğrencilerin gelmiş olduğu yerlerden görebiliyoruz” diye konuştu.