Ülkemizin
uçurumun kenarından döndüğü 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası demokrasi ve
hukuk devleti ilkesi büyük yara aldığını anımsatarak sözlerine başlayan Av.
Küçük, 15 Temmuz'dan iki gün sonra Genelkurmay Başkanlığı'nın darbe girişiminin
püskürtüldüğünü açıklamasına rağmen fiili ve hukuki şartları bulunmamakta
iken OHAL ilan edilmesinin bugünlere zemin hazırlığı olduğunu savundu.
Av.
Küçük, yazılı açıklamasında şunları söyledi:
“Darbe
dönemlerinde olağan yöntem olan OHAL'in darbe girişiminin engellenmesi
sonrasında ilan edilmesi ve sürenin uzatılması hukuk devletinde kabul edilemez
bir uygulamadır.
KHK'ler
ile yasama meclisi devre dışı bırakılarak ve yargı etkisiz hale getirilerek
kalıcı nitelikte düzenlemeler yapılması hukuk devletine, kuvvetler ayrılığı
ilkesine dayalı parlamenter sistemle bağdaşmamaktadır.
Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 675 ve 676 sayılı KHK'ler ile
birey-yurttaşın artık ülkemizde hukuk güvenliğinden söz edilemeyecektir.
Gözaltına alınan kişinin 24 saat süre ile avukatı ile görüştürülmemesi,
gözaltında, tutuklu ve hükümlünün avukatı ile görüşmesinin kamera ile kayda
alınması ve görevli huzurunda tutanakla gerçekleştirilmesi düzenlemesi savunma
hakkına ve adil yargılama ilkesine açıkça aykırıdır.
Sadece
soruşturma evresinde en fazla üç müdafi ile savunma hakkının dava aşamasında da
geçerli kılınması, savunma hakkının kısıtlanma niteliğindedir. Müdafilik
yapacak avukatın hakkında suça konu soruşturma ile ilgili dava olması halinde
müdafilik yapamayacağı uygulamasının, avukat hakkında sadece soruşturma
açılması aşamasında uygulanacak olması da savunma mesleğine vurulmuş bir
darbedir, avukat ile
müvekkilini aynı statüye koyan bir anlayıştır, asla kabul
edilemez.
Her
ortamda ve konuşmasında katılımcı demokrasi ve seçmen iradesi diyenlerin, bugün
üniversitelerde göstermelik de olsa yapılan rektör seçimlerini iptal ederek
yetkiyi YÖK'e vermeleri, YÖK'ün bildireceği üç isim arasından
Cumhurbaşkanı'nın rektör ataması yapacağı, süresinde bildirim olmaması halinde
Cumhurbaşkanı'nın doğrudan atama yapacağı düzenlemesi kabul edilemez. Gelişmiş
devletlerde ve hukuk düzenlerinde üniversiteler özgürdür ve kendi yönetimini
öğretim üyeleri hatta öğrencilerin katıldığı seçim süreçleriyle belirlerler.
YÖK'ün varlığının dahi demokratik ve özgür üniversitenin önünde engel olduğu
bir dönemde, mevcut durumu daha geriye götüren bu uygulama kabul edilemez.
KHK'ler
ile isme özel idari işlemler, açığa alma ve ihraç kararları hukuk devleti
ilkesine ve bireyin hukuk güvenliğine aykırıdır. Bu uygulamalar ile
üniversitelerde, eğitim ve diğer kamu kurumlarında farklı sesleri ve muhalif
kimlikleri ile bilinen kişilerin cezalandırılmasını toplum ve tarih
affetmeyecektir.
Fiili
ve hukuki şartları bulunmayan OHAL derhal kaldırılmalıdır. Ülke gündemi ve
sorunlar ile ilgili yasama organı TBMM işlevsel kılınmalı, halk iradesi egemen
olmalıdır. KHK'ler ile yasama meclisi devre dışı bırakılarak ve Anayasa
Mahkemesi denetiminden kaçırılarak kalıcı düzenlemeler yapılması açıkça
anayasaya aykırıdır.
Son
yayımlanan KHK'lerle 15 ajans, gazete ve derginin kapatılması halkın haber alma
ve basın özgürlüğünü kısıtlayan ve engelleyen bir darbedir.
CMK
'nın 188. maddesinde yapılan değişiklikle müdafinin duruşmada olmaması veya
duruşmayı terk etmesi halinde duruşmanın devam edeceği düzenlemesi savunma
hakkından kısıtlanması ve adil yargılanma hakkının ihlalidir.
675
sayılı KHK ile 10.131 kamu görevlisi ihraç edilmiştir. Haklarında yeterli
inceleme ve delil toplama yapılmadan, savunma hakkı kullandırılmadan yargı
denetimi dışında tutulmaya çalışılarak yapılan bu uygulama hukuken meşru
olmayan, telafisi imkansız zararlar doğuracak, birey-yurttaşın hukuk
güvenliğine aykırı uygulamalardır. Bu kişiler çerisinde
kamuoyunda muhalif kimlikleri ve farklı düşünceleri ile öne çıkan üniversite
öğretim üyeleri, Eğitim-Sen yöneticileri gibi isimlerin yer alması toplumda
infial yaratmakta, farklı seslerin ve düşüncelerin tasfiyesi olarak
algılanmaktadır.
Geldiğimiz
noktada yapılması gereken ülkemizin hızla normalleşme sürecine girmesi, OHAL
uygulamasının kaldırılması, TBMM'nin etkin ve egemen kılınması, hukuk devleti
ve hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen kılınması, Cumhuriyet'imizin 93 yıllık
kazanımlarının korunarak daha iyiye götürülmesidir. Bütün bunların yaşama
geçmesi için çatı örgütümüz Türkiye Barolar Birliğini ve Barolarımızı
sorumluluk almaya, Türkiye Barolar Birliği'ni etkin ve ses getirecek çalışmalar
yapmaya davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki, Hukuk bir gün herkese lazım
olacaktır!..”