Türkiye-Mısır Yakınlaşması - ADEM AKÖL

12 Mayıs 2021 Çarşamba 01:32

Geçtiğimiz 22 Mart tarihli “Mısır, Türkiye ile Antlaşmaya Ne Kadar Yakın” başlıklı yazımızda, yeni başlamış olan Türkiye-Mısır yakınlaşmasından bahsederek, bu işin kolay olmayacağını ancak her iki ülkenin çıkarları doğrultusunda atılan bu adımların muhakkak olumlu sonuçlar doğuracağını vurgulamıştık.

Mısır’da 2013 yılında Müslüman Kardeşler Örgütü’nün oylarını alarak, ilk defa seçimle iş başına gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yapılan darbe sonrasında yönetimi ele geçiren Abdülfettah El Sisi’ye karşı tepkiler, Türkiye’de hat safhaya çıkmış, iş karşılıklı olarak elçiliklerin kapatılmasına kadar varmıştı.

O zamanlar oldukça duygusal bir anlayışla alınan bu karar, her iki ülkenin de büyük siyasi ve ekonomik kayıplara uğramasına rağmen, nefretin boyutu hem siyasiler hem de medya tarafından abartılarak zirveye taşınmıştı… Nitekim, darbenin ilk yıllarında yüzde 80’lerde olan Türkiye sempatisi giderek azalmış, son dönemde yüzde 40’ların altına düşmüştür.

Mısır’daki medyanın, büyük oranda Fransız sömürgeci kapitalin elinde olması; sanayisinin yüzde 60’ını elinde bulunduran Mısır Silahlı Kuvvetlerinin Fransa ile olan yakın ilişkisi; öte yandan İngiltere ve Amerika’nın ülkedeki etkinliği, Türkiye-Mısır yakınlaşmasına olanak tanımamıştı.

Emperyalizmin elinde bir oyuncak haline gelen Sisi’nin Mısır’ında, ekonomi dibe çökerek halkın yüzde 70’i açlık sınırına gerilerken; silahlı kuvvetlerine milyarlarca dolar ödettirerek hiçbir işe yaramayacak abartılı malzeme alımı yaptırılmıştır… Fransa ile 30 adet Rafale savaş uçağı alımı için atılan imzalar, bunun en taze örneğidir.

Öte yandan, Sisi döneminde hayat bulamayan Müslüman Kardeşler; Mısır, Suriye, SA, Bahreyn, BAE ve Rusya tarafından terör örgütü olarak kabul edilirken; Türkiye, Katar, Libya, Ürdün, Filistin ve Sudan tarafından kabul görmüşlerdir… Özellikle Türkiye’de faaliyete geçirdikleri bazı medya kuruluşlarında Muhammed Mursi’yi katleden Sisi’ye yüklenmeleri, mevcut Mısır yönetiminin hoşuna gitmemiştir.

Öteden beri Mısır, kendini Arap dünyasının lideri olarak tanımladığı için, Türkiye’nin bazı Arap ülkelerindeki etkinliğinden rahatsızlık duyarak, onu rakibi olarak görmesine neden olmuştur… Bunun ötesinde, Mısır’ın ilgi duyduğu Doğu Akdeniz, Libya, Sudan, Etiyopya, Somali, ve bir zamanlar ortak devlet bile kurduğu Suriye; Türkiye’nin de doğrudan odağında olması, Türkiye-Mısır ilişkilerinin gergin seyretmesinin nedeni olmuştur.

Son bir yılda iki ülke arasında başlayan buzların çözülme süreci, geçtiğimiz 18 Şubat’ta ivme kazanır… Kıbrıs’ın batısında bulunan 18. Parselde hidrokarbon araştırması için çıkılan ihalede, parsel sınırlarını Yunanistan’la yaptığı MEB antlaşmasına göre değil, Türkiye ile yapacağı olası antlaşmaya göre belirleyen Mısır Hükümeti’nin bu kararı, ilişkilerin iyileşmesi yönünde atılmış güçlü bir adım olarak kabul edilir.

Bunun üzerine teknik bir heyetle Türkiye’nin Mısır’a yaptığı iyi niyet ziyaretini, baltalamak isteyen Fransız güdümündeki Mısır medyasının; yakınlaşma için Türkiye’nin önüne konulduğunu iddia ettiği 10 maddelik idam fermanına rağmen, yapıcı görüşmeler devam eder.

Geçtiğimiz günlerde, iki ülke arasındaki yakınlaşma Dışişleri Bakan Yardımcılığına kadar yükselerek sorunun ana kaynağı olan Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Irak ve Müslüman Kardeşler konularını içeren bir nevi istikşafi görüşme yapılır… Olumlu bir havanın estiği toplantılar sonrasında Mısır Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye davet edilebileceği yönünde bilgiler sızar medyaya.

Şurası bir gerçek ki, Mısır’la ilişkilerin düzelmesi o kadar da kolay olmayacak… Türkiye’de farklı bir anlam yüklenmiş olmasına rağmen, Rabia işaretini 8 yıl boyunca meydanlarda dillendirmemiz, Müslüman Kardeşler örgütüne kanat açmamız ve sürekli olarak Sisi’ye “darbeci ve Mursi’nin katili” diye hitap etmemizin, meydana getirdiği yaranın kolay silinmesini bekleyemeyiz.

Yaşanmış gerçekleri hiç kimsenin değiştirmesi mümkün değildir… Ancak ortada çok daha önemli, hissi duyguların önüne geçen, başka bir gerçek daha vardır… Her iki ülke halklarının Osmanlı zamanından süregelen derin bağları vardır ve her iki halkın da bu yakınlaşmadan büyük ekonomik çıkarları olacaktır… Bunun sabote edilmesine kesinlikle izin verilmemelidir.

Günün Sözü

Bir insanın en büyük hatası başkalarına gereğinden fazla değer vermek değil, kendine hak ettiğinden daha az değer vermektir.

Gabriel Garcia Marquez

Kolombiyalı, 20. Yüzyılın en önemli yazarlarından.  

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI