Aşk Acısının Hukuki Boyutu - ARB. & AV. CENNET AŞAMA

8 Şubat 2021 Pazartesi 00:40

Türk Dil Kurumu'na göre, nişan kelimesinin anlamı; işaret, iz, belirti, alamet demektir. Nişanlanmanın da evliliğin belirtisi, alameti anlamına geldiği sonucunu çıkarabiliriz.

Türk Medeni Kanunu’muzun aile hukuku bölümü nişanlılık müessesi ile başlar. 118. maddesi  “Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.” şeklinde düzenlenmiştir. Kanundaki bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere ailenin temelinin atıldığı ilk aşamadır nişanlılık.

Geçtiğimiz günlerde gündemde yer alan habere göre, bir mesaj  ile nişanı bozan kişi aleyhine açılan tazminat davasında Yargıtay “söz konusu somut olay açısından” manevi tazminata hükmedilemeyeceğine yönelik karar vermişti. Verilen bu kararda;

Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; nişanın davalı tarafından sebepsiz yere mesaj atarak bozulduğu, davacı S…’nın kusursuz olup çektiği üzüntü göz önüne alınarak, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda anılan yasal düzenlemeler ve açıklamalar ile olayın özellikleri bir arada değerlendirildiğinde, davalının mesaj atarak nişanı bozması, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmez. Buna göre, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…” şeklinde hukuki değerlendirme yapılmıştır.

Kararı hukuki çerçevede değerlendirmek gerekirse, öncelikle Türk Medeni Kanunun 121. maddesinde “Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” Bu maddedeki kilit nokta kişilik hakkı kavramıdır. Kişilik hakkı kavramı konusunda yine Yargıtay’ın akıldaki sorulara cevap niteliğindeki şu kararını inceleyelim;

“Nişanın bozulmasının, taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratması ve menfaatleri haleldar etmesi doğaldır. Doğal olan bu üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz. Bir kere nişanlandıktan sonra tazminat ödeme tehdidi altında bulunmak suretiyle evlenmeyi taraflar için zorunlu hale getirebilecek şekilde manevi tazminata hükmedilemez. Ancak nişanın bozulması nedeni ile fahiş bir zarar doğmuş ve bu nedenle kişilik hakları da saldırıya uğramış ise bu durumun ispatı halinde manevi tazminata hükmedilebilir.

Somut olayda; davacı ile davalının aileleriyle birlikte nişan öncesinde alışverişe çıktıkları, alışveriş sonrasında davalının davacının fiziksel yapısından rahatsızlık duyduğuna dair mesajlar gönderdiği, davalının nişan töreni öncesinde davacının basenlerini kontrol edilmesine izin vermemesi halinde nişanın yapılmayacağının söylediği, davalının isteği üzerine bir sonraki gün kuaförde diğer davalı ile davalının kardeşi Elif'in davacının basenlerini kontrol ettikleri, bu olayların etkisinde kalan davacının aynı gün nişanı bozmak zorunda kaldığı, davalının davranışlarının davacıyı küçük düşürücü, kişilik haklarına zarar verici nitelikte bulunduğu, davacının üzüntü duymasına eden olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu kapsamda davalının davacıya yönelik eylemleri sonucu manevi tazminatın yasal koşulları oluşmuştur.”

İşbu kararda, kişinin fiziksel yapısına yönelik yapılan hakaret aşk acısından daha vahim bir manevi anlamda yıkıma sahiptir. Kişilik hakkı, kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini temin eden öğelerin tümü üzerindeki haklarıdır. Bu haklar kişiliğe bağlı, dokunulmaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Dolayısıyla hakaretiftiraküfürtehdit veya kişinin adı, soyadı, nitelikleriyle (dış görünüşü, konuşma bozuklukları vs.) dalga geçilmesi gibi toplum içerisinde bir kişinin saygınlığını zedeleyen tüm olay ve olgular, kişilik haklarına birer saldırıdır. Bu nedenledir ki yazının en başında sunulan karar açısından manevi tazminatı gerektirecek bir kişilik hakkından söz edilememektedir.

Verilen kararlardan bir sonuç çıkartmak gerekirse; aşk acısı her insanda farklı tezahür etmektedir. Bir insanın ayrılık sonrasında ne kadar acı çektiğini ve bunun derecesini ölçebilen bir cihaz ya da bilirkişi tespit edilemeyeceğine göre manevi açıdan nasıl bir zarar gördüğünün de tespiti imkansızdır. Elbette ki; bencilce yaşatılan aşk acısının bir cezası olacaktır ancak bunun muhakemesinin yapıldığı yer kişinin vicdanında yer alan mahkemedir.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI