Rumların Hadsizliği - ADEM AKÖL

3 Mayıs 2021 Pazartesi 00:40

Geçtiğimiz ayın son günlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde, gayrı resmi olarak düzenlenmiş olan 5+1 görüşmeleri de başarısızlıkla sonuçlandı… Biraz Avrupa Birliğinin Türkiye’yi sıkıştırması, biraz da Türk tarafının yeni önerilerinin kayda geçirilebilmesi için, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nden talep edilen ve her hangi bir resmi yönü olmayan zirve, 27 Nisan’da başlayıp 29 Nisan’da sona erdi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres nezaretinde, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis arasında yapılan görüşmelere; garantör devletlerin temsilcileri olarak Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikolaos Dendias ve İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab da katıldı.

Hatırlayacaksınız, en son 2017 yılında yine İsviçre’nin Crans Montana kentinde gerçekleştirilen ve 10 gün süren müzakerelerden hiçbir sonuç çıkmamış, Türk tarafının federasyon tezine rağmen, ‘masayı deviren’ Rum tarafı olmuştu.

Bardağı taşıran son damlaydı Crans Montana… Yıllardır bilinen Rum niyetinin bir kez daha dışa yansımasıydı… İki toplum arasında 1968 yılında başlayan görüşmeleri, her şeye rağmen Türk tarafı iyi niyetle sürdürmüş, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını savunan Türk liderleri bile, Rumların ‘hep banacı’ tutumları yüzünden hayal kırıklığına uğramıştı.

Bir federasyon çözümü olan ‘Annan Planı’na, 24 Nisan 2004’te her iki tarafta yapılan referandumda Türk tarafının yüzde 65’lik ‘evet’ oyu karşılığında Rum tarafının yüzde 75 ‘hayır’ demesine rağmen, sadece 6 gün sonra 1 Mayıs 2004 tarihinde Rum tarafı AB’ne kabul edilerek ödüllendirilmiştir… Halbuki Rumların 1963’te gasp ettikleri, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında, Türkiye ve Yunanistan’ın yer almadığı bir uluslararası birliğe Kıbrıs’ın katılamayacağı çok açık bir şekilde belirtilmektedir.

Tam da bu noktada Türk tarafının görüşmelere artık katılmaması gerekirken; bir yıl sonra KKTC’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görevi Rauf Raif Denktaş’tan devralan sol görüşlü Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin lideri Mehmet Ali Talat, ayni dönemde solun iktidarda olduğu Rum liderlerle büyük bir beklenti içerisinde diyaloğu sürdürmüş ancak hiçbir ilerleme kaydedilememişti.

Talat’tan sonra Cumhurbaşkanı olan sağcı Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu’nun görüşmelere isteksiz katılmasının ardından Cumhurbaşkanı olan Mustafa Akıncı’nın ‘bu işi ben çözerim’ edasıyla verdiği bunca uğraş da boşa gitmiştir.

Rum lider Anastasiadis’in Crans Montana’da masayı devirmesi sonrasında uzun süre hiçbir müzakere zemini oluşmazken, geçtiğimiz 18 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Ersin Tatar; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile tam bir uyum içerisinde, federasyondan vazgeçerek yeni bir tez hazırlar… 27-29 Nisan tarihlerinde yer alan Cenevre görüşmeleri, hazırlanan bu yeni tezin kayıtlara geçirilmesinin fırsatını yaratmıştır.

Türk tarafının 6 madde ile özetlediği yeni tez; Türkler ve Rumların eşit uluslararası statü ve eşit egemenliğinin BM Güvenlik Konseyince onaylanması; sonra da eşitlenmiş iki devletin ortaklık kurabilmesi için Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de desteğini alarak görüşme masasına oturulması esasına dayandırılmaktadır.

Türk tezine şiddetle karşı çıkan Rumlar, hidrokarbon gelirlerini paylaşmamakta ısrar ederek; alay edici tavırlarla Maraş ve Ercan Havaalanı’nın BM kontrolüne, Mağusa limanının ise AB kontrolüne verilmesi önerisinde bulunurlar… Cenevre’de anlaşılan odur ki; Rumların, Kıbrıs’taki Türkleri yıllarca iletişim ve ulaşım özgürlüğünden yoksun birkaç kantonda tutsak yaşatma arzuları, yeniden depreşmiş…

Kısır görüşmelerle boşa geçirilen 53 yıla çok yazık olmuş… Daha önceki yazılarımda hep vurguladığım gibi, kafalar değişmedikçe Rumlarla masaya oturup zaman tüketmenin hiçbir gereği yoktur… Türkiye’nin çekinilecek bir güç haline gelmiş olması ve yaşadığımız coğrafyadaki konjonktür, bugün KKTC’nin tanınmasının önünü açmış bulunmaktadır… Yapılması gereken tek şey, büyük bir azimle yılmadan uğraş vermektir.

İngiltere’nin Cenevre’ye getirdiği Desentralizasyon (zayıf merkezi yönetim ve güçlü iki yapı) önerisi ve Rum ile Türklerin karşılıklı olarak birbirlerinin varlıklarını tanımaları önerileri yanında, Rum lider Anasdasiadis’in resmi olmayan kişisel görüşünün de bu yönde olması, artık Kıbrıs’ta bağımsız iki devletin kurulmasının zamanı geldiğini göstermektedir.

 

Günün Sözü

‘Şartlar hazır olana kadar bekleyelim’ dersek, hayatımızın sonuna kadar bekleriz.

Lemony Snicket

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI