Modern Dünyanın Geçiştirdiği Kalıcılar: Suriyeli Sığınmacılar Gerçeği - EKREM ASLAN

24 Mart 2021 Çarşamba 00:53

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının en önemli sonuçları arasında yer alan ve Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin yapılanmasında çok önemli yeri olan göç ve mübadele 1923-1938 yılları arasında 802 bin göçmeni etkilemişti.  2011 yılı mart ayında başlayan ve aynı yılın Nisan ayında ülke çapına yayılan Suriye İç savaşı milyonlarca insanın başta Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak olmak üzere çeşitli ülkelere zorunlu olarak göç etmesine neden olmuştur. Şu anda Nisan 2011’den bu yana geçen 10 yıl içerisinde sadece Suriye’den 3,7 milyon sığınmacı kabul edilmiştir. Göç İdaresi verilerine göre   2020 itibariyle Türkiye’de 3,7 milyonu Suriyeli, 400 bini de diğer ülkelerden olmak üzere toplam 4,1 milyon geçici koruma ya da uluslararası koruma başvurusu yapmış veya bunu kazanmış kişi olarak kayıtlarda yerini almıştır. Türkiye’ye gelen toplam sığınmacı sayısı toplam nüfusun % 4’üne tekabül etmektedir. Suriye sınır komşusu illerimizden Kilis ili mevcut nüfusundan daha fazla Suriyeli sığınmacı barındırmaktadır. Yine komşu il olan Gaziantep’te geçici bir “Suriye Hükümeti”nden söz edilmektedir. Türkiye’nin Suriye ile olan uzun bir sınır boyunca komşuluğu ve hatta vatandaşları arasında belirli akrabalıkları olan bir ülke konumunda olması süreçteki rolünü önemli hale getirmiştir.

İşin gerek siyasi gerek ekonomik ( 10 yılda 45 milyar dolar civarında harcama yapıldığı ifade edilmektedir) gerek demografik ve sosyal sonuçlarını bugünden tam olarak kestirebilmek pekte mümkün gözükmemektedir.  Suriyeli sığınmacılar meselesinin makro sonuçlarını bir yandan değerlendirirken tek tek insani düzeyde yaşananların ihmal edilmesi, her geçen gün kayıp kuşaklar ve kalıcı insani sonuçlar doğurmaktadır.  Vatanlarından uzak kalan bu insanların yaşadığı insanlık dramını hafifletmek, onların çektiği acıları en aza indirmek, göçle gelenleri kabul eden ülkelerin olduğu kadar, modern dünyanın da görevidir. Kurum ve kuruluşların bu çabaları, ülkemizdeki sığınmacıların çokluğu karşısında yetersiz kalsa da ülkemiz vicdani sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır. İş, aş, barınma sorunu yaşayan Suriyeli mültecilerin çocukları da eğitimden tam anlamıyla yararlanamamış ve çoğu uzak kalmışlardır. Anne ve babaların çaresizlik içinde sadece hayatta kalmaları için çaba harcadığı bu çocukların geleceği karartılmamalı güvence altına alınmalıdır. Türkiye’nin Suriyeli mültecilerden kaynaklanan sorunun insani, manevi ve mali boyutunu tek başına üstlenmesi, tüm bu mazlumlara insanca yaşama olanakları sunması  mümkün değildir. Sorunun Uluslar arası arenada ele alınması, Batı ülkelerinin ve Suriye’nin çevresindeki diğer Müslüman ülkelerin işbirliği yaparak, Suriye de sular durulana kadar, mültecilere olabilecek en iyi şartları sunmaları, bu insanların uğradığı yıkımı en aza indirecek girişimlerde bulunmaları gerekmektedir.

Mültecilerin küçük bir bölümü (%2’lik)  kamplarda barınma olanağı bulabilmekte, geri kalanları ise sığındıkları ülkelerde çok zor koşullarda ailelerini geçindirmeye çalışmakta, Avrupa’ya derme çatma tekne ve lastik botlarla gitmeye çalışanlardan bir kısmı ise Ege’nin sularında gömülüp, insanlığın utanç tarihindeki yerini almaktadır.  Güzel bir gelecek umuduyla ailesinin Avrupa’ya götürmeye çalıştığı çocuklardan bazılarının kıyılarımıza vuran cesetleri derin üzüntü oluşturmuş, insanların yapabileceklerini yeniden sorgulama gereğini elzem kılmıştır. Suriyeliler 2014’den itibaren Avrupa’ya doğru yola çıkınca Avrupa da aslında 2011’den beri devam eden Suriyeli sığınmacılar sorunu ile yüzleşmek zorunda kalmış,  2 Eylül 2015’de Bodrum’da cansız bedeni kıyıya vuran Aylan Kurdi isimli 3 yaşındaki Suriyeli bebeğin fotoğraflarının oluşturduğu kamuoyu tepkisi ve genel olarak sivil toplumun o dönemde verdiği destek ile 1 milyonu aşkın sığınmacı Avrupa’ya ulaşmıştır.  Fakat hemen ardından sorunun esas kaynağı olan Suriye iç savaşının failleri unutulmuş, yerine Avrupa için sorunun geçiş yolundaki Türkiye ile bir anlaşma yapılması için harekete geçilmiştir. Nitekim 18 Mart 2016’da Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında sığınmacıların Avrupa’ya geçmesine engel olunması, yani Türkiye’de tutulması karşılığında, mültecilere harcanmak üzere Türkiye’ye 4 yıl için 3+3 milyar Avro ödenmesi konusunda uzlaşıya varılmıştır. Bu süreçte AB, her vesile ile ne kadar çok para verdiğini ifade ederken, Türkiye’de ne kadar çok sığınmacı olduğunu dile getirmekten kaçınmış, sorunu dışsallamanın mutluluğunu yaşamıştır (Erdoğan, 2018)

Açık Kapı Politikasından Açık Sınır Kapı Politikasına Göç Yönetiminde  Paradigma Değişimi

Türkiye’nin 2011 yılından 2020 yılına kadar yürüttüğü “Açık Kapı Politikası”(her geleni kabul etme ve geri göndermeme ilkesi) bir yandan vicdani bir durum gibi kabul edilebilirse de bunu BM ve Uluslar arası düzeyde sorumluluktan kaçınan ülkelerin sorumsuz yaklaşımı uygulamanın, çocuk işçiliğinden  çocuk gelinlere kadar uzun erimde  güvenlik sorunları dahil  farklı riskler oluşturan üstesinden gelinmesi zor  ağır yükler getirmiş bulunmaktadır. Nitekim Avrupa’nın geçiştirdiği ve görmezden gelerek Türkiye’ye büyük bir sorumluluk yüklediği Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye devleti politika değişikliğine giderek Açık Sınır Politikası uygulamasına geçmiştir. Türkiye’nin sınırları açma politikası, Göç yönetiminde bir paradigma değişikliğine gittiğinin somut bir göstergesi ve evrensel ilanıdır. Öte taraftan Türkiye’den Avrupa’ya geçenlerin sayısının çok sınırlı kalacağı ve özellikle Türkiye’deki Suriyelilerin çok büyük bölümünün Türkiye’de kalacakları da açıktır. Bu bağlamda ortaya konulan ve ne yazık ki artık Avrupa’daki göçmen/mülteci karşıtı yaklaşımı da andıran söylemler konusunda dikkatli olmak gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki bazen insanlar ve topluluklar, sorumlusu olmadıkları sorunların ağır yükleriyle karşı karşıya kalmaktadır.  Gerek sığınmacılar gerekse ülkemiz ve her birimiz, arzulamadığımız ve yaratmadığımız bir sorunun ağır sonuçlarıyla karşıya bulunmuştur. Ancak  doğruyu söylemek gerekirse Suriyeli sığınmacılar konusunda Türk toplumu olağanüstü bir dayanıklılık ve fedakârlık göstermiştir.   Toplumumuzun kadirşinaslığı ve Sığınmacılarla olan “kültürel yakınlık” Avrupa ülkelerinde görülen toplumsal kutuplaşma ve çatışmaya imkan tanımayarak ırkçılığa, yabancı düşmanlığına ve nefrete dönüşmemiş nihayetinde ortak zorunlu yaşamın huzur içinde gerçekleşmesi sağlanmıştır.

KAYNAKÇA

Erdoğan M. Murat (2018). Suriyeliler Barometresi: Suriyeliler ile Uyumlu Yaşamın Çerçevesi. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

International Organization of Migration, World Migration Report 2020, https://publications.iom.int/system/files/pdf/wmr_2020.pdf?language=en (Erişim: 27.02.2020).

T.C. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638 (Erişim: 27.02.2020).

T.C. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, https://www.goc.gov.tr/duzensiz-goc-istatistikler (Erişim: 27.02.2020).

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI