18.08.2021 01:52 | Güncelleme Tarihi: 18.08.2021 01:52
İnsan yapımı doğal afet mi olur diyeceksiniz… Bir şey ya insan eliyle yapılmıştır, ya da doğanın bir hikmetidir… Doğru ama bu; doğanın milyonlarca yıl boyunca bir sürü hesap kitap yaparak, bir sürü deneyimler geçirerek, özene bezene oluşturduğu sisteme; insanoğlunun haddi olmamasına rağmen müdahale etmeye başlamasından çok önceydi.
Ne zaman ki insanoğlu, yüzyıllardır tsunamilerin oluştuğu deniz kıyılarına yerleşmeye başladı; işte o zaman dev dalgaların oyuncağı oldu…
Ne zaman ki insanoğlu, yüzyıllardır depremlerin olduğu fay hatları üzerine hiçbir mühendislik kriterine uymayan yüksek yapılar yapmaya başladı; işte o zaman karton gibi katlanan yıkıntılar arasından feryatları duyulmaya başlandı…
Ne zaman ki insanoğlu, yüzyıllardır ormanların yurdu olan alanlar üzerine ağaçları yok ederek yapılaşmayı yeğledi; işte o zaman alevlerin yuttuğu, bir ömür boyunca üretilenlerin yok oluşunu acı acı seyretmekten başka bir şey gelmedi elinden…
Ne zaman ki insanoğlu, yüzyıllardır derelerin oluşturduğu yataklar üzerine konut dikmeye başladı; işte o zaman bir anda nereden geldiğini anlayamadığı, hırçın çamurlu su akışı içerisinde kaybolup gitti…
Ne zaman ki insanoğlu, yüzyıllardır güneş ışınlarının dengelendiği atmosferin yapısını, sadece 1 yılda 40 milyar ton karbon-dioksit (CO2) emisyonu göndererek bozdu; işte o zaman küresel ısınmanın yarattığı problemlerle baş edemez duruma geldi.
Ve ne zaman ki insanoğlu, yüzyıllardır Ezine çayının oluşturduğu yatak üzerine parasal hırs ve cahilliğe tutsak kalarak yüksek binalar inşa etmeye başladı; işte o zaman 54 canın ve bir şehrin yok oluşu karşısında aciz ve korkunun en anlamlısını sergilemekten başka bir şey yapamadı.
11-12 Ağustos tarihlerinde 36 saat boyunca aralıksız yağan şiddetli yağmur sonucunda başka ne olması beklenirdi ki zaten?
Kastamonu’nun Bozkurt ilçesi; Karadeniz kıyılarından başlayarak, sarp dağlardan süzülen suların oluşturduğu Ezine çayının taşkın yatağı düzlükleri üzerinde kurulmuş 5 kilometre güneye kadar uzanan şirin bir kentimiz idi 11 Ağustosa kadar.
Yerine gitmeye gerek kalmadan coğrafi bir harita üzerinden bile Bozkurt ilçesine baktığınız zaman, uzman olmayan aptal bir insanın dahi Ezine çayı taşkın sınırlarını çok net bir şekilde görebileceği bir manzara ile karşı karşıya kalırsınız.
Ancak başka bir manzara daha var o harita üzerinde… Ezine’nin “burası benim yatağımdır, şu an kullanmasam da, fazla yağmur yağdığında buralara kadar taşacağım” dediği alanlar üzerine yüksek katlı konutlar inşa etmiş bazı Bozkurt açıkgözleri.
Belediye de işlerini kolaylaştırmış onların… “Birkaç kilometre genişliğindeki yatak sana çok fazla, senin yatağını 20 metre ile sınırlıyorum” diyerek istinat duvarları inşa etmiş suyun aktığı yatağın iki yakasına.
Orman Dairesi de kalkmış doğradığı binlerce ağacın tomruğunu kentin girişine Ezine çayı kıyısına depolamış… Doğa, ne kadar yağış bırakacağını sana mı soracak? Vermiş 36 saat boyunca rahmeti… Tomrukları taşımış köprüye kadar… Köprü tıkanmış, bir baraj gibi birikmiş arkadaki su… Yıkılmış köprü sonra ve daha büyük bir enerji ile aşağılara akarak yutmuş çok katlı binaları ve 54 zavallıyı.
İşte ‘insan yapımı doğal afet’ tam da böyle olur… Bir değil, 10 değil, 100 değil, sürekli yaşıyoruz buna benzer afetleri… İşin acı tarafı, hiç ders almadan; hiç “yanlışın neresinden dönülürse kardır” demeden… Ayni yanlışları, hem de bile bile yapmaya devam… Sonrası felaket, pisipisine yitirilmiş canlar, acı, gözyaşı hepsi bir arada…
Günün Sözü
Artık kurallara göre oynayarak dünyayı kurtaramayız, çünkü kurallar değişmek zorunda kaldı. Bireysel değişim yerine sistemin değişmesine ihtiyacımız var, ama biri olmadan diğerini elde edemezsiniz. Bu yüzden, sizden uyanmanızı ve gerekli değişiklikleri yapmanızı istiyorum.
Greta Thunberg