İnsan Ne ile Yaşar - CAN UĞURATEŞ

23 Mart 2021 Salı 00:10

Yazının ismi, zihinleri doğrudan Lev Nikolayeviç Tolstoy’un 1885’te yayınlanmış olan kitabına yönlendiriyor. “İnsan Ne ile Yaşar” başlığında, Tolstoy, konuyu özde iyilikle, sevgiyle bağlarken, başlıkta gizlenmiş bir kelime oyunu dikkatlerden kaçıyor. Yazar bunun farkında mıydı bilinmez. Ancak, başlığı şöyle okuyunca durum değişiyor: İnsan, “Ne” ile Yaşar. Yani insan, hayatının her aşamasında, önüne çıkan her şeyi sorgular. Böyle düşününce de değerlendirme değişim gösteriyor.

Aslında bu başlıkla oluşabilecek çıkarımlar artırılabilir. İnsan sevgiyle, dostlukla, arkadaşlıkla, iyi beslenmeyle, sportif faaliyetlerle, iyi ve mutlu bir evlilikle, güzel bir aile ortamıyla, verimli bir iş ortamıyla, tabiatla birlikte ve iç içe vesaire yaşar tanımlamaları yapılabilir.  Ancak, hayalleri olduğu müddetçe yaşadığı varsayımından hareketle, insanın, değişen her duruma uygun alternatifler geliştirerek, yaşam sürecine devam edebileceği gerçeği ortaya çıkar. İnsan beyni, muhteşem bir yaratıcılığa sahiptir ve bıkmaksızın yaptığı sorgulamalara bulduğu kendince uygun cevaplarla, kendine sürekli ve değişken bir yön çizer. Aslında bu kavramın açılımından, kader kavramının da anlamına ulaşılabilir. Yani insan, karşılaştığı her durumda bir seçim yapmakla zorunludur. Yaptığı her seçimle de geleceğini belirler. Seçim alternatifleri önceden kurgulanmış mıdır? Bu sorunun cevabı, inançların derinliğinde bir muammadır.

Peki, insan kendi geleceğini belirlemede gerçekten özgür müdür, işte bu sorunun cevabı tartışmaya açıktır. Yaratılış özelliği gereği, insan mizacı sorgulama esaslıdır. İnsan, merak edecek, sorgulayacak, sorguladıkça araştıracak ve gerçeklere ulaşacaktır. Ancak yapılan sorgulama ve araştırma sonrası ulaşılan gerçekler, doğru mu olacaktır? İşte burada, bulunulan çevre ve etkileşim halinde olunan toplumsal yapı devreye girerek, ulaşılması hedeflenen gerçeklerin doğruluk derecesini etkiler.

İnsan, hayalleri olduğu müddetçe yaşıyor ve yaşam süresince karşılaştığı her şeyi sorguluyorsa, sorgulamadan yola çıkarak her şeyi araştırıp, uygun değerlendirme yapabiliyorsa, ortaya çıkan sonuçlarla ulaşılan gerçekler, değişkenlikle, insanı doğrulardan uzaklaştırıp da yanlışlara götürebilir mi?  

Bu sorudan hareketle M.Ö. Dördüncü Yüzyıla giderek, Platon’un Mağara Alegorisine bir göz atmanın gerekliliği ortaya çıkar. Sonuç çok basit: Hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilir. Bakış açısı ve lanse edilen görünüm, tüm algıyı ve dolayısıyla gerçekleri değiştirebilir. Yani gerçek olarak algılanan her şey, doğru olmayabilir.

Bu durumda, insanın hayallerinin doğru gerçeklerle şekillenerek gelişebilmesi için, bilimsel odaklı bilgi birikimine ihtiyaç vardır. İnsan beyni sürekli açtır ve doymak için bilgiye ihtiyaç duyar. Beyin için bilginin niteliği önemli değildir. Beyin. İnsanın görmesi, duyması, hissetmesi, tatması, koklaması sonrası ulaşabildiği her veriyi depolayarak, yaşam sürecinin devamlılığında karşılaştığı sorunlarda, bu verilerden hareketle çıkarımlar yapar. Bu durumda beyne yüklenen bilginin niteliği de önem kazanır. Beyin, inancının baskısında, biat kültürünün etkisinde ve dogmalarla yüklenmişse, sorgulama yapmaktan kaçınacak ve en kısa yoldan, karşılaştığı sorundan uzaklaşmayı hedefleyerek, içinde bulunduğu toplumsal yapıda söylemlerle desteklenmiş olan ilk veriden hareketle, karşısına ilk çıkanı sahiplenecektir. Çünkü beyin, önce kolay olanı tercih eder ki zora ulaşmak da bilinçli bir eğitim ve sağlam irade gerektirir.

O halde “İnsan Ne ile Yaşar” sorusunun cevabı, bize göre şöyle olmalıdır: İnsan, her durumda sorgulardan hareketle, bilimsel temelli bilgi akışıyla ulaşılan doğru gerçeklerle kurgulanmış hayallerin değerlendirilmesiyle yapacağı doğru seçimlerinin, yaşam sürecine uyarlanıp, eyleme dönüştürülmesiyle yaşar. Kısaca insan, öğrendikçe, yani bilgiyle yaşar.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI