Genocide; Soykırım Cehaleti - ADEM AKÖL

28 Nisan 2021 Çarşamba 01:11

Birleşmiş Milletler’in 1948’de hazırlanan ‘Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. Maddesine göre soykırım tanımlaması şöyledir: Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen hareketlerden herhangi biridir… Bu hareketler; grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi olarak özetlenir.

Asırlar boyu, Gayri Müslüm olarak adlandırılan Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümran olduğu topraklar içerisinde hiçbir sorun yaşamadan hayatlarını sürdürmüşlerdir… Hatta İmparatorluğun en ücra köşelerinde bile, önemli görevlerde üstün hizmetlerde bulunarak Osmanlı Devleti’nin sadık vatandaşları olmuşlardır.

İranlıların eline geçen Bağdat’ın, IV. Murat tarafından geri alınmasından sonra, 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması gereğince; bugünkü Nahçivan, Ermenistan ve başkent Erivan, Bağdat ve Basra karşılığında İranlılara bırakılır… Ancak 1828 yılındaki savaşta Ruslar karşısında yenilgiye uğrayan İranlılar, bu toprakları Rus İmparatorluğuna devretmek zorunda kalırlar.

Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki savaşlar neticesinde 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ise, Osmanlı Devletine Kafkaslar ve Balkanlar’da önemli topraklar kaybettirir… 93 harbi diye tabir edilen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisi ile sonuçlanır ve Rusya; batıda Yeşilköy, doğuda ise Erzurum’a kadar gelir… Ülkenin batısında bulunan Sırbistan ve Karadağ Osmanlı’dan kopar… Doğuda ise Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Diyarbakır, Erzurum, Van ve Muş eyaletlerinde Ermeni özerkliğinin önü açılır.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, 1914 yılında I. Dünya harbi içine çekilen Osmanlı Devleti; uğradığı saldırılara karşı koyabilmek için ülkenin her tarafında cephe açmak zorunda kalır… Osmanlı-Rus savaşları sırasında, Rus emperyalizmi tarafından başlatılan Osmanlı Devletini içten kemirme politikası kapsamında, Anadolu’nun çeşitli bölgelerindeki Ermeniler ve Rumlar kışkırtılır.

İmparatorluğun tüm topraklarını tehdit eder hale gelen örgütler kurulur ve isyanlar başlar… Zaten oldukça zayıflamış olan Osmanlı Devleti; hem birçok yönden gelen dış saldırılar, hem de içteki bu isyanlara karşı koyamaz duruma gelir… O dönemde eli silah tutan her Türk vatandaşı İmparatorluğun çeşitli cephelerinde savaşa çağrılmıştır çünkü… Özellikle bazı bölgelerde örgütlenmiş Ermenilerden gelen saldırılara karşı koyacak silahlı güçler yeterli olmayınca Osmanlı Devleti başka önlemler almak zorunda kalır.

Dönemin Osmanlı Genelkurmay I. Başkanı olan, Alman Friedrich Bronsart von Schellendorf’un tavsiyesi üzerine; dış güçlere karşı cephe açılmış olan bölgelerdeki gayri Müslümlerin geçici olarak başka bölgelere gönderilmeleri için ‘tehcir’ adı altında bir kararname çıkartılır Mayıs 1915’te.

Ancak bölgelerindeki Ermeni nüfus yoğunluğunu artırmak için, erkekleri savaşta olan aileler üzerine baskı uygulayan Ermeni örgüt militanları; çocuk, kadın ve yaşlıları çoktan göç yollarına sevk etmişlerdi… O kadar ki; Van’dan Tatvan’a gemiler ile kaçıp kurtulmaya çalışan ailelerin; Ermeni kaptanlar tarafından Tatvan’a giderken dönüş yaparak tekrar Van’daki çetecilere teslim edilerek katledilmeleri, kanıtlanmış gerçeklerdir.

‘Tehcir’ kanununun çıkartıldığı dönemde Osmanlı toprakları içerisinde 1 milyon 300 bin Ermeni’nin yaşadığı ve bunun sadece 600 bininin göç kararnamesine tabi olduğu Osmanlı arşivlerinde belirtilmiştir… Göç için yollara düşen 400 bin Ermeni’nin 350 bini gideceği yere varmış; 50 binin büyük bir kısmı dizanteri, tifo gibi salgın hastalıklara yenik düşerken, geri kalanı ise asker kaçakları ile bölgesel çetecilerin saldırıları sonucu öldürülürler… Bu rakamlar dönemin Alman ve Amerikan büyükelçiliklerinin ülkelerine gönderdikleri raporlarda yer almaktadır.

Unutulmamalıdır ki ayni dönemde, ayni hastalıklardan Osmanlı askerlerinin verdiği zayiat 500 binin üzerindedir… Öte yandan, göç etmiş olan Ermenilerin yüzde 98’i savaş sonrasında tekrar evlerine dönmüştür.

Halbuki Ermeni zulmünden kaçmak zorunda kalan 1 milyon 600 bin Türk’ün en az 1 milyonu; Ermeni katliamları, hastalık, susuzluk ve açlıktan ölmüşlerdir… Iğdır ve Erzurum gibi yörelerde tespit edilen toplu mezarlarda çıkan kemiklerin büyük bir çoğunluğunun Türklere ait olduğu kanıtlanmıştır.

Bu veriler ABD yetkilileri tarafından Amerikan hükümetine sunulan raporlarda mevcut olmasına rağmen gerçek durum kamuoyundan hep gizlenmektedir… Aslına bakarsanız, Amerikan kamuoyunun bilmediği yahut da bilmek bile istemediği o kadar çok gerçeklik vardır ki…

Kristof Kolomb’un Amerika’ya ulaşmasından sonra 5 asır boyunca gerçek yerliler olan Kızılderililere yapılan soykırım… Ve dünyanın diğer bölgelerindeki soykırımlar: 1864 Çerkes, 1905 Namibya, 1925 Libya, 1932 Ukrayna, 1941-1945 Nazi, 1945 Cezayir, 1975 Kamboçya, 1992 Bosna, 1992 Hocalı, 1994 Ruanda katliamları neticesinde yok edilen 10 milyonlarca masum insan ve bugün dahi yok edilmeye çalışılan topluluklar; Uygurlar, Arakanlılar ve diğerleri…

Geçmiş ABD Başkanları’nın doğrudan ‘soykırım’ olarak telaffuz etmekten kaçınıp ‘büyük felaket’ olarak tanımladıkları 1915 olaylarını yeni Başkan Biden’ın çok açık bir şekilde ‘soykırım’ olarak ifade etmesi, beklenen bir gelişme olmakla birlikte dünyanın sonunu getirmeyecektir… Propaganda sürecinden başlayarak, güçlenen Türkiye’yi hedefine koymuş bir Başkan’ın yapacağı zaten buydu… Gücünü hızla artıran bir ülkeyi, kontrolü altında tutmayı başaramayan küresel sermayenin yaptırmak istediği de buydu çünkü.

Bugün ABD’nin çeşitli yerlerinde; yoğun olarak Kaliforniya, New York, New Jersey ve Massachusetts gibi eyaletlerde 800 bin Ermeni yaşamaktadır… Bunlar çoğunlukla büyük iş sahipleri ve oldukça varlıklı Amerikan vatandaşlarıdır… Seçimler sırasında özellikle bireysel olarak Millet Vekili adaylarına büyük finansal destek vermektedirler… Görevde olan ve yeni göreve gelecek olan parlamenterler bu desteğin devamı için 1945 yılından bu yana 1915 olaylarını soykırım olarak nitelemek zorundadırlar.

Ancak ne yazık ki dünya genelinde, parlamentolarında 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanımlayan ABD dışında 31 ülke daha var… Ve ne yazık ki, bunlar içerisinde dost bildiklerimiz de var; Libya gibi, Maduro’nun Venezuela’sı gibi…

Demek oluyor ki; biz bu işi dünyaya anlatamamışız… Türkiye İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek’in 2005 yılında, bu konuda katı kuralları olan İsviçre’de verdiği konferanslar sırasında ‘Ermeni soykırımını’ reddettiği için; İsviçre-Ermenistan Derneği’nin açtığı davada mahkum edilmesine rağmen, uzun bir mücadele sonucunda AİHM Doğu Perinçek’i suçsuz bulmuştur… Tıpkı bu örnekte olduğu gibi yılmadan 1915 gerçeklerini dünyanın gözleri önüne sermek gerekmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘arşivleri açma’ teklifini, bilerek yalan söyleyen ABD Başkanı Biden’ın kabul etmesini beklemeden, ki bunu hiçbir zaman kabul etmeyecektir, bu belgelerin bağımsız tarihçiler tarafından incelenmesini bir şekilde sağlamak gerekmektedir… 1915’teki olayların gerçek kanıtları sadece Türkiye’nin elindeki arşivlerde değil; BM öncesinde faaliyet gösteren Milletler Cemiyeti’nin hazırladığı raporda ve o dönemin Alman ve Amerikan Büyükelçiliklerinin kendi ülkelerine gönderdikleri belgelerde de yer almaktadır… Üstelik, bir zamanların Ermeni terör örgütü ASALA’nın kimliğini ve 1973 ile 1984 yılları arasında katlettiği 42 diplomatın öldürülme nedenlerini de gözler önüne sermek gerekecektir.

Günün Sözü

Ermeni halkını bir kuyunun 1915 metre dibinde tutmaya çalışanlar var. O travma içinde onu tutmak istiyorlar. Oysa artık kuyunun ağzındaki ışığa erişmesi, bu kuyudan kurtulması gerekir.

Hrant Dink

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI