Müslüman Olmayan Tarihçilerin Sorularına Cevaplar - BARIŞ SANIGÖK

6 Temmuz 2021 Salı 01:08

Gayri Müslimlerin Kur’ân-î Kerim'e yönelttikleri tüm eleştirilere ve Kur’ân’ın Allah’a ait olduğunu kabul etmemelerine rağmen, onun Hz. Peygamber’in olması hususunda asla kuşku duymamışlardır. Bu yüzden Kur’ân, en azından tarihi nakiller taşıyan en muteber kitap sıfatıyla referans alınabilir. Kur’ân-î Kerim'in birçok ayeti peygamberlerin mucizelerine, bunların içinde Hz. Musa’nın beyaz el, asanın ejderha olması ve Nil’den geçme kıssa ve mucizesine değinmiştir.

Bu ayetlerin bazıları şunlardır:

Kısas Süresi, 31 ve 32. Ayetler.

Neml Süresi, 10 ve 12. Ayetler.

Taha Süresi, 17 – 23, 66 – 70 ve 78. Ayetler.

Araf Süresi, 136. Ayet.

Zariyat Süresi, 40. Ayet.

Aynı şekilde birçok tarihi kitapta bu konulara değinilmiştir. Örneğin, İbn Kesir el-Bidaye Ve’n-Nihaye’de (Ebu’l-Feda İsmail b. Ömer b. Kesir ed-Dımeşkî, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Beyrut, Daru’l-Fikr, 1407/1986)

ve Yakubi tarih kitabında (Ahmed b. Ebi Yakub b. Vazih Yakubî, Tarih-i Yakubî, tercüme: Muhammed İbrahim, Âyeti, Tahran, İntişarat-ı İlmî ve Ferhengi, 6. baskı, 1371) buna değinmiştir. Tarihçiler ve biyografi yazarları, semavî kitaplardan ve masumlar ile din büyüklerinden nakledilen rivayetlerden yararlanarak, çoğunun adını yaşam öyküleriyle birlikte beyan etmişlerdir. Bunlardan bazıları şunlardır:

- en-Nuru’l-Mubin Fi Kısasi’l-Enbiya Ve’l-Mürselin, Muhaddis Cezayiri.

-  Kısasü’l-Enbiya, Fatıma Meşayih.

- Dastan-ı Peyamberan Ya Kıssehay-i Kur’ân Ez Âdem Ta Hatem.

Eğer kastettiğiniz şey, İmamların şahsiyetinin (s.a) tevhide dayalı dinlerin kitaplarına nasıl yansıdığıysa, bu durumda İslâmî rivayetlerden istifade edildiği kadarıyla, hem Peygamber-i Hatem’in (s.a.â) ve hem onun hak halifesi İmam Ali’nin (a.s) ve hem de diğer İmamların özellik ve erdemlerinin kutsal kitaplarda dile getirildiğini belirtmek gerekir. Yüce Allah (c.c)  Kur’ân-î Kerim'de şöyle buyuruyor:

“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu yani Peygamberi ve oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler." (Bakara - 146)

Bu ayet önemli bir hakikati gün yüzüne çıkarmaktadır ve bu şudur: Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz nurî, cismanî sıfatları ve diğer özellikleri önceki kitaplarda açık ve şeffaf bir şekilde belirtilmiş ve onun kâmil portresi bu kitaplar ile haşir neşir olan kimselerin zihninde yer edinmiştir.

Bir hadisede nakledildiğine göre Yahudi bir fert İmam Ali’ye (a.s) “Senin amcaoğlun Muhammed’in, senin ve evlatlarının Tevrat’taki adı nedir” diye sorar. İmam Ali (a.s) şöyle cevap verir:

"Tevrat’ta Muhammed’in adı ‘Tab Tab’, benim adım ‘İlya’ ve evlatlarımın adı da ‘Şûbber ve Şebir’dir.” Yahudi bu cevabı duyunca hemen Müslüman olur. Allah’ın birliği ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin elçiliğine şehadet ettikten sonra İmam Ali (a.s)' vasiliği ve velayetine şehadet eder. (Tusî, Hamza, es-Sekaf fi Menakıb, c. 2, s. 147, Kum, Ensariyan, 2. baskı, h.k. 1412)

Bu hadisten istifade edildiği üzere İmam Ali (a.s), Hz. Muhammed (s.a.â)'in halifesi ve vasisi sıfatıyla açık ve net bir şekilde Tevrat’ta geçmektedir. Eğer böyle olmasaydı, Yahudi İmam Ali’nin (a.s) sözlerini hemen kabul etmezdi. Aynı şekilde Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s) tümünün mübarek isimlerinin Tevrat’ta geçtiği ve İbranicede şöyle olduğu nakledilmiştir: “Mizmiz (Mustafa), İlya (Ali Murteza), Kayzur (Hasan Mucteba), İrytil (Şehid Hüseyin), Meşfur (Zeynelabidin), Meshur (Muhammed Bakır), Meşmut (Cafer Sâdık), Zumera (Musa Kazım), Hazad (Ali Rıza), Teymura (Muhammed Taki), Nestur (Ali Hadi), Nukaş (Hasan Askeri), Kadimunya (Muhammed b. Hasan) Zahibu’z-Zaman (a.c)." (Saduk, Uyun-u Ahbari’r-Rıza, c. 2, s. 147, Beyrut, Müessese-i İlmî Matbuati, h.k. 1404)

Ama Yahudiler ve Hıristiyanların elinde mevcut olan kutsal kitaplar değiştirilmiş ve tahrif edilmiştir. Bu yüzden rivayetlerde işaret edilen birçok konu mevcut Ahitler’de bulunmamaktadır. Bununla birlikte mevcut Tevrat’ta rivayetlerin muhtevasını onaylayan hususlar bulunmaktadır. Tevrat’ın Yaratılış Seferi’nde şöyle belirtilmiştir:

“Ey İbrahim senin İsmail hakkındaki duanı duydum. Şimdi onu bereketlendirecek, verimli kılacak ve yüce bir makama yükselteceğim. Onun evlatlarından on iki önder çıkacaktır.” (Tevrat, Yaratılış babı, 17/20, s. 14)

On iki önderin Ehl-i Beyt İmamlar’ından (a.s) başka bir şeye uyarlanmadığı apaçıktır ve bu konuda bulunan rivayetlere bakıldığında kastedilenin kesinlikle bu yüce şahsiyetler olduğu söylenebilir. Hıristiyanların resmi İncil’lerinde İmam Ali (a.s) hakkında özel bir konuya rastlanmamaktadır. Elbette böyle bir beklenti içinde de olunmamalıdır; zira gerçek ve hakikî İncil elde mevcut değildir ve mevcut İncil’ler gerçekte bazı havarilerin görüşleri olup İsa’nın (a.s) göğe yükselmesinden yıllarca sonra toplanmış ve düzenlenmiştir. Bu yüzden İncil’lerde birçok çelişki ve ihtilaf göze çarpmaktadır. Bu nedenle güvenilir değildirler. Bununla birlikte, “Ahitlerin Müjdeleri” kitabının yazarının söylediğine göre Barnabas İncil’inde, İmam Ali (a.s) her türlü yetkinliğe layık biri sıfatıyla anılmıştır. (Sadıkî, Muhammed, Beşaretu’l-Ahdeyn, s. 213, Tahran, Daru’l-Kutubi’l-İslamiye, h.ş. 1362)

Ama sorulmak istenen husus, dinler ve mezheplerin önemli ve muteber şahsiyet ve yazarlarının İmamlar (s.a) hakkındaki görüşünün ne olduğuysa, bu durumda genel olarak İmamların ve özel olarak da İmam Ali’nin (a.s) şahsiyetinin diğer dinlerin ileri gelenleri ve düşünürleri için bilinmez olmadığını belirtmek gerekir. Hıristiyanların en büyük yazarlarından sayılan George Jordac şöyle demektedir: “Ezel gibi bir geçmişi ve de ebediyet ve engin bir derinlik gibi baki geleceği olan insanî hakikati, insan akıl ve bilinciyle tanıştıracak Ali gibi yüce bir insan tanıyor musun?”

Hıristiyanların büyük şahsiyetlerinden ve güçlü yazarlarından ve düşünürlerinden bir olan Cibran Halil Cibran şöyle demektedir: "Ben, Ebu Talib’in evladının külli ruh ile ilişki kuran ilk Arap olduğuna inanıyorum. O, külli ruhun namelerini daha önce bunu hiç duymamış bir halkın kulağına okuyan ilk Arap şahsiyetti. O, misyonunu dünyalılara ulaştıramadan bu dünyadan göçtü. O, peygamberleri kavrama kapasitesi bulunmayan ve peygamberlere layık olmayan toplumlara gelen peygamberler gibi bu dünyadan gitti. Allah’ın bu işten kendisinin daha iyi bildiği bir hikmeti vardır.” Hıristiyan düşünür Mihail Nuayme şöyle demektedir: “Her ne kadar üstün bir deha ve yeteneğe sahip olsa da hiçbir tarihçi ve yazar bin sayfalık bir külliyatta olsa bile Ali (a.s) gibi büyük bir insanın kâmil portresini betimleyemez.”

-Kaynak-

-Caferî, Muhammed Taki, Şerh-i Nehcü’l-Belağa, c. 1, s. 173, Tahran, Defter-i Neşr-i İslâmî, 4. baskı, h.ş. 1380

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI