Montrö Gerçeği ve Kanal İstanbul - ADEM AKÖL

12 Nisan 2021 Pazartesi 09:52

Geçtiğimiz Cuma günkü ‘Montrö Gerçeği’ isimli yazımızda I. Dünya savaşı sonrası 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’nden başlayarak, 1920 Sevr Antlaşması; ardından 1923 Lozan Antlaşması; ve nihayetinde 20 Temmuz 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden bahsederek, küresel sermayenin Karadeniz’deki emellerini ve 104 emekli amiralin bir gece yarısı yayınladıkları bildirinin aslında kimlerin işine yarayacağını vurgulamıştık.

Kanal İstanbul Projesi’ni gerekçe göstererek, bilimsellik adı altında mesnetsiz çeşitli bahanelerle; aslında gerçek amacın Montrö üzerinden tartışmalar başlatarak hem Türkiye’yi zor durumda bırakmak, hem de küreselcilerin askeri güçlerine Karadeniz kapılarını açmak olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.

Onların iddia ettikleri gibi Kanal İstanbul Projesi’nin hayata geçirilmesi Montrö’ye hiçbir zarar vermeyecektir… Kaldı ki, Kanal İstanbul Projesi’nin amacı Montrö’yü delmek değil; hem İstanbul’a yaraşır mega bir proje daha kazandırmak, hem de Montrö’nün bazı maddelerinden ötürü geçişlerden elde edilen komik rakamları, kabul edilebilir seviyeye çıkarmaktır.

Şunu belirtmekte de yarar olduğunu düşünüyorum… İstanbul Boğazı’na paralel bir kanal inşa etme fikri ta 16. yüzyıllarda Osmanlı zamanında ortaya atılmıştır… O yıllarda bile böyle bir kanal ihtiyacı hasıl olmuşsa, bugün bunun inşası için çok geç kalınmış demektir… Daha sonra 1985 ve 1990 yıllarında bazı bilim adamları tarafından yeniden gündeme getirilir böyle bir kanal ihtiyacı… Hatta 1994 yılındaki genel seçimler sırasında DSP Genel Başkanı merhum Bülent Ecevit, ‘çılgın proje’ diye İstanbul kanalını seçim malzemesi olarak kullanır.

Şimdi isterseniz Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin bazı maddelerine şöyle bir göz atalım… Öncelikle sözleşmenin giriş bölümündeki “boğazlar” tanımı çok önemlidir… “Boğazlar” ifadesi Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nı bir bütün olarak ifade etmekte ayrı ayrı değerlendirmemektedir… Sözleşmede İstanbul Boğazı yerine, Karadeniz Boğazı denilmektedir.

Burada şöyle bir yorum yapmakta fayda vardır… Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hükümsüz kılabilmek için Kanal İstanbul’un Karadeniz kıyılarından başlayıp Marmara kıyılarında bitmesi yeterli değildir çünkü “Boğazlar” ifadesi altındaki 3 boğazdan sadece birini baypas ediyorsunuz… Montrö’nün geçersizliğini kılabilmek için kanalı Karadeniz kıyılarından başlatarak Ege Denizi’nin kuzeyindeki Saros körfezine kadar uzatmanız gerekecektir.

Sözleşmenin 2. maddesinde; barış zamanında, ticaret gemileri, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem yapılmadan Boğazlar’dan gidiş-geliş tam özgürlüğünden yararlanacaklardır… Bu gemiler, Boğazlar’ın bir limanına uğramadan transit geçerlerken sadece sağlık, fener, şamandıra ve kurtarma hizmetleri için harç öderler… Kılavuzluk ve yedekçilik hizmetleri ise isteğe bağlıdır… Ve bu ücretler sözleşmenin imzalandığı tarihteki Fransız Frank’ının altın değeri üzerinden sabitlenmesi sonucunda oluşmuştur; komik derecede düşük ücretlerdir yani bunlar.

Sözleşmenin 8. maddesinde denizaltılar, uçak gemileri ve taşırdığı suyun ağırlığı (sutaşırımı) 8 bin tonun üzerinde olan savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçemeyeceği belirtilmektedir… Ancak Karadeniz’e kıyıdaş devletler, başka bir ülkeden satın aldıkları gemilerini Türkiye’ye önceden haber vererek deniz üslerine götürebilirler.

Sözleşmenin 13. maddesinde Boğazlar’dan savaş gemilerinin geçebilmesi için, 8 ila 15 gün önceden Türkiye’ye bildirilmesi gerekiyor deniliyor.

Sözleşmenin 14. maddesinde Boğazlar’dan transit geçecek savaş gemileri sayısı 9’dan fazla olamayacağı ve toplam ağırlığın en fazla 15 bin ton olabileceği belirtilmiştir.

Sözleşmenin 18. maddesi; Karadeniz kıyıdaşı olmayan devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri savaş gemilerinin toplam tonajı 30 bin tonu aşamaz ve kalış süresi 21 günü geçemez denilmektedir.

Sözleşmenin 20. maddesinde; sulh zamanında Türk savaş gemileri de ayni kurallara uyum gösterir ancak savaş zamanında veya savaş tehlikesi hissedildiği zamanlarda, Türk Hükümeti dilediği gibi davranmakta serbesttir ifadeleri yer almaktadır.

Boğazlar’dan sürekli tonaj artışı göstererek, yılda ortalama 45 bin gemi geçiyor, Süveyiş Kanalı’nın neredeyse 3 katı… Bu gemilerin yaklaşık yarısı, transit geçiş yaptığı için Montrö’nün 2. maddesine tabidir… Ancak diğer yarısının yönlendirmesi tamamen Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılmaktadır… Yani Kanal İstanbul tamamlandığı zaman bu gemilerin büyük bir kısmı oraya yönlendirilebilecektir.

Bugünkü verilere göre Boğazlar’dan geçişlerde; küçük gemilerde ortalama 15 saat, büyük gemilerde ise ortalama 30 saat bekleme süresi tespit edilmiştir… Küçük gemilerin günlük maliyeti ortalama 40 bin dolar, büyük gemilerin ise 140 bin dolardır… Boğazlar’dan geçiş izni alabilmek için beklemek yerine, masraflarının yarısını Kanal İstanbul’a vermeyi tercih edecek çok sayıda gemi olacaktır.

Yani bugünün koşullarında Türkiye’nin Montrö’yü gözden çıkarması mümkün değildir… Ancak Kanal İstanbul’u bahane ederek, hem böyle önemli bir projenin yapımını engellemek hem de Montrö ile Türkiye’nin başına çorap örerek, Karadeniz’de küreselcilere imtiyazlar sağlanması amaçlanmaktadır… Ancak unutulan bir şey var; Türkiye eski Türkiye değildir…

Günün Sözü

Bir ulus, birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI