23.09.2026 17:35 | Güncelleme Tarihi: 23.09.2026 17:35

Erdoğan, uzun yıllardır dile getirdiği “Dünya 5'ten büyüktür” yaklaşımını BM'nin en önemli kürsülerinden birinde bir kez daha gündeme taşıdı.
Peki burada asıl mesele ne?
Gelin, hep birlikte bu konuyu derinlemesine irdeleyelim:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nda dünya liderlerine seslendi.
Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri yine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin mevcut yapısı oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 190'dan fazla ülkenin iradesinin, Güvenlik Konseyi'ndeki 5 daimi üyenin kararlarına bağlı kalmasının adil olmadığını savundu ve veto hakkının kaldırılması gerektiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bugün 15 üyeden oluşuyor. Bunların 5'i daimi üye: ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere. Kalan 10 ülke ise Genel Kurul tarafından belirli sürelerle seçiliyor. Daimi 5 üyenin veto yetkisi bulunuyor.
Yani Güvenlik Konseyi'nde önemli bir kararın alınabilmesi için gerekli oy çoğunluğunun yanında, daimi üyelerden hiçbirinin veto kullanmaması gerekiyor.
İşte Erdoğan'ın eleştirisinin merkezinde de bu yapı bulunuyor.
Çünkü Genel Kurul'da Birleşmiş Milletler'in 193 üyesi temsil ediliyor. Ancak uluslararası barış ve güvenlik açısından en kritik karar mekanizması olan Güvenlik Konseyi'nde kararların önündeki en önemli engellerden biri, bu 5 ülkenin veto yetkisi. Birleşmiş Milletler de uzun süredir Güvenlik Konseyi reformu ve temsil adaleti konularındaki tartışmaların devam ettiğini belirtiyor.
Dolayısıyla Erdoğan'ın konuşmasını yalnızca bir siyasi söylem olarak değil, Birleşmiş Milletler sisteminin nasıl çalışması gerektiğine ilişkin uzun süredir devam eden küresel tartışmanın bir parçası olarak okumak mümkün.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var.
Veto hakkının kaldırılması gerçekleşmesi, Birleşmiş Milletler Şartı'nda değişiklik yapılmasını gerektiriyor.
Şart'ın 108. maddesine göre değişikliklerin Genel Kurul'da üçte iki çoğunlukla kabul edilmesinin yanı sıra, BM üyelerinin üçte ikisi tarafından onaylanması ve özellikle mevcut 5 daimi üyenin tamamının da bunu onaylaması gerekiyor.
Dolayısıyla önümüzde oldukça zor bir diplomatik süreç bulunuyor.
Tam da bu nedenle Erdoğan'ın konuşmasındaki soru şu noktaya geliyor:
Bu çıkış gerçekten BM'deki dengeleri değiştirebilir mi?
Bunun cevabını bugün itibarıyla kesin şekilde vermek mümkün değil.
Çünkü BM'de reform tartışması yeni değil. Güvenlik Konseyi'nin daha temsilî hale getirilmesi, üye sayısının artırılması ve veto mekanizmasının sınırlandırılması konusunda farklı ülkelerin uzun süredir çeşitli önerileri bulunuyor. Fakat bu öneriler arasında ortak bir formül üzerinde uzlaşmak oldukça zor.
Burada Erdoğan'ın konuşmasının dikkat çeken tarafı ise Türkiye'nin bu tartışmadaki yaklaşımını doğrudan dünya kamuoyunun önüne koyması.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16'ncı kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap etti. Bu yılki oturumun ilk gününde de Türkiye adına dördüncü sırada söz aldı.
Ve kürsüde yalnızca Güvenlik Konseyi'nin yapısını değil, Filistin ve Gazze başta olmak üzere uluslararası gündemin farklı başlıklarını da ele aldı.
Ancak konuşmanın en fazla tartışılacak bölümlerinden biri yine “Dünya 5'ten büyüktür” mesajı oldu.
Çünkü bu ifade artık yalnızca bir slogan olmaktan öte, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler sistemine ilişkin reform talebinin en bilinen ifadelerinden biri haline gelmiş durumda.
Burada izlenmesi gereken asıl nokta şu:
Bu sözler başka ülkelerde nasıl karşılık bulacak?
Çünkü BM reformu tek bir ülkenin talebiyle gerçekleşebilecek bir süreç değil.
193 üyeli Genel Kurul'da farklı ülkelerin farklı beklentileri var. Bazı ülkeler daha fazla temsil isterken, bazıları yeni daimi üyelerin oluşturulmasını tartışıyor. Bazı ülkeler ise mevcut veto sisteminin sınırlandırılmasını gündeme getiriyor.
Dolayısıyla önümüzde yalnızca “veto kaldırılsın mı, kaldırılmasın mı?” sorusu yok.
Asıl tartışma, Birleşmiş Milletler'in 1945'te kurulduğu dönemin güç dengeleriyle bugünün dünyası arasındaki farkın nasıl yönetileceği.
Bugün dünya ekonomisi, nüfusu, siyasi ağırlığı ve bölgesel etkisi değişmiş durumda.
Buna rağmen Güvenlik Konseyi'nin temel yapısı büyük ölçüde İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki düzeni yansıtıyor.
Erdoğan'ın “Dünya 5'ten büyüktür” vurgusu da tam olarak bu noktaya işaret ediyor.
Fakat bunun bir siyasi söylemden kurumsal reforma dönüşebilmesi için çok daha geniş bir uluslararası uzlaşma gerekiyor.
Ve burada kritik aktörler yine Güvenlik Konseyi'nin mevcut daimi üyeleri.
Çünkü BM Şartı'nın değiştirilmesi için onların da onayı gerekiyor.
Dolayısıyla bundan sonraki süreçte yalnızca Türkiye'nin açıklamalarına değil, ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa'nın reform tartışmalarındaki tutumlarına da bakmak gerekiyor.
Erdoğan'ın New York'taki konuşması bu açıdan bir başka soruyu da gündeme getiriyor:
21. yüzyılın dünyasını, 1945'in kurumlarıyla yönetmek mümkün mü?
İşte BM reformu tartışmasının temelinde aslında bu soru yatıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşması bu tartışmayı yeniden dünya kamuoyunun gündemine taşıdı.
Bunun BM'nin karar mekanizmalarında somut bir değişikliğe dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki dönemde ülkelerin diplomatik müzakereleri ve reform önerileri belirleyecek.
Şimdilik kesin olan şu:
Erdoğan, 81. Genel Kurul kürsüsünden bir kez daha “Dünya 5'ten büyüktür” dedi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin veto sisteminin kaldırılması çağrısını yineledi.
Şimdi gözler, bu çağrının diğer ülkelerde ve BM'nin reform sürecinde nasıl karşılık bulacağında.
Peki sizce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısı değişmeli mi? Veto sistemi devam mı etmeli, yoksa reform mu edilmeli?
Görüşlerinizi yorumlarda yazabilirsiniz.