Allah'ın katında dünya yılı ne kadardır? - BARIŞ SANIGÖK

5 Haziran 2021 Cumartesi 00:09



Allah’ın Günleri 1000 Yıl mı, 50000 Yıl mı?


“Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” (Hac  - 47)

“Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir.” (Secde - 5) “Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.” (Mearic - 4)


yevm arapça sözlük kitaplarında yevm için değişik manalar belirtilmiştir ve bazıları şunlardır:

-Güneşin doğuşundan batışına kadar.

-Gece ve gündüzü içeren tam yirmi dört saat.

-Mutlak anlamda zaman.

-Nimet.

-Hadise, vakîa vb. (İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, c. 12, s. 649 ve sonrası)


Örneğin, “Her gün yirmi dört saattir” ve “Nevruz (Yeni gün) on üç gündür” diye iki cümle içinde gün kelimesini kullandığımızda hiç kimse bizi çelişkili olmakla itham etmez. Zira ikinci cümlenin birinci bölümünde kullanılan gün, yirmi dört saat manasında olmayıp mutlak zaman manasındadır. Buna göre, belirtilen iki cümlede çelişkiye sebep olacak konu birliği mevcut değildir. Bu, benzeri bir örnekte şöyle dememize benzer: “Sınavlar on beş gün sürecektir” ve “Sınav günü hiçbir devamsızlık kabul edilmeyecektir.” Gün kavramı ilkönce yirmi dört saat ve sonra ise yirmi dört saati de aşabilecek mutlak zaman manasında kullanılmıştır. Bir kavramın böyle değişik kullanılışları, halkın konuşmalarında oldukça yaygındır. Kur’ân-î Kerim'de halkın dilinde nazil olduğundan, birçok yerde bu yöntemden istifade etmiştir. Örneğin bir âyette şöyle okumaktayız:

"Hani onlar Cumartesi yasağı konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları diğer günlerde ise gelmiyorlardı." (A’raf -163)


Bu ayette “gün” kavramı iki defa kullanılmıştır. Birinci defa normal bir gün yani Cumartesi manasında kullanılmış ve ikinci defa ise Cumartesi dışındaki diğer altı günü kapsayan günler manasında kullanılmıştır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Biz onların üstüne uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik." (Kamer - 19)

Başka bir ayette de şöyle buyuruyor:

"Ad kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgârla helâk edildi. Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti.” (Hakka 6 - 8)


Hiçbir insaflı insan birinci ayet gürültülü ve dondurucu rüzgârın bir günde olduğunu ve sonraki ayet ise bunun sekiz günde olduğunu bildirdiğinden bunlar arasında çelişki vardır diyemez! Çünkü bu ayetler üzerinde biraz düşünüldüğünde birinci ayetteki gün kavramından mutlak zamanın kastedildiği ve ikinci ayette ise yirmi dört saat manasında günün kullanıldığı anlaşılacaktır.

Hac - 47 ayet sürekli Peygamber’den (s.a.a) nübüvvetini ve doğru sözlülüğünü ispat etmesi için kendilerine ilahi azabı indirmesini isteyen inkârcıları uyarma hakkındadır. Onlar bu istekleriyle ilahi azap gelmemesi durumunda Peygamber (s.a.â) Efendimizin elçiliği hususunda (Allah’a sığınırız) doğru söylemediğini lanse etmek istemişlerdir! Bu doğrultuda ve bu müşriklere cevap olarak Yüce Allah c.c her ne kadar sizler aceleci olsanız da Allah’ın işinde acele olmaz ve sizin bin yılınız Allah’ın bir günüdür diye buyurmaktadır! Nitekim Nuh kavmine de yaklaşık bin yıl fırsat verilmiştir. (Ankebut - 14) Bu esas uyarınca, sonraki ayette ahalisi zalim olmasına rağmen nice memleket halklarına mühlet… verdim (Hac - 48) diye buyurulmaktadır.  Bunun sadece Allah’ın kendi düşmanlarını azaplandırmasında hiçbir acele ve telaşı bulunmadığını ve nitekim iki bin yıl veya daha fazlasının Allah için bir gün kadar olduğunu ve esasen Allah için zamanın söz konusu olmadığını gösterdiğini bilir. Zamana işaret eden, sadece bir konuyu iletmeyi hedefleyen ve tam bir miktarın gözetilmediği bu türden örnekler, Kur’ân-î Kerim ayetlerinde oldukça göze çarpmaktadır.

Mesela: - “Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır.” (Nahl - 77)

“Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. Anında gerçekleşir.” (Kamer, 50)

“(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz, ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir.” (Lokman - 28)


Bu şekilde beyan edilen ayetlerin tümü şu mana ve mefhumun göstergesidir: İnsan belirli ve az bir zaman diliminde yaşadığından ve kısıtlı bir güce sahip olduğundan, Allah’ın fiilinin niteliğini anlaması olanaksızdır. İnsan, Allah’ın fiillerini kendi ölçüleriyle değerlendirmektedir. Ama bu insan dünyevi yaşam hisarından çıkacak olursa, onun için zaman ve mekanın manası değişecektir. Nitekim insan kıyamet gününü ve onun zamansal genişliğini gözlemlediğinde kendi dünyevî yaşamının müddetinin bir gece veya bir günden çok olmadığı düşüncesinde olacaktır! (Naziat -46)

Secde 5 ayetinde Allah tarafından yaratılış aleminin nasıl yönetildiğiyle irtibatlıdır. Her ne kadar biz onun tüm sır ve gizemlerinden haberdar olmasak da bu ayette ona kısa bir işaret edilmiş ve ilahi emrin gökten yeryüzüne ve onun yeniden göğe dönmesinin her evrede dünyevî bin yıl sürdüğü açıklanmıştır. Bu esas uyarınca, bu ayette işaret edilen husus, sadece ilahi emirlerdeki her aşamanın gerçekleşme zamanıdır. Dünyada bunun kaç merhalesinin gerçekleştiği ve onun kaçıncı merhalesinde yani aşamasında kıyamet günü ve ahiret dünyasının yer alacağı ise tam olarak beyan edilmemiştir!

Mearic 4 ayet kıyamet hakkındadır. Bu ayette önceki ayetlerle çelişmeye sebep olacak şekilde Allah’ın günü elli bin senedir diye bir beyanda bulunulmamıştır. Bu ayet sadece kıyamet hadisesinin elli bin yıl çekeceğini ilan etmektedir. (Kaynak, İbn Şehraşub, Muteşabehu’l-Kur’an, c. 2, s. 106, Dar-ı Bidar, h.k. 1329)

Başka bir tabirle bu ayetteki “gün” kavramı daha önce işaret ettiğimiz gibi hadise ve vakia manasındadır. Buna göre, Mearic Sûresinde kıyamet vakiasının elli bin yıl olarak ilan edildiği, bunun elli aşamaya sahip olduğu, her aşamanın diğer sürelerde belirtildiğine göre normal bin yıla denk düştüğü ve her aşamada meleklerin yükseldiği ve indiği gözlemlenebilir. Bu şekilde, hiçbir ebedi ve mantıki sorun olmaksızın bu âyetler tevil ve tefsir edilebilir. İmam Sâdık’tan (a.s) nakledilen bir rivayet de bu tefsiri onaylamaktadır. Bir hadiste şöyle geçmektedir;

“Kıyametin elli merhalesi vardır ve her merhalesi bin yıldır." (Kuleynî, Muhammed b. Yakub, el-Kafi, c. 8, s. 143, Daru’l-Kutubi’l-İslamiye, Tahran, h.k. 1365)

Neticede ayetler ayrı konular hakkında nazil olduğundan ve konu birliği taşımadığından, birbirleriyle hiçbir çelişki arz etmemektedir. Bu alanda belirtilen delillere ek olarak, beyan edilmesi faydalı bir nokta da mevcuttur: Her ne kadar Hac süresi Medine’de nazil olmuşsa da Secde ve Mearic sürelerinin her ikisi de Mekke’de nazil olmuştur ama her daim Peygamber Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizi yalanlamak isteyen ve  Kur’ân-î Kerim ayetlerinde açık varmış gibi yalan ifade arayan düşmanlar, bu ayetlerde böyle bir çelişki gözlemlememişlerdir. O dönemin Araplarını hatta tüm yönleriyle  geri kalmış fertler olarak kabul etsek de onların hitabet ve konuşma açısından dönemin dünya halklarının çoğundan daha önde olduğunu kuşkusuz bilmekteyiz. Dolayısıyla onların böyle bir çelişkiyi tespit edecek ilmi bir kapasiteye sahip olmadıklarını veya hepsinin zayıf bir hafızaya sahip olduklarını yada önceki ayetleri unuttuklarını iddia etmek mümkün değildir! Allah’ın benzer bir süreyi getirmeye dönük çağrısına karşın insanların şimdiye dek böyle bir çağrıya yanıt vermemeleri ve bu alanda yapılmış çalışmaların sonuçta başarısız kalması, Kur’ân-î Kerim kutsal kitabın mucize olduğunun yerinde ve yeterince kanıtıdır.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI