ADANA’NIN
NAMUS CİNAYETLERİ
GAZETTE –
Adana’da, gün geçmiyor ki yeni bir cana kıyılmasın, hayatlar yıkılmasın.
Geçmişte, sonu gözyaşı ve pişmanlıkla
biten cinayet hikayelerinden bugün iki farklı olayı derliyoruz. İkisinin de gerekçesi ‘Namus..’
Kızın önce
zehirledi, sonra boğarak öldürdü
Denizli
Mahallesi’ndeki bir tuhafiye mağazasında tezgahtar olarak çalışan Melek Demir,
ablasının da çalıştığı komşu mağaza sahibi 2 çocuk babası 30 yaşındaki Mehmet
Demir ile aşk yaşadı. Aralarında soyadı benzerliği bulunan evli bir erkekle
kızının ilişkisi olduğu öğrenen İrep Demir çılgına döndü. İrep Demir, 3 Şubat
2009’da kızına zorla faze zehiri ve çok miktarda kalp ilacı içirdi. Kızının
ölmediğini gören İrep Demir, yastıkla yüzüne bastırıp boğdu.
Bir tuhafiye
mağazasında çalışan 18 yaşındaki Melek Demir’in, 3 Şubat günü saat 08.00'da, Denizli
Mahallesi’ndeki evlerinde intihar ederek hayatına son verdiği ihbar edildi.
Ancak yapılan otopside genç kızın boğularak öldürüldüğü anlaşıldı. Bunun
üzerine gözaltına alınan 46 yaşındaki anne İrep Demir, kızını namusunu korumak
için öldürdüğünü itiraf etti. Cinayet bürosu dedektifleri tarafından çapraz
sorguya alınan anne Demir, cinayetin tüm detaylarını tek tek anlattı. Evlat
katili anne İrep Demir, “Kızım, ablasının patronu olan kadının kocası, 2 çocuk
babası 30 yaşındaki Mehmet Demir ile cep telefonundan mesajlaşmaya başlamış. 107
adet aşk mesajı vardı. Eşinin cep telefonunda kızımdan gelen mesajları gören
Ebru Demir, kocasını evden kovup durumu bana anlattı. Kızımın evden kaçmasından
endişe edip, intihar etmesini istedim” dedi. Kızının teklifini kabul
ettiğini belirten İrep Demir, “Ben olayı öğrendiğimde kendisine ‘Baban senin
ölmeni kabullenebilir ama bu durumu kabullenemez’ dedim. Kendisine intihar
etmesini söyledim. Bana, ‘Anne kendimi suya atayım mı?’ diye sordu. Ben de
kendisine cenazeni bulmamız zor olur, fare zehiri iç ve yat dedim. Teklifimi
kabul etti. Kendisine babasının kalp ilaçları ve zehir vererek içmesini
istedim. Kızım da içti. Gece bir kaç kez kendisini kontrol ettim. Kusmuştu
ancak baygındı. Sabah saatlerinde babası işe gittikten sonra tekrar kontrol
ettim. Hala yaşadığı için bir elimle boynunu sıkarken yüzüne de yastıkla
bastırıp boğup öldürdüm. Daha sonrada polise, kızım cansız bir şekilde yatıyor
diye haber verdim. Ancak sonra her şey ortaya çıktı” diye konuştu.
“KARDEŞİME
İŞKENCE YAPTILAR”
İrep Demir, çıkarıldığı mahkemece tutuklanıp cezaevine gönderilirken,
soruşturmayı derinleştiren polis, maktülün ablası Dilek Demir’in patronu olan
ve kendileriyle soyadı benzerliği taşıyan Ebru Demir (28), kızkardeşi Eda Kapar
(22) ve Hamdullah Son’u (28) gözaltına aldı. Dilek Demir, kardeşinin annesi
tarafından öldürülmeden bir gün önce, gözaltına alınan zanlılar tarafından işkence
gördüğünü iddia etti. Demir şikayetinde, “Patronum Ebru, kocasının kardeşimle
mesajlaştığını öğrendiğinde Melek’i sahibi olduğu giyim mağazasının kabininde
sıkıştırmış. Kardeşi Eda, yere yatırıp midesine oturarak yüzüne tokat atıp
saçını çekmiş. Daha sonra iş yaptıkları Hamdullah’ın arabasına zorla bindirip
bir otele götürmüşler. Ebru burada kardeşimin saçını keserek, ‘Bu sana ibret
olsun’ demiş. Daha sonra da dayak zoruyla kocası Mehmet Demir ile olan
ilişkisini anlattırmış. Bütün bunları da açacağı boşanma davasında delil olsun
diye cep telefonuna kaydetmiş. Ayrıca çıplak fotoğraflarını çekmişler. Ölmeden
önce kardeşim bana bunları anlatmıştı” dedi. Bu iddialar üzerine olayı
soruşturan Cumhuriyet Savcısı, her bir sanık hakkında “hürriyeti yoksun
kılmadan” 5, “şantaj”dan 3 olmak üzere 8’er yıl hapis cezası istedi.
“HİÇBİR ŞEY
HATIRLAMIYORUM”
1 Ağır Ceza
Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktığında, olay sırasında kızıyla kavga ettiğini
söyleyen İrep Demir, “Kızım beni itekleyerek yere düşürdü. Sonra kardeşim Erdal
eve gelmiş. Neden geldiğini bilmiyorum. Bana, ‘Kendine gel’ diyerek tokat attı.
Neler olduğunu hatırlamıyorum” dedi. Bir gün önce, kızının Ebru Demir
tarafından alıkonulduğunu ifade eden İrep Demir, “O gün 3 defa kızımı onlardan
almaya gittim. Her defasında da yalvardım ancak hiç birinde kızımı bana teslim
etmediler. Ebru, kızımın kocasıyla ilişkisi olduğunu ve bunu bizim ailenin
yanına bırakmayacağını söyledi. Melek’i kabinde tutuyorlardı. Kabini açıp
baktığımda ayakta zor duruyordu. Onu alamayınca eve geldim. Son gittiğimde ise
dükkanda kimse yoktu. 10 dakika sonra Ebru, Eda ve Hamdullah ile birlikte kızım
geldi. Kızımın elinde kabanı ve kazağı vardı. Niye çıkarttığını sorduğumda,
Eda, “Sıcaktı teyze, ondan çıkardı” dedi. Sonra kızımı verdiler, eve getirdim”
diye konuştu. Evde kızıyla tartıştıklarını söyleyen İrep Demir, “Eşim yattıktan
sonra kızım kustu. Fare zehri içtiğini söyledi. Bende, ‘keşke ölseydin’ dedim.
Ancak bunu söylerken sinirliydim. Sonra pişman oldum. Sabah yine konuşmak
istedim. ‘Çıplak fotoğraflarını çekmişler, ne yapacağız?” diye sordum. ‘Bıktım
artık sizden. Namusunuzdan ve şerefinizden çekip gideceğim’ dedi. Kavga etmeye
başladık. Neler olduğunu hatırlamıyorum. En son kardeşim Erdal Çopuroğlu’nun
bana attığı tokatla kendime geldim” dedi. Duruşmaya davacı pozisyonunda katılan
Nejdet Demir ise, kızını öldürmekten yargılanan eşinden şikayetçi olmadığını
söyledi. Olay hakkında bilgisi bulunmadığını söyleyen Nejdet Demir, “Kızımın
intihar ettiğini söyleyerek beni eve çağırdılar. Her şeyi sonradan öğrendim. Eşim,
3 çocuğunun harçlığını kazanmak için çöpten pet şişe toplamış insandır. Bir
karıncayı dahi incitmez. Nasıl böyle bir olay oldu, anlamıyorum” dedi. Mahkeme
heyeti, alınan ifadelerin ardından tanıkların dinlenmesi için davayı ileri bir
tarihe ertelerken, sanık kadının akli dengesinin yerinde olup olmadığının
anlaşılması için Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edilmesine karar
verdi. Akıl sağlığı yerinde olduğuna
dair rapor verilen İrep Demir, önce ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına,
ardından cinayeti tahrik altında işlediği için 24 yıla, mahkemedeki iyi
halinden dolayı da indirim yapılarak 20 yıl hapis cezasına çarptırdı. Melek
Demir’in öldürülmeden önce saçını kesip, çıplak fotoğraflarını çektiği iddia
edilen sevgilisinin eşi Ebru Demir, kız kardeşi Eda ve arkadaşları Hamdullah
Son, yargılandıkları Adana 5’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde ’kişiyi
hürriyetinden yoksun kılmaktan’ 2’şer yıl, ’şantajdan’ ise 1’er yıl olmak üzere
3’er yıl hapis cezasına çarptırıldı.
5 yıl sonra
gelen adalet
Adana’da,
eşine laf attığı gerekçesiyle 52 yaşındaki Şükrü Eşli’yi bıçakla öldürüp kaçak
hayat yaşayan 32 yaşındaki Hüseyin Biçer, adaletin pençesinde 5 yıl
kaçabildi.
11 Mayıs
2003’de Ulus Parkı’ndaki bir bankta Şükrü Eşli’nin cesedi bulundu. Bıçaklanarak
öldürüldüğü belirlenen Şükrü Eşli’nin katili, yapılan inceleme ve
soruşturmalara karşın delil bulunamadığı için yakalanamadı. Dava dosyası faili
meçhuller arasına kondu. Faili Meçhuller Bürosu ekipleri, 2003 yılında ayrı
ayrı tarihlerde Mustafa Pehlivan, Şükrü Eliş ve Mehmet Sıddık Kızılboğa’nın
öldürülmesi olaylarıyla ilgili bazı ihbarların gelmesi üzerine bu cinayet
dosyalarını tozlu raflardan indirip yeniden incelemeye aldı. İhbarlarda, her 3
ayrı cinayetin katil zanlısının da Hüseyin Biçer olabileceği şüphesi üzerinde
soruşturma başlatıldı. Polisler, ‘hırsızlık’, ‘bıçakla yaralama’ ve ‘gasp’
suçlarından sabıkalı Biçer’in kan örneğini almak için Barbaros Mahallesi’ndeki
evine gitti. Polis, evde bulamadığı Biçer’in yakınlarına, Cinayet Büro Amirliği’ne
gelmesi gerektiği notunu bırakıp, ayrıldı.Basit bir olay nedeniyle çağrıldığını
sanan Hüseyin Biçer, gittiği Cinayet Bürosu’nda 3 ayrı cinayetin faili
olabileceği iddiasıyla delillerle karşılaştırılmak üzere kan örneğinin
alınacağının bildirilmesi üzerine, 5 yıl önce Şükrü Eşli’yi öldürdüğünü itiraf
etti. Tutuklanıp cezaevine gönderilen katil zanlısı, karar duruşması için hakim
karşısına çıkarıldı. Olay günü Eşli’in eşine ‘yavrum’ diyerek laf attığını öne
süren Biçer, verdiği ifadede şunları söyledi: “Eşimle dolaşıyorduk. Eşime
’yavrum’ diye laf attı. Eşimi eve götürdükten sonra sarkıntılık yapan kişinin
yanına gittim. ‘Ayıp değil mi? Benim yanımda eşime niçin sarkıntılık yaptın?’
diye sorduğumda ‘Yanındaki kadını kaça satıyorsun?’ diyerek cevap verdi. Bu lafı
çok zoruma gitti. ‘O benim eşim bunu nasıl söylersin?’ dediğimde bıçakla
üzerime saldırdı. Boğuşma sırasında bıçağı elinden aldım. Karnından
yaralandığını görünce kaçtım." Mahkeme heyeti, ömür boyu hapse hüküm
giydirdiği sanığın cezasını suçu ağır tahrik altında işlediği gerekçesiyle,
duruşmalardaki iyi halini de göz önünde bulundurarak 15 yıla indirdi.